Kesişimsel aktivizm: Bir metot olarak kuir ekoloji

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bazı yaklaşımların derinine inmek ve dahasını kavramak için şemsiye terimden başlamak gerekiyor. Bu yaklaşım tanıdık geldi mi? Detaylara geçmeden girişi yapalım: Çevre bilimleri disiplini, çevrenin biyolojik, fiziksel ve kimyasal öğelerini ve bu öğeler arasındaki ilişkileri keşfetmeyi ve anlamayı amaçlıyor.
Bilim dalı, aynı zamanda, insan etkinliklerinin çevreye etkilerini, doğal kaynakların sürdürülebilir biçimde nasıl kullanılabileceğini ve çevreyi korumak için hangi stratejilerin uygulanabileceğini de araştırıyor. Bu bağlamda elbette disiplinlerarası yaklaşım da kullanılıyor. Kuir ekoloji de—yalnızca bununla kısıtlı kalmasa da—kesişimsel aktivist yaklaşım çatısı altında bunlardan biri.

Tom Pashby, açık kimlikli LGBTİ+ olarak Mısır’da gerçekleştirilen COP27’ye katılıyor
Çevre çalışmaları bağlamında kesişimsel aktivist yaklaşım
Kesişimsel aktivizm, yaklaşımı gereği, sosyal eşitsizlik ve adaletsizlik dinamiklerinin genel anlamda ve eş zamanlı da tecrübe edilen farklı kimlik boyutlarından beslenen bir aktivizm formu. Bu yaklaşım, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik durumu, etnik köken, din, sosyoekonomik durum ve daha fazlası gibi çeşitli kimlik bileşenlerinin ortak noktalarını ve bireyin yaşam deneyimini nasıl şekillendirdiğini analiz eder.
Bu aktivizm biçimi, bireylerin ve toplulukların çok boyutlu kimliklerini ve deneyimlerini anlamak ve bu çeşitli kimlikler ve deneyimlerin kesişme noktalarının, onların yaşam kalitesi ve adaletsizliklere maruz bırakılma olasılıklarını nasıl etkilediğini ortaya çıkarmak için çaba sarfeder.
Bir örnek olarak eko-feminizm: Ekoloji ve feminizmin bileşkesi olarak doğan yaklaşım, çevresel tahribat ve kadınlık deneyiminin maruz kaldığı baskının birbiriyle sıkı bir bağ içerisinde olduğunu ileri sürüyor. Eko-feminizm, kadınları ve doğayı küçümseyen ve tahakküm altında bırakan, sömüren patriyarkal güçlerin çevresel ve toplumsal adaletsizliklerin birincil nedeni olarak alıyor. Kadınlık deneyimi ve doğa tahribatı arasındaki paralellikleri ve ortak sömürü biçimleri irdelenirken kapitalist ve ataerkil yapılar hedef alınıyor; sömürünün sorumlusu olarak tutuluyor.
Eko-feministler sıklıkla, kadınların, toplumları ve çevreyi sürdürülebilir bir biçimde yönetmede benzersiz bir yetenek ve perspektife sahip olduğunu ileri sürüyorlar. Çevre adaleti ve toplumsal adalet arasındaki bağlantıları vurguluyor ve ekolojik krizlerin çoğunlukla en savunmasız toplulukları, yani genellikle kadınları, çocukları ve düşük gelirli grupları en çok etkilediği gözlemliyor ve vurguluyorlar. Bu sebeple, eko-feministler genellikle bu toplulukların haklarını savunurken, ekolojik adaletin ancak toplumsal adaletle eşgüdüm içinde ele alınabileceğini savunuyorlar.

"Dünyayı değil, patriyarkayı parçalayın" pankartı
Fotoğraf: Eşitlik, Adalet ve Kadın Platformu
Bir metot olarak kuir ekoloji
Kesişimsel aktivizm ve eko-feminist yaklaşım ışığında çevre bilimleri ele alındığında karşımıza çıkan terimlerden biri de kuir ekoloji oluyor. Bu yaklaşıma göre LGBTİ+’lara gerçekleştirilen sistematik şiddet ve baskı, tüm düşünce alanlarında kendini gösteriyor. Elbette ekoloji, çevre bilimleri ve iklim hareketi de kapsam dışı bırakılmıyor.
Dolayısıyla kuir ekoloji, kuir teoriyi ve ekolojiyi bir araya getirerek dikotomileri; ikilikler içinde ele alınan, katı ve heteronormatif doğa anlayışlarını eleştiren ve karşılıklı denge ve güç akışkanlığına doğru kaydırmayı hedefleyen bir bilimsel teori olarak karşımıza çıkıyor. Bu kesişimsel ve disiplinlerarası bakış, doğanın ve akademinin algılanmasında kendini gösteren zorunlu heteroseksüellik durumunu kırıyor ve süreç içerisinde sosyokültürel detayları ön plana çıkartıyor.
Erk dominasyonundaki bilimsel çalışmaların temelini oluşturan, biyolojide varsayılan heteroseksüellik ve dolayısıyla heteroseksüel olmayan kimliklerin baskısı ele alınarak doğanın özünde bulunan kirlik inceleniyor. Heteroseksüel ve natrans kimliklere karşı toplumun temel ön yargısının sistematik şekilde göz ardı edildiği, baskılandığı ve reddedildiği bir gerçek. Ancak doğada hem cinsiyet hem de cinsiyet ikiliği, çok çeşitli fauna ve floranın içinde akışkan şekilde varoluyor.
Doğanın basitleştirilmesi ve sömürülmesinin normalleştirilmesi, mevcut toplumsal algıları ve dünya görüşlerini yansıtan ikiliklere sebep oldu. Bu, heteroseksüelliği "doğal" olarak betimlediğimiz ve bundan "sapma"ları da "doğal olmayan" olarak aksettirdiğimiz durumlardan örneklendirebiliyoruz.

Ekolojist Otter Lieffe’nin kuir hayvanlar üzerine çalıştığı dergi
Doğada kuirlik temsilleri: Yeterince doğal değil miyiz?
Kuir ekoloji, bu bağlamda kuirliğin doğal olmayan hiçbir şey yanının olmadığını vurguluyor. Patriyarkal heteroseksist değerlerden çok daha karmaşık yapısıyla doğa, kuir ekolojik yaklaşımla bu yapısını ortaya çıkarma şansı ediniyor. Bunun kaçınılmaz olarak bilim insanlarının doğayı daha iyi anlamalarına ve koruma uygulamalarını daha iyi bilgilendirmelerine yardımcı olabileceği ifade ediliyor; iklim hareketini de doğal dünyayı daha kapsayıcı yansıtacak şekilde ilerleyebileceğini göstermiş oluyor.
Doğadan örnekler: Kuirliğin sayısız hayvan ve bitki türünde bulunduğunu ifade eden yaklaşım, yaygın örnekleri de öne çıkarıyor. Örneği, erkek penguenler arasındaki eşcinsel ve homoromantik ilişkilerden alıyor. "Toplum, kuirliğin özellikle de sayısız hayvan türünde incelenmiş olmasına rağmen, kuirliğin doğal olarak kabul edilmesinde hâlâ isteksiz," deniyor ve üreme eyleminin cinsel ve romantik ilişkilerin temel sebebi olduğu yetersiz fikrin doğanın objektif, bilimsel anlayışımızı sınırlar getirdiğine parmak basıyor.
Biyolojiye sabit yerine akışkan olarak yaklaşarak doğa anlayışımızı yeniden gözden geçirebilmek mümkün. Sosyal inanç sistemlerimizden yapılacak çıkarımlar, doğaya karşı içkin ön yargılarımızla yorumlamamızı engelleyebilir ve böylece daha kapsayıcı, kesişimsel ve eşit şekilde çevre çalışmaları alanında ilerlememize olanak sağlayabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Çevre çalışmaları, disiplinlerarası yaklaşımıyla kesişimsel aktivist alana ve kuir ekolojide uzanıyor.
23 Haz 2023

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bazen birini o an biraz tedirgin etmek ya da yüzleşmekten çekindiği bir gerçeği sakince paylaşmak, uzun vadede hem ona hem de ilişkiye sunulabilecek en içten ve yapıcı katkı oluyor. Belki de esas mesele, ne patavatsızca her şeyi ortaya dökmek ne de çekinip sessizliğe gömülmek… Nezaket görüntüsü altında kendi rahatımızı mı, yoksa karşı tarafın ve ilişkinin gerçek gelişimini mi düşündüğümüzü kendimize dürüstçe itiraf edebilmemiz gerekiyor.

Tıp, uzun yıllar erkek bedenini temel alarak araştırdı, hastalıkları tanımladı ve teşhis kriterleri geliştirdi. Bunun sonucun ise kadınların özellikle bazı hastalıklarda daha geç veya yanlış teşhis alması, tedaviye erişimde eşitsizlik ve yalnızca kadınları etkileyen sağlık sorunlarının yeterince araştırılmaması oldu. "Ölümcül Körlük" dizisinin ilk yazısı, tıbbın cinsiyet körlüğünün nasıl oluştuğunu ve bunun kadın sağlığı üzerindeki sonuçlarını inceliyor.

Greenpeace Türkiye’nin 5 büyük market zincirinden aldığı 20 ürünün 3’ünde mevzuata aykırı pestisit kullanımı, 7’sinde ise 3’ten fazla pestisit tespit edildi; birinde 15 yıl önce yasaklanan etken madde bulundu. Daha 2021’de pazarın yüzde 60'ını yönettiği belirlenen zincir marketler, tarladaki üretim standartlarını da belirleme gücüne sahip. Market zincirlerinin elindeki bu gücün yanında ilgili kanunlar gıda kodeksine aykırı ürün satmama sorumluluğu da yüklüyor. Pazarı kontrol edenler, pestisit kullanımın da kontrol edebilir.

Kareem Rahma’nın metroda karşısına aldığı konuklardan bir iddia ortaya atmalarını istediği ve ardından bu fikri birkaç dakikalık bir tartışmaya dönüştürdüğü Subway Takes formatı, kısa videonun da güçlü bir editoryal dünyaya sahip olabileceğini gösteren nadir örneklerden. Kısa videoyu platformun değil, editoryal aklın merceğinden görmenin zamanı gelmiş olabilir mi?

Doğal yapıyı parçalayan ve bozan Avrupa nehirleri üzerindeki 1,2 milyondan fazla baraj, bent ve menfez kaldırılıyor. Bariyerlerin kaldırılmasıyla yeniden birbirine bağlanan 3 bin 740 kilometrelik Avrupa nehirleri, AB’nin “2030’a kadar 25 bin kilometrelik nehri doğal hâline döndürme” hedefine bir adım daha yaklaştırıyor. Şu ana kadar 603 bariyer kaldırılırken Tuna ve Ren gibi büyük nehirlerdeki su seviyelerinin azalması Avrupa ekonomilerini zorluyor.




