Mahallelerin vitrini


Bu topraklarla #BağımızVar #BağımızVar Bu toprakların kültürünü yaşatmak ve geçmişi günümüze taşımak amacıyla yola çıkan #BağımızVar projesi , Türkiye’nin yüzlerce yıllık üzüm ve etrafında çeşitlenen kültürünü keşfediyor. Nedir? Müzik, sanat, zanaat, gastronomi gibi farklı alanlarda faaliyet göstererek geçmiş ve gelecek arasında köprü kuran #BağımızVar projesi, Anadolu’nun 7000 yıllık üzüm ve etrafında çeşitlenen kültürünü yeni nesillere tanıtarak ölümsüzleştiriyor. Anadolu’nun en değerli ürünlerinden olan ve asırlar boyunca en özel günlerin başrolünde bulunan bu kültür, günümüzde de kutlamalardaki yerini alarak insanları kadim bir tatla buluşturuyor. Neler oldu? Keyfe keyif katacak bir yıla hazırlanırken, 16 - 25 Aralık tarihlerinde Four Seasons Bosphorus’ta gerçekleşen Christmas Market Istanbul ’da yerini alan #BağımızVar , sıcak ve lezzetli standıyla etkinliğin yıldızı oldu. Kışın favorilerinden, tatlı ve baharatlı aromasıyla baş döndüren bu köklü lezzet, her damak zevkine hitap ederek eski bir geleneği yaşattı. Sen de insana ve kültüre dair tüm değerleri korumayı amaçlayan #BağımızVar ’ı buradan takip edebilir, damak zevkine göre kırmızı ya da beyaz tercih ettiğin kadim tadın keyfini #BağımızVar YouTube kanalında yer alan ve Anadolu ezgilerinin Batı müziği enstrümanlarıyla harmanlandığı Yemen Türküsü eşliğinde çıkarabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Anlatıcı: Kornelia Binicewiz. Fotoğraflar: Kaan Walsh.
Birinci bölüm: Pazar kültürü ve pazarların tarihi önemi
Pazarlar, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tarih boyunca şehrin kalbi olmuş. Köy kasaba ve büyük şehirler arasında iletişim ve takas tam burada, bu alanda yapılmış. Satıcılar ve üreticiler bağ, bahçe ve çiftliklerinden topladıkları taze ürünleri şehrin bu ortak alanına getirir, hayvanlarını etrafa yayar, hizmetlerini sunar ve el hünerlerini burada sergilermiş. Osmanlı İmparatorluğu döneminde provizyonizm veya iaşecilik olarak bilinen kapitalizm öncesi sistemde tüccarın (üretici) değil, halkın (tüketicinin) refah ve huzuru ön planda tutulur, tüketiciye ucuz fiyatla, bol bol üretilen ve çeşitlilik yelpazesi olan ürünler sunulurmuş. Bunun sosyal sistemin istikrarı ve politik düzenin sağlanması için kritik olduğu düşünülürmüş. Bu sebeple döngüsel ekonominin ve mal dağılımın en adil şekilde yapıldığı düzenin şehirdeki temsili olan pazar yerleri aynı zamanda halkı birleştiren sosyal etkileşimin sağlandığı merkez olarak da görülürmüş.

Buradaki her şey şeffaf
Bugün pazar yerleri hâlâ şehirde ekonomik ve sosyal yerini muhafaza ediyor. Türkiye’nin pek çok kentinde olduğu gibi İstanbul’da da pazar ve çarşılar sebze, meyve, kıyafet ve pek çok emtianın satıldığı - alındığı ortak yaşam alanı olarak önemini koruyor. Satıcılar ve alıcılar en uyguna kaliteli ürünleri bulabilmek için burada.
Toplumun aynası
İstanbul pazarları, çarşılarından; kendine has, açık havada mahallenin kültürünü, renklerini, lokallerini ve kimliğini yansıtan mimari stiliyle ayrılıyor. İstanbul’da her hafta kurulan sabit 350 resmî pazar var. Bunlara sokağın köşesinde bir anda karşına çıkabilen tabiri caizse pop-up pazar yerleri dâhil değil.
Bir mahallenin, semtin dokusunu pazarlarda satılanlar üzerinden okumak mümkün. Çeşitlilikleri yaşadıkları toplumun aynası oluyor, İstanbullular’ın nefslerini ve iştahlarını doyuruyor. Yaşadığımız dünyada gün be gün fakirleşmekte olan şehir sakinleri için uygun fiyatlı, taze seçkileriyle, azınlıkların yemek kültürlerine alan açan, şeflere ve yemekten anlayanlara ürün gamıyla ilham veren, turistler için Doğu’nun lezzetlerinin sergilendiği mahallenin sergi alanları âdeta. Bugün, pazarlar mahallelerin özgün karakterlerinin vitrini.

Pembe poşetler, soğanlar, bir çift terazi ve pazarcı
İkinci bölüm: Pazarlar, mahalle ve semt sakinleri arasındaki ilişki
Semt pazarları her hafta aynı yerde ve aynı gün yapılır. Bu pazarları ziyaret etmek festivale gitmek gibi. Her gün geçtiğimiz, arabaların park ettiği, çöplerin yığıldığı sokaklar, meydanlar ve otoparklar bir anda lezzetin ve alışverişin dinamizmiyle canlanıyor. Sıra sıra dizilen sebze, meyve, süt ürünleri, zeytin, zeytinyağı, tatlı, baharat ve hububat tezgâhlarının yanında rengârenk kumaşlar, mutfak ve ev için malların satıldığı bereketli bir pazar alanı. Coco Chanel halının asılı olduğu standın yanında kuru sucuk ve kadınlar için eşarplar rüzgârda sallanıyor. Neşeli balık satıcılarının tepesindeki floresan lambalar dans ediyor, geçitler sadece pazarlık yapan alıcılarla değil; döner, köfte, süt mısırı, baklava, tulumba tatlısı, cevizli ve Mısır’a özgü tatlı basbousa satanlarla hareketleniyor.
Nerede olursa olsun her mahalleli burda toplanır
Pazarlar mahallenin gerçekliğini satıcıların tezgâhlarında dizili mallarında, fiyat skalalarında, alışveriş yapanları çekmek için kullanıldıkları kelimelerde, tezgâhların estetiğinde ve arka planda dinledikleri müziklerde teşhir ediyor. Pazar arabaları da mahallenin sosyal ve ekonomik yapısının bir diğer göstergesi olarak sokak arasında geziniyor.
İstanbul’un merkezinde, toplumdaki düşük gelirli grupların yaşadığı Tarlabaşı Pazarı'nda terlik giyen, eşofman ve pijamalarıyla kadın ve erkekler çekiyor dikkatimizi; Feriköy Pazarı ahalisini şık takımlar, aksesuarlar ve arkalarından çektikleri pazar çantalarını dolduran ev ihtiyaçlarıyla yakalıyoruz. Hangi mahallede olursak olalım lokaller pazar yerlerinde buluşuyor, 2 kiloyu 1,5 fiyatına çekmek amacıyla yüksek rakamlar üzerine tartışıyor; anılarını, fikirlerini ve hikâyelerini gözleme yiyip çay içerek paylaşıyor.

Kilosu 50 TL'den kestane mantarı ve 18 TL'den çilek
Üçüncü bölüm: İstanbul’da bizim pazarlar
En iyi pazar evine en yakın, yürüyerek gittiğindir. Bu sebeple Italo ve benim favoriler listemize girenler Burgazada ve Tarlabaşı. Burgazada; nispeten küçük bir pazar, yaklaşık 30 stand var. Buradaki satıcılar Marmara Denizi’ne kıyısı olan mahallelerden ve Yalova dolaylarından geliyor. Her cuma sabahın erken saatlerinde kurulup 13.00 gibi bitiyor. Yakalayamadığımız haftalarda vapurla yana, Heybeliada’ya geçiyoruz. Aynı pazarcıları bu sefer çarşamba günü orada buluyoruz. Adalar farklı da olsa sohbetler aynı. Pazarcıyla kurulan sürdürülebilir iletişim, en iyi ve ucuza yapılan alışverişin anahtarı.
Pazara ilk kez geliyorsan ve kimden ne alacağını bilemiyorsan teyzeleri takip ederek rotanı belirleyeceksin. En iyi domatesler ve ballı kabağın kaynağını onlar bilir. Kalabalık tezgâhlarda sıranı beklemek ve almadan önce sana uzatılan elma, portakal dilimlerinin tadına bakmak, çaktırmadan eriği ağzına atmak da doğru alışverişin kuralları. Peynir alacaksan tadım şart. Bıçağın ucuna takılan bir parça peynir arasından en yağlısını, Ezine'yi ya da az tuzlu olanı deneyip seçimini yaparsın. Eğer aldığın üründen memnun kalırsan bir sonraki hafta aynı satıcıyı yerinde bulmak, kendini tanıtmak, övgülerini sunmak ve "Ürünün devamı var mı?" diye sormak şart. Bu uzun vadede her iki taraf için de kaliteli, yararlı ve kazançlı bir arkadaşlığın temeli olur.

Yeşil de olabilirim kırmızı da
Ada pazarları
Ada pazarları küçük de olsa nevi şahsına münhasır insanlar burada. Yalovalı sessiz ve sakin baharat ve çay satan bir pazarcı; Boşnak peynirci, Burgazada’daki bahçesinden topladığı sebzeleri satan ve bizi her gittiğimizde edepsiz şarkılarla karşılayan enginar satıcısı ilk akla gelenler.
Pazarların gözbebeği: Tarlabaşı Pazarı
Her pazar aynı yere kurulan Tarlabaşı Pazarı bizim bir diğer lokalimiz ve bu mahallede yaşamamızın en önemli sebeplerinden. Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi ve Taksim Meydanı’na sadece 10 dakika uzaklıktayız. Tarihsel olarak Levanten, Musevi, Ermeni ve Rumlar gibi gayri Müslim toplulukların yaşadığı, çalıştığı ve konsoloslukların bulunduğu bir çember burası. Bugün çoğunlukla düşük gelirli Türk, Kürt, Suriyeli ve Afrikalı topluluklarının mahallesi olarak da biliniyor.

Bilin bakalım en iyi elmaları kimin sattığını kim biliyor?
Taze sebze, meyve, deniz ürünü, süt ürünü, zeytin, baharat, kuruyemiş ve kuru meyve çeşitliliği Tarlabaşı’nı şehirdeki en önemli pazarlardan biri yapıyor. Yüzlerce pazarcı tezgâhlarını Kurdela Sokak’ta açıyor. Her pazar sabahı tarihî binalar arasına gerilmiş çıtalar, direkler, halat ve ipler kargaşası arasında kuruluyor açık hava standları. Mahallenin düşük gelirli sakinlerinin ihtiyaçları doğrultusunda uygun fiyatlı ve iyi ürünleri var. Tarlabaşı pazarı; aradığını bulabildiğin bir yer. Çanakkale’den gelen iki satıcı, özellikle peynirleri için uğrak noktamız. Bunlardan biri; yokuşun başında, Beyoğlu’na yakın tarafta ev yapımı ekmekler ve yumurtaları için gittiğimiz noktalardan. İkincisi; Dolapdere tarafında etiket fiyatlarının her hafta yükseldiği bir Türkiye profilinde uygunluğuyla favorilerimizden. Her pazarın en önemli, vazgeçilmez deneyimi olan gözleme Kurdela Sokak’ın ortalarına doğru bulunuyor burada. Gözlemeyi beklerken yufka da sardırmak mümkün. Bir pazar günü Tarlabaşı Pazarı’nda fesleğen, ispit, biberiye veya ısırgan otu ararken gezinmek vakit alabilir ama etkileyici insanlarla tanışmanın, kendini ilham veren vaziyetlerle bulmanın da tek yöntemi bu zamanı ayırmak.

Alışveriş, alışveriş, alışveriş
Pazara sadece bir şeyler alınan, haftalık yemek ihtiyacını gidereceğin yer olarak değil; mahalleyle tanıştığın, selamlaştığın ve kaynaştığın alan olarak bakmak istiyorsan Tarlabaşı’ndan kısa bir yürüyüşle inilen Kasımpaşa İnebolu Pazarı bir sonraki adresin olabilir. Burası bir Karadeniz kasabasına dönüşüyor. Tosya, Kastamonu ve İnebolu’dan mevsim sebzeleri, tereyağı, süt, süzme yoğurt, ekmek, yumurta, tavuk, organik bal, hodan gibi yabani otların, karadut ve gül reçellerinin bulunduğu mesken oluyor. Kasımpaşa ve Tarlabaşı pazarlarında bir pazar, bütün haftayı mutlu geçirmeye yetiyor.
Editörün notu: Tüm fotoğraflar Kasımpaşa İnebolu ve Tarlabaşı pazarlarında çekilmiştir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Rota: Semt pazarları. Mahalleliler: Kornelia Binicewicz ve Italo Rondinella.
26 Oca 2023

YAZARLAR

Elif Bayram
Editor-in-chief, Soli

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyrut'ta barlar bazı bölgelerde, özellikle şehrin kuzeyinde yaşayan Hıristiyan mahallelerinde yoğunlaşıyor. Onun dışında şehrin her tarafına saçılmış ufak tefek barlar var. Bunların bazıları İtalya’daki tabacheria'lara benzeyen; kahve, sigara ve alkollü içkiler satan ufak büfelerken maalesef günümüzde kapalı olsa da 2016 ve 2018 yıllarında dünyanın en iyi 50 barı arasında seçilen Central Station Bar gibi yerlere de ev sahipliği yapıyor.

Portekiz'deki Buçaco Ulusal Ormanı, Uluslararası Şifa Ormanları Sertifikasyon Ofisi tarafından dünyanın dördüncü şifa ormanı seçildi. 6. yüzyılda keşişlerin bölgeye yerleşmesinden beri korunan Buçaco egzotik biyoçeşitliliği, terapötik unsurları ve etrafını saran tarihî surlar sayesinde koruduğu dinginliğiyle öne çıkıyor. Peki dünyadaki diğer üç şifa ormanı nerelerde ve bir doğal alanın şifa ormanı ilan edilmesi için hangi özelliklere sahip olması gerekiyor?

Müze biletinden akşam içilecek biraya, bavula konacak kıyafetten gün içinde kullanılacak tuvalete kadar seyahatin neredeyse her anını önceden planlamak mümkün. Popüler destinasyonların rezervasyon zorunlulukları ve seyahat uygulamaları spontane tatili giderek zorlaştırırken, genç gezginlerin %70’inden fazlası etkinliklerini ulaşım ve konaklamayla aynı anda ya da daha önce ayarlıyor. Park yerinden temiz tuvaletlere, bira bahçelerinden yürüyüş rotalarına rehber niteliğindeki seyahat uygulamalarını inceledik.

Yaz tatilleri yalnızca deniz, kum ve gün batımından ibaret değil. Kıvrımlı yolları, tepelerin ardında açılan panoramik manzaraları, tarihî yapıları, doğa koruma alanları ve sahil rotalarıyla Avrupa’nın bazı adaları, direksiyon başında yavaşlamayı sevenler için eşsiz bir keşif deneyimi sunuyor. Farklı beklentilere göre roadtrip yapmaya en uygun Avrupa adaları…

Tarih boyunca siyasi mültecilerin ve savaşın parçası olmak istemeyen entelektüellerin yuvası hâline gelen Zürih'te Fransız likörlerinden "boivre et vivre" mottosuyla yapılan kokteyllere, uluslararası biralardan absinthe'lere uzanan bir tura çıkıyoruz.




