Kriz dönemlerinde ABD'nin uzay yarışı

ABD’nin uzay keşif programlarına kronolojik olarak bakıldığında, NASA’nın en iddialı hamlelerinin çoğu zaman ekonomik sıkışma, bütçe baskısı ve siyasi belirsizlik dönemlerine denk geldiği dikkat çeker. Bu durum ilk olarak Soğuk Savaş yıllarında ortaya çıkar. 1957’de Sovyetler Birliği’nin Sputnik 1 uydusunu fırlatması, ABD’de ciddi bir “geri kalmışlık” hissi yaratırken aynı zamanda savunma harcamalarının hızla artmasına neden oldu. Bu dönem dışarıdan bakıldığında büyüme yılları gibi görünse de ABD ekonomisi, artan askeri harcamalar ve bütçe genişlemesi nedeniyle baskı altındaydı. NASA’nın 1958’de kurulması, tam da bu baskı ortamında stratejik bir yanıt olarak ortaya çıktı.
1960’lara gelindiğinde bu ilişki daha da belirginleşir. ABD Başkanı John F. Kennedy’nin Ay’a insan gönderme hedefi, ekonomik olarak rahat bir dönemin değil, aksine harcamaların hızla arttığı bir sürecin ortasında ilan edildi. Aynı yıllarda Vietnam Savaşı devam ediyor, bütçe açıkları büyüyor ve kamu harcamaları rekor seviyelere ulaşıyordu. Buna rağmen ABD, Ay programına devasa kaynak ayırdı. 1969’daki Apollo 11’in Ay’a inişi, ekonomik açıdan tartışmalı bir dönemde gelen bir başarıydı. Yani Ay’a iniş, ekonomik refahın zirvesinde değil, aksine maliyet baskılarının yoğun olduğu bir ortamda gerçekleşti.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Eren Kuru
Sipay Hazine Müdürü ve yatırım danışmanı. Daha önce Borsa İstanbul’da İş Geliştirme Departmanı’nda, Vakıf Yatırım'da Yatırım Danışmanlığı ve Algoritmik Trading Departmanı'nda, Ziraat ve Allbatross Portföy tarafında da Fon Yönetimi'nde çalıştı.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Arjantin'de Javier Milei'nin "testere" ile başlattığı ekonomi programı üçüncü yılını tamamlamaya yaklaşırken, ilk iki yılın başarı hikayesi yerini giderek daha karmaşık bir tabloya bırakıyor.

Milli gelir bir hasılat rakamıdır, kazanç rakamı değildir. Türkiye 2010-2019 arasında yılda %5,5 büyüdü ancak aynı zaman zarfında verimlilik artışı yalnızca %0,3'te kaldı. Bunun sebebi ise yatırımların az olmasından ziyade yatırımların yanlış noktalara yönelmesiydi. Uzun süredir olduğu gibi bugün de aynı sınav önümüzde bizleri bekliyor.

2026’nın son çeyreğine girerken küresel tahvil piyasalarında önceki yıllardan oldukça farklı bir yatırım ortamı oluşuyor. Uzun süre piyasaların ana tartışması merkez bankalarının faiz indirimlerine ne zaman başlayacağı üzerine kuruluyken, bugün yatırımcıların cevaplaması gereken soru daha farklı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın New York ziyareti kapsamında 21-23 Eylül’de düzenlenen Türkiye Yatırım Konferansı’nda ekonomi yönetimi, Amerikan şirketlerini Türkiye’de enerji ve yüksek teknoloji yatırımları yapmaya çağırdı. Peki sunulan planların detaylarında neler yer aldı?

Bu hafta veri akışının yanı sıra merkez bankalarının toplantı tutanakları da yakından izlenecek. Yurt içinde Eylül ayı enflasyonu, Hazine nakit dengesi ve sanayi üretimi öne çıkarken, yurt dışında ABD ISM hizmet PMI, Fed ve ECB toplantı tutanakları, Almanya sanayi üretimi ve Michigan tüketici güven endeksi ön planda.
05 Eki 2026




