Kluge, Fassbinder, Herzog, Wenders


Duyduklarınla ve duymadıklarınla Minik Serçe: SEZEN AKSU DİJİTAL SANAT SERGİ DENEYİMİ X Media Art Museum by DasDas’ta
Nedir? Kreatif direktörlüğünü Fuat Genç, sanat yönetmenliğini Mustafa Göçmezler, küratörlüğünü Esra Özkan’ın üstlendiği ve Sezen Aksu’nun bambaşka bir deneyimi birlikte yaşamamıza imkân tanıdığı sergi, X Media Art Museum’da sanatseverleri…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
2023'ün bu ilk günlerinde geride bıraktığımız yılı düşündüğümde, Sinematek/Sinema Evi'nin geçtiğimiz yıl yaptığım sinemasal keşiflerde ne denli önemli bir rolü olduğunu hatırlıyorum. İstanbul Film Festivali ve Filmekimi'ne ev sahipliği yapan salonlarında Hindistan'dan Danimarka'ya, Senegal'den Fransa'ya farklı ülkelerden yepyeni yönetmenler ve dünyalar keşfetmemin yanı sıra, kendi programları sayesinde Jean Renoir'dan Georges Méliès'ye birçok ismin sinemasıyla o salonda tanışmışım.
Sinematek/Sinema Evi, yeni yılı üç yeni gösterim programıyla karşılıyor şimdi: 80'ler Türkiye Sinemasında Kadın, Canlandırmanın Dünü Bugünü ve bu sayının odağındaki, 10 Ocak - 31 Mart tarihleri arasındaki gösterimlerle sürecek Genç Alman Sineması programı.

Sinematek/Sinema Evi'nin Ocak-Mart 2023 sezonu afişi | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Babamızın sineması öldü! Film programını hazırlayan sinema yazarı Engin Ertan, “Genç Alman Sineması diye tabir edilen akım dünyanın farklı yerlerinde benzer hareketlenmeleri gördüğümüz bir şeyin karşılığı. Fransa’daki Yeni Dalga olsun, Çekoslovakya’daki Yeni Dalga olsun, bunun benzerlerini görüyoruz.” diyor.
II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’yı sarmış öğrenci hareketlerinin, ’68 mayısına doğru giden politik oluşumların; Fransa’nın kendi sömürgeci geçmişi ve Cezayir savaşıyla, Almanya’nın savaş suçlarıyla yüzleşememesine tepki gösteren gençliğinin bir uzantısı olduğunu söylüyor Genç Alman Sineması’nın. Her şey 1954 yılında Uluslararası Oberhausen Kısa Film Günleri’nde düzenlenen “Papas Kino ist tot!” (Babamızın sineması öldü!) başlıklı basın toplantısı ve yayımlanan bir manifestoyla başlamış: “[Genç Sinemacılar] genç bir sinema istiyorlar, tarihle yüzleşen bir sinema istiyorlar, sorgulayan bir sinema istiyorlar ve en önemlisi de [sanatın] ticari bağımlılıktan kurtulması gerektiğini söylüyorlar.”
Berlin x Münih. Engin, akımın öncülerinin karşı çıktığı II. Dünya Savaşı sonrası Almanya'sında hüküm süren sinemayı daha ziyade insanları eğlendirmeye yönelik bir “eğlence” ya da “kaçış sineması” olarak tanımlıyor. Öte yandan, merkezde yer alan Genç Alman Sineması’na tepkilerle gelen genç yönetmenler de olmuş. Bunlar arasında Münih ve Hamburg’dan çıkan ve biraz daha tür sinemasına yakın yönetmenler de var. “Bu çatışma hâlâ Almanya'da güncelliğini koruyor. Bugün de Münih'ten çıkanlar biraz daha ticari sinemaya meylederler. Daha aksiyon, komedi gibi [türlere] yakındırlar. Berlin'den çıkanlar biraz daha arthouse'a - festival filmleri diye tabir ettiğimiz, daha karakter psikolojisine odaklanan filmler çekerler diyelim.”

Engin ve Emre, Genç Alman Sineması hakkında konuşuyorlar. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Fassbinder, Herzog, Wenders. Program hazırlarken önceliğinin ne olduğunu soruyorum. Baktığımda hem çok bilinen isimler hem de keşif niteliğindekiler dikkatimi çekiyor çünkü. “Aslında tam buydu! İkisini biraz dengelemek…” diyor Engin: “Seyircinin tanıdığı, bildiği isimler ve onların seyirciyi çekmesi tabii ki gözardı edilmesi imkânsız, önemli bir şey. Fassbinder, Herzog, Wenders, bu akımın en bilinen, yıldız yönetmenleri. Dolayısıyla onları dahil etmek kaçınılmaz. Zaten onlarsız bu programı yapmak da mümkün değil.”
Tematik ve zamansal çeşitlilik. Genç Sinemacılar, 1958-1966 yılları arasında birçok kısa metrajlı, çoğu deneysel ya da belgesel türde filme imza atmış. Programda bu kısa filmlerden bir seçki de var: “Dünyada tanınmaya başlamadan önce Almanya’dan yönetmenler kendi içlerinde nasıl bir dil arayışı yapıyorlar, onu görme imkânı sağlayacak”. diyor Engin bu seçki için. 1966'dan başlayarak uzun metrajlı filmler ve bunların uluslararası festivallerdeki görünürlüğü artmış, 1970’lerden itibaren akımın temsilcisi yönetmenlerin daha çok tanınan isimlere dönüşmeye başlamaları söz konusu olmuş. “O dönem Almanya’nın kendi içindeki toplumsal değişimleri, hem Almanya’nın geçmişine bakan hem de o gününe bakan filmler arasında bir çeşitlilik ve denge olmasını gözeterek yaptık bu programı.”
Çok bilinen isimlerin yanında avangart filmler çeken yönetmenlerin ve Türkiye’de az gösterilmiş filmlerin de seçkide olması önemli kıstaslarmış. Herzog ve Kluge’nin ilk filmlerini, Fassbinder’in Cannes’daki çıkışını, Wenders’in sinemaya dair iki filmini programda bulmak mümkün. Söz konusu zamansal çeşitliliğin odağında ise akımın kapsadığı düşünülen 1962-1982 yılları var: “1982’de Fassbinder’in ölmesi ya da Wenders’in ABD’ye gitmesi gibi gelişmelerle Genç Alman Sineması'nın akım niteliğinin büyük ölçüde dağıldığını görüyoruz.”

Genç Alman Sineması programını hazırlayan Engin Ertan | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Feminist ve kuir sinema. Batı Almanya’da feminist sinema tartışması yine bu dönemden ve bu akımın içinden çıkmış. Bu yüzden Ulrike Ottinger, Helke Sander ve Ula Stöckl gibi feminist yönetmenlerin ve feminist sinemanın bir temsilinin programda olmasını özellikle istemişler. Batı Almanya’da çekilen ilk feminist film The Cat Has Nine Lives/Neun Leben hat die Katze filmi bunlardan biri. Keza kuir sinemayı temsilen Werner Schroeter’in bir filmi de seçkide yer alıyor.
Dünün gençlerinden, bugünün gençlerine. Genç Sinemacılar dönemindeki isimler ve filmlerinin etkilerini çağdaş Almanya sinemasında ne ölçüde ve hangi isimlerde hissettiğimizi düşündüğünü soruyorum. “Fassbinder’in bazı filmlerinin etkilerini Christian Petzold’da görmek mümkün.” diyor. Ayrıca kadın sinemacılarda, özellikle Angela Schanelec’in sinemasında paralellikler hissettiğini söylüyor. Dominik Graf’ın sinemasının ise bir ara köprü gibi olduğunu…
Diyor ki…
“Sinema tarihini ele aldığın zaman belli başlıklar, akımlar var. Genç Alman Sineması da bunlardan birisi, sinema okuluna gittiğinde bir noktada illaki sinema tarihi dersinde geçen başlıklardan. Sinematek/Sinema Evi de benim gözlemlediğim kadarıyla bu belli başlı akımları bir sinema okulu niteliğiyle toplayıp seyirciye ulaştırmayı planlıyor, başlıca görevlerinden biri bu belki.”
Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi’nin “Genç Alman Sineması: Kluge, Fassbinder, Herzog, Wenders…” başlıklı gösterim programı, 10 Ocak Salı günü, akımın temsilcisi birçok yönetmenin bir arada çektiği Germany in Autumn / Deutschland im Herbst (1978) filmiyle başlıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
En sahici, en amansız ve minnet etmeyen hâliyle Little Simz ve son albümü NO THANK YOU, Sinematek/Sinema Evi'nin Genç Alman Sineması programı üzerine söyleşi ve Spielberg'ün sanat ve aileyi çarpıştırdığı otobiyografik kurgusu The Fabelmans.
06 Oca 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ramize Erer’in "Séparation" sergisi, Paris’in tarihî atmosferini günümüze taşıyan Hôtel Langlois’nın 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluştu. Ramize Erer ve küratör Nazlı Pektaş’la resimlerdeki hüznü, geçiciliği ve mekanın sergiye kattıklarını konuştuk.

1961’den itibaren Almanya’ya giden işçiler, oy kullanmak için beklediler ama siyaset yapmak için sandığı beklemediler. Nermin Abadan-Unat, Gündüz Vassaf, Ayhan Kaya, Fatma Aydemir ve Ece Temelkuran’ın kitaplarının izinde, Ford grevinden Cem Özdemir’in eyalet başbakanlığına, vatandaşlık reformlarından AfD’nin yükselişine uzanan altmış beş yılı okuyoruz. Aynı sorular hâlâ gündemde: Kim “Alman”? Neresi “vatan”?

Zamanın sevgi ve acının mekanı olduğunu söylüyor Ursula K. Le Guin. Bilge Karasu ise o ölümün adını anmadan yazdığı değiniler, öyküler ve masallardan oluşan tuhaflıklar kitabı "Göçmüş Kediler Bahçesi"nde birkaç kez kaçınılmaz olana dair uyarıyor bizi: "Kedinizi bir insanı sever gibi sevmeye çalışmayın!" Benimse diyeceğim şu: Kaç insan kendisini bir kedi gibi sevdirmeyi başarabilmiş ki!

İlkay Şencan, yeni EP’si “Origin”de çocukluğunun müzikal hafızasını elektronik müzikle buluşturuyor. Şencan ile biraraya geldik ve kariyerinin başlangıcından uluslararası başarıya, DJ kabinindeki seyirci beklentilerinden müzik sektöründeki network ilişkilerine uzanan pek çok konuyu konuştuk.

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




