Kluge, Fassbinder, Herzog, Wenders

Sinema yazarı Engin Ertan'la, Sinematek/Sinema Evi'nin Genç Alman Sineması programı üzerine bir sohbet.
Kluge, Fassbinder, Herzog, Wenders

6 Ocak - DasDas - Duende
DasDas ile birlikte

Duyduklarınla ve duymadıklarınla Minik Serçe: SEZEN AKSU DİJİTAL SANAT SERGİ DENEYİMİ X Media Art Museum by DasDas’ta Nedir? Kreatif direktörlüğünü Fuat Genç, sanat yönetmenliğini Mustafa Göçmezler, küratörlüğünü Esra Özkan’ın üstlendiği ve Sezen Aksu’nun bambaşka bir deneyimi birlikte yaşamamıza imkân tanıdığı sergi, X Media Art Museum’da sanatseverleri bekliyor. Müzedeki yüksek teknolojinin ışığında değer kazanan görseller, videolar, 3D ve 2D animasyonlar, katılımcıları 25 dakikalık bir gösterimin ardından sürpriz bir deneyim alanına sürüklüyor. Ne zaman? Mart ayına kadar. Neden gitmeli? Türkiye’de ilk defa bir müzisyenin çalışmalarını odağına alan dijital sanat sergisinde; değerli sanatçı Sezen Aksu’nun 70’lerde İstanbul’a gelmesiyle başlayan, 80’lerde renkli bir müzikal döneme, 90’larda pop çağına ve 2000’lerde daha cesur bir duruşa dönüşen, sonrasında ise ustalık dönemine uzanan ilham verici öyküsüne tanıklık edebilirsin. Not almalı: X Media Art Museum by DasDas ’ın üçüncü projesi olan serginin içinde yer alan farklı deneyim alanları, katılımcıların Sezen Aksu’ya not bırakabileceği alanlara ve projeyle bağlantılı NFT eserlere de yer veriyor. Fuga Mobilya ana sponsorluğunda gerçekleşen SEZEN AKSU DİJİTAL SANAT SERGİ DENEYİMİ ’yle geçmişten bugüne dijital bir yolculuğa çıkmak için detaylı bilgi ve biletleri burada bulabilirsin. Dikkat dikkat: Serginin mart ayına kadar ziyaret edilebildiğini hatırlatmak isteriz.

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

2023'ün bu ilk günlerinde geride bıraktığımız yılı düşündüğümde, Sinematek/Sinema Evi'nin geçtiğimiz yıl yaptığım sinemasal keşiflerde ne denli önemli bir rolü olduğunu hatırlıyorum. İstanbul Film Festivali ve Filmekimi'ne ev sahipliği yapan salonlarında Hindistan'dan Danimarka'ya, Senegal'den Fransa'ya farklı ülkelerden yepyeni yönetmenler ve dünyalar keşfetmemin yanı sıra, kendi programları sayesinde Jean Renoir'dan Georges Méliès'ye birçok ismin sinemasıyla o salonda tanışmışım.

Sinematek/Sinema Evi, yeni yılı üç yeni gösterim programıyla karşılıyor şimdi: 80'ler Türkiye Sinemasında Kadın, Canlandırmanın Dünü Bugünü ve bu sayının odağındaki, 10 Ocak - 31 Mart tarihleri arasındaki gösterimlerle sürecek Genç Alman Sineması programı.

Sinematek/Sinema Evi'nin Ocak-Mart 2023 sezonu afişi | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Babamızın sineması öldü! Film programını hazırlayan sinema yazarı Engin Ertan, “Genç Alman Sineması diye tabir edilen akım dünyanın farklı yerlerinde benzer hareketlenmeleri gördüğümüz bir şeyin karşılığı. Fransa’daki Yeni Dalga olsun, Çekoslovakya’daki Yeni Dalga olsun, bunun benzerlerini görüyoruz.” diyor. 

II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’yı sarmış öğrenci hareketlerinin, ’68 mayısına doğru giden politik oluşumların; Fransa’nın kendi sömürgeci geçmişi ve Cezayir savaşıyla, Almanya’nın savaş suçlarıyla yüzleşememesine tepki gösteren gençliğinin bir uzantısı olduğunu söylüyor Genç Alman Sineması’nın. Her şey 1954 yılında Uluslararası Oberhausen Kısa Film Günleri’nde düzenlenen “Papas Kino ist tot!” (Babamızın sineması öldü!) başlıklı basın toplantısı ve yayımlanan bir manifestoyla başlamış: “[Genç Sinemacılar] genç bir sinema istiyorlar, tarihle yüzleşen bir sinema istiyorlar, sorgulayan bir sinema istiyorlar ve en önemlisi de [sanatın] ticari bağımlılıktan kurtulması gerektiğini söylüyorlar.”

Berlin x Münih. Engin, akımın öncülerinin karşı çıktığı II. Dünya Savaşı sonrası Almanya'sında hüküm süren sinemayı daha ziyade insanları eğlendirmeye yönelik bir “eğlence” ya da “kaçış sineması” olarak tanımlıyor. Öte yandan, merkezde yer alan Genç Alman Sineması’na tepkilerle gelen genç yönetmenler de olmuş. Bunlar arasında Münih ve Hamburg’dan çıkan ve biraz daha tür sinemasına yakın yönetmenler de var. “Bu çatışma hâlâ Almanya'da güncelliğini koruyor. Bugün de Münih'ten çıkanlar biraz daha ticari sinemaya meylederler. Daha aksiyon, komedi gibi [türlere] yakındırlar. Berlin'den çıkanlar biraz daha arthouse'a - festival filmleri diye tabir ettiğimiz, daha karakter psikolojisine odaklanan filmler çekerler diyelim.”

Engin ve Emre, Genç Alman Sineması hakkında konuşuyorlar. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Fassbinder, Herzog, Wenders. Program hazırlarken önceliğinin ne olduğunu soruyorum. Baktığımda hem çok bilinen isimler hem de keşif niteliğindekiler dikkatimi çekiyor çünkü. “Aslında tam buydu! İkisini biraz dengelemek…” diyor Engin: “Seyircinin tanıdığı, bildiği isimler ve onların seyirciyi çekmesi tabii ki gözardı edilmesi imkânsız, önemli bir şey. Fassbinder, Herzog, Wenders, bu akımın en bilinen, yıldız yönetmenleri. Dolayısıyla onları dahil etmek kaçınılmaz. Zaten onlarsız bu programı yapmak da mümkün değil.”

Tematik ve zamansal çeşitlilik. Genç Sinemacılar, 1958-1966 yılları arasında birçok kısa metrajlı, çoğu deneysel ya da belgesel türde filme imza atmış. Programda bu kısa filmlerden bir seçki de var: “Dünyada tanınmaya başlamadan önce Almanya’dan yönetmenler kendi içlerinde nasıl bir dil arayışı yapıyorlar, onu görme imkânı sağlayacak”. diyor Engin bu seçki için. 1966'dan başlayarak uzun metrajlı filmler ve bunların uluslararası festivallerdeki görünürlüğü artmış, 1970’lerden itibaren akımın temsilcisi yönetmenlerin daha çok tanınan isimlere dönüşmeye başlamaları söz konusu olmuş. “O dönem Almanya’nın kendi içindeki toplumsal değişimleri, hem Almanya’nın geçmişine bakan hem de o gününe bakan filmler arasında bir çeşitlilik ve denge olmasını gözeterek yaptık bu programı.” 

Çok bilinen isimlerin yanında avangart filmler çeken yönetmenlerin ve Türkiye’de az gösterilmiş filmlerin de seçkide olması önemli kıstaslarmış. Herzog ve Kluge’nin ilk filmlerini, Fassbinder’in Cannes’daki çıkışını, Wenders’in sinemaya dair iki filmini programda bulmak mümkün. Söz konusu zamansal çeşitliliğin odağında ise akımın kapsadığı düşünülen 1962-1982 yılları var: “1982’de Fassbinder’in ölmesi ya da Wenders’in ABD’ye gitmesi gibi gelişmelerle Genç Alman Sineması'nın akım niteliğinin büyük ölçüde dağıldığını görüyoruz.”

Genç Alman Sineması programını hazırlayan Engin Ertan | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Feminist ve kuir sinema. Batı Almanya’da feminist sinema tartışması yine bu dönemden ve bu akımın içinden çıkmış. Bu yüzden Ulrike Ottinger, Helke Sander ve Ula Stöckl gibi feminist yönetmenlerin ve feminist sinemanın bir temsilinin programda olmasını özellikle istemişler. Batı Almanya’da çekilen ilk feminist film The Cat Has Nine Lives/Neun Leben hat die Katze filmi bunlardan biri. Keza kuir sinemayı temsilen Werner Schroeter’in bir filmi de seçkide yer alıyor.

Dünün gençlerinden, bugünün gençlerine. Genç Sinemacılar dönemindeki isimler ve filmlerinin etkilerini çağdaş Almanya sinemasında ne ölçüde ve hangi isimlerde hissettiğimizi düşündüğünü soruyorum. “Fassbinder’in bazı filmlerinin etkilerini Christian Petzold’da görmek mümkün.” diyor. Ayrıca kadın sinemacılarda, özellikle Angela Schanelec’in sinemasında paralellikler hissettiğini söylüyor. Dominik Graf’ın sinemasının ise bir ara köprü gibi olduğunu…

Diyor ki…

“Sinema tarihini ele aldığın zaman belli başlıklar, akımlar var. Genç Alman Sineması da bunlardan birisi, sinema okuluna gittiğinde bir noktada illaki sinema tarihi dersinde geçen başlıklardan. Sinematek/Sinema Evi de benim gözlemlediğim kadarıyla bu belli başlı akımları bir sinema okulu niteliğiyle toplayıp seyirciye ulaştırmayı planlıyor, başlıca görevlerinden biri bu belki.”

Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi’nin “Genç Alman Sineması: Kluge, Fassbinder, Herzog, Wenders…” başlıklı gösterim programı, 10 Ocak Salı günü, akımın temsilcisi birçok yönetmenin bir arada çektiği Germany in Autumn / Deutschland im Herbst (1978) filmiyle başlıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🎤 Little Simz'in minnetsizliği, Genç Alman Sineması

En sahici, en amansız ve minnet etmeyen hâliyle Little Simz ve son albümü NO THANK YOU, Sinematek/Sinema Evi'nin Genç Alman Sineması programı üzerine söyleşi ve Spielberg'ün sanat ve aileyi çarpıştırdığı otobiyografik kurgusu The Fabelmans.

06 Oca 2023

DasDas ile birlikte
Fotoğraf: Nwaka Okparaeke

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Altın Koza'nın ardından: Adana'da neler izledik?

33. Adana Altın Koza Film Festivali’ni, ulusal yarışmanın hayal kırıklıkları, Dünya Sineması’nın güçlü filmleri ve sinemanın sınırlarını sorgulatan tartışmalarıyla ele aldık.

Emre Eminoğlu

·

05 Eki 2026

Altın Koza'nın ardından: Adana'da neler izledik?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gabriele Esposito ile bedenin görsel hafızası üzerine

Çocuk yaşta başladığı dans eğitiminin ardından İtalya’da profesyonel bir dansçı olarak tanınan Gabriele Esposito, zamanla odağını performansın ötesine taşıyarak bedenin bir görüntüyü nasıl şekillendirdiğine yöneldi. Esposito ile bedenin görsel anlatıdaki rolünü, moda ve koreografi arasındaki ilişkiyi ve hareketin yeni teknolojilerle değişen sınırlarını konuştuk.

Bartu Bıçak

·

05 Eki 2026

Gabriele Esposito ile bedenin görsel hafızası üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Arabesk yeniden: Gençlerin çalma listelerinde neden kara bulutlar geziniyor?

Spotify verileri arabesk müzik dinlenmelerinin 2020’den bu yana yüzde 435 arttığını gösteriyor. Üstelik bu yükselişin merkezinde gençler var ancak yeni kuşağın bir kısmı, dinlediği müziğin arabesk olduğunun farkında bile değil. Türler arasındaki sınırların silindiği, yalnızlık ve gelecek kaygısının arttığı bir dönemde ana akım Türkçe müzik giderek daha karamsar bir tona bürünüyor.

Eda Solmaz

·

05 Eki 2026

Arabesk yeniden: Gençlerin çalma listelerinde neden kara bulutlar geziniyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak

“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Elif Bayram

·

02 Eki 2026

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

Şeyma Ye

·

02 Eki 2026

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar