Alaçatı mahallelileri

Alaçatı mahallelileri

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Lodosta kite'a koşanlar, kurabiye kokusunu takip edip evini bulanlar, mevsim geçişlerini hissedenler: birbirini seven ve sayan Alaçatılılar.

"Kitapçımız Ömer Abi’nin ordan köşeyi dönünce bizim ev. Taze lor kurabiyesinin kokusunu takip edersen."

Okşan ve Lemi Resimcioğlu

Bugünlerde Bonte’nin, eski yıllarda Alaçatı’yı ev yapanlar için Cadde75 kurucuları

İkimiz de İzmirliyiz. Alaçatı’da Çamlık yolda yazlığımız vardı, yazın gelirdik yani. O zamanlar Alaçatı’da kimisi harap evler, toz, sessizlik, köylüler, tahtalarını alıp rüzgârın peşini kovalayan sörfçüler dışında pek kimse yoktu. 2002’de işleri bırakıp hayatın bir sonraki aşamasında ne yapacağımızı planlarken elektrik direği ve yolu olmayan bir yerde arsa bulduk. Direği getirttik, yolu açtık. İçinde hem yaşayacağımız hem de misafirlerimizin gelip kalacağı bir otel yaratacaktık. Cadde75’in başlangıcı bizim yaz-kış Alaçatılı olmamızın da başlangıcı oldu. 

Şimdi o otel yok ama hâlâ seviyoruz burayı ve Alaçatılı olmayı: henüz daha Alaçatı uyanmamışken Local Cups’ta kahveye uğramayı, Dostlar Fırını’nda İzmir boyozuyla kahvaltı yapmayıIlıca ve Çark plajında denize atlamayı, akşam Roka Bahçe avlusunda tanıdıklarla karşılaşmayı. 

Bizim yerleştiğimiz Alaçatı’da “Siz Alaçatı’nın girişindeki benzin istasyonunda bekleyin, sizi almaya geliyoruz,” derdik arkadaşlarımıza. 2010 yılından sonra yavaş yavaş, 2015 yılından sonra da hızlı bir şekilde büyük değişime uğradı. Yazları tabelalar, birbirinin müziğini bastırmak için sesi artıran barlar, butikler dizildi. Kışın hâlâ özgünlüğünü, samimiyetini, sessizliğini koruyan Alaçatı’mız burada. Sokaklarında yürüdüğümüz, müdavimi olduğumuz mekânlarında veya evlerde buluşup sohbet ettiğimiz evimiz burası. İki gün ortalıkta görünmezsek aranıp kontrol edildiğimiz, iyi olup olmadığımızın sorulduğu, kapımızın çalındığı komün hayatımız. Kitapçımız Ömer Abi’nin ordan köşeyi dönünce bizim ev. Taze lor kurabiyesinin kokusunu takip edersen.

"Saygı gördüğünüz, sevgi verdiğiniz yerdir Alaçatı."

Gülay Tokgöz 

Bence Atölye ve Sailors Hacımemiş'in yaratıcısı

Alaçatı’da yaşam arayışım 2000 yılında başladı. 2006 Ocak'ta da Alaçatı’da bir ev kiralayarak buradaki hayatıma başladım. Artık Alaçatılıyım diyebiliyorum çünkü hayata dair her şeyim burada: evim, işim, arkadaşlarım, komşularım, alışkanlıklarım… Yaşarken kendimi güvende hissettiğim, sokaklarında dolaşırken tanıdığım insanlara rastladığım, ”Günaydın, nasılsınız?” diyebildiğim bir yer Alaçatı. Bahçe kapısından utanarak içeriye baktığında "Buyur kızım, bir çay içelim," denilir burada, sokağa sarkan limon ağacıdan bir limon koparıp koklarsınız. Saygı gördüğünüz, sevgi verdiğiniz yerdir Alaçatı. En azından benim yaşadığım Alaçatı böyle.

Sailors Hacımemiş


Yaz. Geldi. Kimi yerlisi yaz sezonunu iple çeker, tüm kış yaşaması için gerekli parayı kazanabilecektir çünkü. Alaçatı’da yaşamayı seçen ben ve benim gibi düşünen bir grup için de temmuz ve ağustos zor aylardır. Sokaklar kalabalıklaştığında başka bir dünyada yaşıyor gibiyiz, hemen beklentilerimizi değiştirip kendimizi korumaya aldığımız döneme gireriz. Caddelerde görülmez, daha çok evlerimizde zaman geçirmeyi seçer, ara sokaklardan sevdiklerimize ulaşırız ya da Alaçatı dışına çıkıp nefes alacağımız Ildırı, Barbaros Köyüne kaçarız. 

Alaçatı yıllar içinde çok değişti, cami önünde dondurma satan Turan Amca geçen yıl vefat etti. Plaj kulübü kavramına karşı olduğum için artık yazın denize girmiyorum mesela. Tabii bazı şeyler de değişmedi: balık mezatı, pazarın renkliliği, sabah erken saatlerde Ilıca’da denizin rengi, dolunayın seyri gibi.

"Mevsimleri hissederek, kuşları duyarak, yürüyerek yaşadığın yer."

Zeynep Boneval 

Yolculuk Terapisi seyyahı

20 yıldır Alaçatı sevdalısı, 16 yıldır Alaçatı sakiniyim, 5 yıldır da yaz-kış Alaçatı’da yaşıyorum. Doğayı, mevsimleri hissederek; çiçekleri görerek, kuşları duyarak, yürüyerek yaşadığın; araba bile kullanmadığın, yetişmek için koşmadığın, sevdiklerinle görüşmek için önceden sözleşmek zorunda kalmadığın, köşede rastlaşıp sohbet edebildiğin, zamanının sana kaldığı, bütün yıl açık havada olmanın tadını çıkartabildiğin bir yaşam sunduğu için evim Alaçatı.

Zeynep Boneval, Ovacık’ta


Sadece yazın gelenler daha çok Alaçatı’yı tüketmek veya eğlenmek için kullanıyor. Kimileri çok acımasızca geldikleri yerin sakinleri olduğunu unutan, sessizliğine, temizliğine ve doğasına zarar veren işletmeler ve turistler oluyor. Oysa 12 ay boyunca yaşayan insanlar arasında tatlı bir birliktelik ve mesafe, birbirinin özel alanına saygı var. Küçük bir yerde birlikte yaşayan bir avuç insan olduğumuzu, dolayısıyla birbirimize muhtaç olduğumuzu bilmenin saygısı bu. Bir yandan da ortak bir yere sevgi duyup gelmiş olmanın getirdiği bir gönül birliği, sahip çıkma isteği ve zamanla paylaştıkça gelişen sevginin bileşenleriyiz. Sokağımızın yarısı en eski Alaçatılılar, yarısı da bizim gibi sonradan gönül verip gelenler. Birlikte öğrenerek yaşıyoruz.

Şimdi yaz geldi. Sokaklar kalabalıklaşınca Ovacık’ta minik bağ evine kaçarız biz, en kalabalık ve gürültülü gecelerde, bayramda mesela, botla Alaçatı’nın bakir koylarına gideriz. Çamlık yolda sabah yürüyüşü yapıp, daha çok müdavimlerin bildiği ve gittiği restoranlarda erken saatlerde buluşuruz. Sonbaharda bizim Alaçatı’mız gelene kadar yokuz. 

Bizim Alaçatı'mızın bileşenleri ne dersen: Kilise Cami’nin krokalyaları, Dutlu Meydan'ın dut ağaçları, tarihî değirmenler, balık mezatı, Altın Kasap, Keskin Fırın, Alaçatı Kitabevi, pazardaki yerel üreticilerimiz: Aspc, Myga, Çağla Kubat sörf istasyonları ilk aklıma gelenler. Kışın izole bir hayat yaşamıyoruz Alaçatı’da. İhtiyaç duyduğumuz kadar yalnızlık ve doğa, istediğimiz zaman da birlikte burada olmayı paylaşabildiğimiz komün hayat var. Daha uzun uzun Alaçatı’da kışı okumak istersen burada.

“2000'ye dek Alaçatı bizler için ismi pek telaffuz edilmeyen uzak bir köydü.”

Cem Tahtakıran 

apero kurucu ortağı

İzmirli olduğumdan ve tüm yazları Çeşme’de geçirdiğimden çocukluğumdan beri -38 yıldır- Çeşme’deyim. Okulların kapanışından açılışına dek Çeşme benim için sadece yazın gelinen bir sayfiye yeriydi. Çeşme diyorum çünkü 2000'ye dek Alaçatı bizler için ismi pek telaffuz edilmeyen uzak bir köydü. Alaçatı’ya değil Çeşme’ye gelinirdi. Üniversite ve iş hayatı döneminde Çeşme ve Alaçatı sadece bayramlarda ve hafta sonları ailemi görmeye, arkadaşlarımla buluşmaya gelinen bir yere evrildi. 2016’da eşimle beraber İstanbul’da kurumsal hayatımızdan vazgeçip Alaçatı’ya taşınma kararı aldık.

Sandviç ve kişleriyle meşhur apero, Alaçatı


Alaçatı’ya gelmemizdeki en büyük etken İstanbul’da ve büyük bir şehirde yaşamama isteğiydi. Önce yaşamak istediğimiz yeri seçtik, sonra orda neler yapabileceğimizi düşündük. apero’yu 2019’da kurduk. O günden beri yazları çalışıyoruz. Samimi olmam gerekirse sokaklar kalabalıklaştığında yani yaz aylarında pek dışarı çıkmayı tercih etmiyoruz, dükkândayız. Daha çok aile ve arkadaşlarla ev toplanmalarımız, bizim en büyük sosyalleşme etkinliğimiz. Ama arada bir Köşe Kahve, Sailors, Agrillia, Roka Bahçe’de sabahın erken saatlerinde veya gece kalabalıkları Alaçatı’ya varmadan bizi bulabilirsiniz.

"Lodos esen günlerde denize veya kite’a koşulur, sonrasında şömine başında sıcak şarap keyfi yapılır."

Yasemin Yılmaz 

Bom Dia'nın kurucusu 

Burası çocukluğumuzdan beri geldiğimiz, yazımızı geçirdiğimiz yer ama 2014 yılında yazlık evimizi aldığımızdan beri kendimi Alaçatı’ya daha ait hissediyorum. 2016 yılında Bom Dia’nın da açılmasıyla beraber yılın en az 6 ayını Alaçatı’da geçirmeye başlamadım. En sevdiğim Alaçatı zamanı sokakların ve plajların müzik sesleriyle değil, bir “merhaba” kadar da olsa tanıdığımız insanların hoş sohbetleri ve kahkahalarıyla dolduğu, birbirimizi duyabildiğimiz sezon başları ve sonları.

Yasemin, uzun zamandır okumak istediği kitabı açmış


Alaçatı evim çünkü burada sabah yürüyüşlerinde tanıdık tanımadıkla günaydınlaşıyor; manavdaki Mustafa Amca, evimize su aldığımız bakkaldaki Berker ile birbirimize hatır soruyor; çocuklarından, işlerden, bizim köpeklerden konuşuyor ve üstümüzde para olmadığında "Sonra hallederiz," diyen iyi niyetli insanlar olduğunu biliyor, kendimizi bir nevi güvende hissediyoruz.

Bom Dia’nın sezonluk bir yer olan Alaçatı’yı mesken edinmesinin ilk sebebi iş düzenimizi 6 aylık kurgulayıp yılın kalan 6 ayında seyahat etmek üzere bir çalışma modeli yaratmak istememizdi. Erkek arkadaşımın da buralı bir kite sörf eğitmeni olması ve onun sayesinde buradaki yaşam biçimine kolaylıkla uyum sağlayabilmemle birlikte Bom Dia’nın Alaçatı’da dünyaya gelmesini istediğime karar verdim. 

Bom Dia için Alaçatı; manav, bakkal, zeytinci peynirci için her ne kadar “Bom Bida, Bam Bida, Bomo Dia” olsak da daima en iyi sebze meyveyi bize ayıracaklarını, ben gidemediğimde onların selam vermeye dükkâna geleceğini, dükkânda misafir ettiğimiz herkesle öyle ya da böyle hoş sohbet edebileceğimizi bilmek demek.

Bom Dia'da kahvaltı saati


Alaçatı için Bom Dia’nın anlamı da dükkâna gelen herkesin, her daim bir tanıdıkla karşılaşma, arkadaşlarla ayaküstü sohbet etme fırsatını bulması. Tek başına da gelsen kendini mutlaka bir sohbetin içinde bulur, buraya ait hissedersin. Bom Dia’da akşam kokteyl içerken yeni insanlarla tanışır, kite sörfçülerle muhabbetteyken “Ertesi gün ben de mi kite sörfe başlasam ya?” diye sorabilirsin kendine. Rüzgâra ait hissettiğin, kaptırdığın yer gibi. 

Alaçatı’nın yazı cıvıl cıvıl ve rengârenktir, sanki bütün İstanbul, İzmir buraya aynı anda sığmaya çalışıyor gibi hissedilir. Bu bazen yerli halka -yani bize de- sıkışıklık hissi verse de aslında biliriz ki 3 ay uçup gidecek, sokaklar göz açıp kapayıncaya kadar sakinleşip sessizleşecek. 

Dürüst olmak gerekirse kışın gelen sakinliği de bir ayrı severiz. Kışın burada kalanlarla beraber kurulan sofraların sayısı artar, o sofralarda edilen sohbetler uzar. Ilıca sahilinde yapılan yürüyüşler sonrası kahveler beraber içilir. Lodos esen günlerde denize veya kite’a koşulur, sonrasında şömine başında sıcak şarap keyfi yapılır. Maalesef son yıllarda değişen iklimle beraber buranın da kışları çok sert geçmeye başladığı için soğuk kış günlerinde sokaklarda bazen kimse olmaz; okunamayan kitaplar, izlenemeyen filmler izlenir o zaman evde. Yazın bazen kendimizi duymakta zorlanırken kışın Alaçatı’da insanın kendine vakit ayırması, kendini duyması çok derece olağan ve keyiflidir.

Sokakların kalabalık olduğu yüksek sezonda bizim rutinimiz genelde dükkân-kite-ev arasında gidip gelmek. Ancak bu yıl dükkân için kurduğumuz sistemle beraber kendimize daha çok vakit ayırabilmeye başladık. O zamanları da genelde köpeklerimizle parka veya denize giderek, daha sessiz kalan -Ardıç, Dalyan, Paşalimanı- koylarda kitap okuyarak ve yüzerek geçiriyoruz. Akşamları sevdiğimiz yerlerde yemeğe erken oturuyor, dükkânın gece temposuna hazırlanıyoruz.

Bom Dia Alaçatı'da bir akşamüstü


Alaçatı’nın bize göre yıllar içinde değişmeyen en güzel şeyi enfes rüzgârı: kendimizi tüm dış seslere kapadığımız, doğaya teslim olduğumuz, yorgunluklarımızdan arındığımız, kite sörfün olmazsa olmazı. Buranın yerlisiyle kurduğumuz bağ ve Ilıca’da denizin çarşaf gibi olduğu zamanlarda yürüyüşten sonra kendini denize atma isteği ve bunların verdiği mutluluk bizim için hiç değişmedi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

💌 Taze lor kurabiyesi kokusunun ve lodosun peşinde: Alaçatı

Alaçatı mahallelilerinin peşindeyiz: bu yaz kalabalıklardan uzakta nerede dinleriz kuş seslerini? Nerede atarız kuma ince peştemali? Nasıldır yaz-kış Alaçatılı olmak? Bekleyin bizi, birkaç güne oradayız biz de.

03 Tem 2022

Fotoğraf: Zeynep Boneval

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR