‘Laf dinlemeyiz, söz anlamayız, Macbeth'e ölümcül oyunlar oynayan işgüzarlarız’

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Jorge Luis Borges, Hepsi ve Hiçbiri öyküsünde şöyle der:
“Bedeni Londra'nın meyhaneleriyle kerhanelerinde et olarak işlevini yerine getirirken, onu zapteden ruh, falcının kehanetine kulak asmayan Sezar, tarlakuşunun ötüşünü nefretle anan Juliet, aynı zamanda Kader Ulakları olan üç cadıyla ovada konuşan Macbeth oldu.”
Günümüzde ödenekli tiyatrolar üzerinde minik ya da büyük iktidar oyunları oynanırken, dünya tiyatro tarihinin en değerli iktidar eleştirisi metinlerinden Macbeth’i seyretmeye gittim Moda Sahnesi’ne. Koltuğunun sallanacağından korkan kimi tiyatro yöneticileri Ankara’da basın demeçlerine karşı çıkan sanatçıları odalara tıkıp saatlerce yıldırmaya çalışırken; kendine “sosyal demokrat” diyen bazı yerel yönetimler ve kendini “demokrat” sayan bazı tiyatrocular, İzmir’de, Bursa Nilüfer’de garip yönetmelik oyunları oynarken ve Tarsus’ta tiyatro sanatçıları nikah salonu ve çay ocağında görevlendirilip belediye tiyatrosu kapatılırken; kısacası ödenekli tiyatroların çivisinin çıkartıldığı bir dönemde Macbeth, günümüzün Türkiye’sine en iyi ayna tutabilecek oyun metni. Çünkü Shakespeare, Macbeth oyununda sıkışmışlıkla gitgide hırçınlaşan iktidarların akıbetini anlatmıştır.
Macbeth’in öyküsünü Prof. Dr. Mîna Urgan’ın İngiliz Edebiyatı Tarihi kitabındaki satırlarından okuyalım:
"Macbeth'in korkunç bir fırtınanın karanlığında Cadıların görünmesiyle başlaması ayrıca anlamlıdır. Çünkü kimi eleştirmenlerin kader tanrıçaları saydıkları bu gizemli varlıklar, Macbeth'e günün birinde İskoçya kralı olacağını haber verirler. Ne var ki, o sırada tahtta oturan Duncan'ı öldüreceğinden hiç söz etmezler ona. Macbeth iradesini istediği gibi, eğri ya da doğru yolda kullanmakta tam anlamıyla özgürdür. Ne çare ki, Macbeth'in iradesi kocasının ille yücelmesini isteyen Lady Macbeth'in baskısı karşısında güçsüzdür. İşte bu yüzden Macbeth, korkunç vicdan azapları çekerek, çok değerli yaşlı bir insanın kanını dökmek zorunda kalır. Tüm ayrıntılarıyla Lady Macbeth'in planladığı bu ilk cinayeti işledikten sonra, başka cinayetlerin birbirini hızla izlemesini önlemenin çaresi yoktur artık."
Shakespeare 1606 yılında yazdığı rivayet edilen Macbeth’le “yükselme ihtirası, arkadaşlara ihanet ve iktidar hırsının” kişileri neye dönüştürebileceğini tüm zamanları kapsayacak bir derinlikle öngörmüştür. Tam adı Macbeth'in Trajedisi (The Tragedy of Macbeth) olan oyun Shakespeare’in en kısa oyunudur.
Bir adım geriden: Bu topraklarda Macbeth ilk kez 25 Mart 1868’de Güllü Agop'un kurduğu Asya Kumpanyası tarafından sergilenmiş. Dönemin ünlü sanatçısı Bedros Atamyan (Petros Adamyan) bu oyunla kumpanyaya katılarak Macbeth’e can vermiş. Osmanlı Saray çevreleri oyunu iyi karşılamamış ve bu ilk Macbeth çok kısa süre oynanabilmiş.

Fotoğraf: Orçun Kaya
Moda Sahnesi’nde seyrettiğim Macbeth rejisinde Kemal Aydoğan, gündelik hayatımızdaki sorunlara sık sık göndermeler yaparak Shakespeare’in “globe tiyatro” tasarımından hareketle üç boyutlu dekor, ışık, ses ve oyunculuğu esas almış. Oyuncular üçgen dekorlar üzerinde üç boyutlu bir oyunculuk sergileme durumundalar. Yönetmen Aydoğan orijinal metinde sayıları üç olan cadıların sayısını beşe çıkararak onları koroya dönüştürmüş. Oyunun ritmi bu koronun şarkı ve danslarıyla hep diri tutuluyor. Yaratıcı bir şekilde, cadılardan bazıları oyun boyunca başka karakterlere de can veriyorlar.
Kısa olmasına karşın Macbeth’te sahne değişimi oldukça fazladır. Shakespeare’in oyunlarını okuyan biri, durmadan değişen sahneleriyle bu oyunların oynanmak için değil de okunmak için yazılmış olduklarını düşünebilir. Örneğin Antonius ve Kleopatra oyununda 43 sahne vardır. Ama Elizabeth dönemi tiyatrosunun özelliklerine bakarsak sahne değiştirmenin hiç de zor olmadığını görürüz.
- Sahne belli bir mekanı göstermez. Oyuncuların nerede bulundukları her sahnenin başında belirtilir. Konuşmalar bitip herkes içeri çekilince de sahne sona ermiş olur.
Günümüzde 3 veya 3,5 saat süren Shakespeare oyunları o zamanlar sahne değiştirmenin kolaylığından sağlanan hızla toplam 2 saatte oynanabiliyormuş. Kemal Aydoğan’ın rejisinde bu çizgi bozulmuyor ve sahne değişimleri oldukça hızlı sağlandığından izleyicilerin dikkati hep ayakta tutuluyor ve seyirci sıkılmıyor. Bu şekilde, hiç ara verilmeyen oyunda, yönetmen Macbeth’i nitelikten ödün vermeksizin 100 dakikaya sığdırmayı başarıyor.
Macbeth rolünde Barış Atay ve Lady Macbeth’te Ezgi Çelik’i izliyoruz. Dinamik, sahneye sağlam basan ve karakterlerdeki dönüşümü yansıtabilen oyunculukları ile göz dolduruyorlar. Cadıları canlandıran Melek Ceylan, Aybanu Aykut, Deniz Elmas, Özge Öztürk ve Gözde Kısa üst düzeyde bir oyunculuk performansı sergiliyorlar. Özellikle Melek Ceylan’ın etkileyici oyunculuğuna değinmek gerekiyor. Kısa sohbetimizde opera eğitimi de aldığını öğrendiğim oyuncu, danslarda da bedenini çok iyi kullanıyor.

Fotoğraf: Orçun Kaya
Macbeth’te emeği geçen Bengi Günay’ın akılcı, estetik ve çok işlevsel sahne tasarımına; İrfan Varlı’nın oyunun devinimini ve seyircinin ilgisini sürekli ayakta tutan çarpıcı ışık tasarımına; müzik ve ses tasarımında Mustafa Avcı’nın belki de son yılların en etkileyici çalışmasına imza atmış olmasına değinmeden geçmeyelim. Dilan Yoğun’un koreografisiyle özellikle cadıların danslarında sağladığı mükemmel ritim ve uyum; oyun şarkılarını çalıştıran Damla Pehlevan’ın yarattığı senkronizasyon ve coşku, oyuncuların mükemmel performanslarıyla birleşerek bizi 17. yüzyıldan bugüne taşıyorlar. Kısacası, Moda Sahnesi ekibi mükemmel bir yapıma imza atmış.
Aydoğan’ın Macbeth rejisini analiz edebilmek için oyun metnine aşina olmak gerekiyor. Özellikle cadıların karakter dönüşümlerini, çok sayıda sahne değişimini ve esas olarak olayların örgüsünü takip edebilmek için Shakespeare’in metnini–ya da hiç olmazsa özetini–mutlaka önceden okuyup oyunu izlemeye öyle gitmekte yarar var Moda Sahnesi’ne.
Oyunun prova günlüklerinden bir cümleyle yazıyı bitireyim: “Bugünün Türkiye’sinin cadılara ihtiyacı var.”
- Nerede? Moda Sahnesi
- Ne zaman? 2-6 Ekim
🎟️ Biletler burada.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Hollanda Başbakanı Mark Rutte, NATO Genel Sekreteri olarak görevi Jens Stoltenberg'den devraldı. İsrail dün gece 02.00'de Lübnan'a "Kuzey Okları" adlı "sınırlı, bölgesel ve hedefli" bir kara harekatı başlattı.
01 Eki 2024

YAZARLAR

Suha Çalkıvik
Seslendirme sanatçısı, öğretim görevlisi ve İTÜ Radyosu'nun Yayın Koordinatörü. Uzun yıllar TRT’de dublaj sanatçısı olarak çalışan Çalkıvik, NTV haber kanalının kuruluşundan itibaren tanıtımlarını seslendirdi. 1992'den beri İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışıyor; #tarih dergisinin Türkçe köşesini yazıyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.





