MASALIN "SONSUZA DEK MUTLU YAŞADILAR" YERİ BURASI

Tüm canlıların eşit olduğu, günün güneşle başladığı, kızılçamların orkestra şefliğini üstlendiği, rüzgârın parfüm niyetine estiği o diyarda Fem Güçlütürk ile buluşuyoruz. Salep orkidesi, narenciye çiçekleri ve biz yamacında, o başlıyor masalı anlatmaya...
MASALIN "SONSUZA DEK MUTLU YAŞADILAR" YERİ BURASI

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Röportaj: Soli
Fotoğraflar: 
Fem Güçlütürk

Fem yapan biri. Hep bir şey yapan. Durmayan, bahanesiz yaşayan, önce parçalarına ayıran, dağıtan, sonra hayallerle örülü bir bütünde toplayan. Hayatı; iyi, kötü, alt, üst, az, çok diye tanımlamayan. Dünyanın özgürlükle, müzikle, sokaklarla tanıştığı 68 yılında, Ankara’da doğuyor, üç ay sonra İstanbul’a taşıyor mimar annesi ve makina mühendisi babası onu. Çok rastlanmayan ismi gibi karakteri de. Moda İlkokulu’na gidiyor. Ardından disiplini, kurallara uymayı, kuralları esneterek, açılan alanda yaratıcılığı keşfetmeyi Avusturya Lisesi’nde öğrendiğini anlatıyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde iş idaresi ve turizm bölümüne devam ettiği yıllar, Bodrum’da yaşamak için, Hadigari Bar’da çalıştığı, tekne temizlediği de zamanlar. Üniversiteyi bitirip 12 yıl Alarko Holding’de çalışıyor, 2003’te, sonrasında Türkiye'nin en iyi PR şirketlerinden birine dönüşecek bernaylafem’in kurucu ortaklarından biri oluyor. Motorsikletle dünyayı gezmeye başlamasıyla yolunun uzandığı Kopenhag, botanikle tanışmasının sebebi. Her şeyin birbirine bağlandığına ve dönüştüğüne; detayların, kalabalığın gözünden kaçanların, yaşamın akışında elzem gücü olduğuna inanan biri o. Kopenhag’da tanıştığı teraryumunun, hayatının kalanını belirlemesi gibi. Okuyor; ustalardan, duayenlerden tabiatı öğreniyor, evinin balkonunda yetiştirdiği her bitki iki tane. Birini gelip de alan olursa, diye. Diğerini gözlemlemek istiyor çünkü. Bir gün Akyaka taraflarına tatile gidiyor. Üç dört gün. Labofem için dere, tepe, yeşillik gezecek, gördüğü bitkilerin şeceresini çıkaracak. Bir buçuk yıl sonra, İstanbul’u geride bırakıp, şehirle alışverişi bitireceğinden habersiz o sırada. Ayakları mı, heyecanı mı, bitkilerin hışırtısı mı bilemiyoruz, şimdi Ege’de, masalın "Sonsuza kadar mutlu yaşadılar" diye bittiği yerde Fem.

Merhaba Fem... Ne haber? Bugünlerde neler yapıyorsun?

Valla günler su gibi akıp gidiyor, öyle ki keşke daha da uzun olsa diyorum. Bazen heyecandan uyku uyuyamıyorum. Yapmak istediğim o kadar çok şey var ki vakit yetmiyor. Evdeki ve cam seradaki bitkiler dışında bir de meyve ağaçları, sebze bostanı, bahçedeki süs bitkilerinin bakımı, epey zaman alıyor. Sahiplendiğimiz Jack Russel'ımız Matmazel Pudi ile sabah güne bisiklet turuyla başlıyoruz. Bazen bisikletle değil, sırt çantam ve fotoğraf makinesiyle çıkıyorum, bitki fotoğrafları çekiyorum yeniden. Güneş yakıcı hâle gelmeden bahçe işlerine dalıyorum. Tohumdan yetiştirdiğimiz sebzeler fide oldu, onları bahçeye geçirdik mesela bugün, sulama sistemini kurduk. Kışa doğru onlar sökülünce gübre atacağız, kışlıklara yer yapılacak. Arka komşularla ortak, kışın konserve de yapabilmek için bir dönümlük alanı sebze ve kompost yapımına ayırdık.

Hava ısınıp da eve çekilirsem veya akşam saatlerinde, resim çizmek için heyecan duyuyorum mesela. Çok ara vermiştim, sadece insan suratları çiziyordum, herhalde eski işimin insanlarla birebir ilgili olması sebebiyle bendeki travmasından kurtulmak için. Ama burada artık doğa ağır bastı; kendimi ağaç, börtü böcek çizmek isterken buldum. O sırada da kâğıt yapımına merak saldım. Az atıkla çalışmaya gayret ediyoruz, komşularımız da aynen bizim kafada. Atık kâğıtları çizim kâğıdına dönüştürmeyi deniyorum. Bir atık olduğunda kompost olmuyorsa nasıl değerlendirilir diye bakıyoruz. Muhakkak başka bir işe daha yarıyor. Bütün bunlarla uğraşırken, bir bakmışım gece. Gün bitti bile.

Sen Akdeniz'e gittin mi, oralarda kaldın mı?

Ege burası. Ama yaz sıcağı Ege olsa da kışın Alaska gibi! -8'leri görüyoruz. Hoşuma da gidiyor, her mevsimi olması gerektiği gibi uçlarda yaşamak... Bir geldik, tam kaldık. Önce bir yıl gitmeli gelmeli deneriz, bakalım bize göre mi diyorduk, hiç dönmedik. Bizi kucakladı buralar. Renkler, kokular, sesler... Tam da zamanında kaçmışız meğer.

Akdeniz'in günü nasıl geçer?

Anlamadan geçer! Yaz ve kış çalışma saatleri farklıdır. Kışın öğleye kadar çok soğuk olur. Sabah pazara gitmekle veya ev içindeki uğraşlarla vakit geçer. Yazın sabah erken ve gün batımına yakın çalışılabilir ancak, öğlen siesta. Gölgeye kaçarız, biraz şekerleme; Akdeniz usulü. Sonra tekrar bahçeye. Denize gidilir bazen, Azmak’ın dokuz derece suyuna dalınır, dirilmeye. Dağdan yemiş toplanır, kekik toplanır; bazıları kurutulur, rüzgârda çamaşır kurutulur, tohum toplanır, ot yolunur.

Fotoğraf: Fem Güçlütürk


Topraktan çiçek çıkardın, meyve çıkardın, sebze çıkardın en son kâğıt bile çıkardın. İnsan toprakla yaşayınca değişiyor mu?

Fiziksel olarak kesinlikle! Dizler ve bel ağrıyor, eller kazma gibi oluyor, omuzlar tutuluyor! Ama ruhsal olarak başka bir doyum geliyor. Faydalı bir iş yaptığına daha çok ikna oluyorsun. Gıda üretiminin ne kadar zor ve kıymetli olduğunu, ne kadar çok emek istediğini, bir donla, bir fırtınayla tüm emeklerin heba olduğunu birebir yaşıyorsun. Her şeyden öte her canlının ne kadar da önemli bir yer teşkil ettiğini deneyimliyorsun. Onlara saygı duymayı, tüm canlıların "kendi ekmeğinde" olduğunu ve sen onlara zarar vermezsen yollarına gittiklerini fark ediyorsun. Ben ve doğa diye bir şey yok ki hepimiz aynı zincirin parçasıyız. Şehirdeyken 10 metre öteye kaçacağım hayvanları sevmeyi öğrendim burada. Çakalı, tilkisi, porsuğu, akrebi, yılanı, doğanı ve şahiniyle; örümceği, dev çekirgeleri, koca yeşil kertenkeleleri, sincapları, kaplumbağaları, solucanları, tırtıllarıyla bir bütünün naçizane bir parçası olduğumu, harika bir gezegende onlardan hiç de daha önemli olmadığını anlayarak uyum içinde yaşamayı öğrendim. Evin içinde karşılaştığım kırkayakları, akrepleri zarifçe alıp bahçeye salmayı öğrendim. Bir de aramızda kalsın, tüm diğer canlıların insandan daha sevimli olduğuna bile ikna oldum! Bize zararlı görünen aslında dolaylı yoldan bize yardımcı.

Akdeniz bir ülke olsaydı, neye benzerdi?

Ben burayı bir ülkeye değil, cennete benzetiyorum. Hatta bir cennet vadediliyorsa burası olmalı diyorum. Masalın "Sonsuza kadar mutlu yaşadılar" yeri burası benim için.

Akdeniz'in müziği nedir?

İnan bana buraya taşındığımızdan beri müzik neredeyse gürültü gibi geliyor. Buraların kendi müziği var. Sığırcıklar, orman bülbülleri, yağlanmamış salıncakta sallanan bir kuş (iiiyk-uyyyk-iiiiyk-uyyyk diye ses çıkaran!), ineklerin boyunlarındaki çanlar, boğa güreşi için gezdirilen boğaların T-rex gibi böğürmeleri, arada "be e e e" leyen keçiler, uzakta havlayan köpekler, “cızzzııık” diye arka ayaklarını birbirine sürterek eş arayan çekirgeler, çirkin sesli ama alıştığımız İran tavuklar... Rüzgârın yaprakları hışırdatması, kızıl çamlardan gelen uğultu, Rize'den sonra en çok yağmur alan bölge olması sebebiyle de kışın yağmurun, gök gürültüsünün sesi.

Akdenizli olmak ne demek? Hangi davranışları, hangi hisleri yanında getirir?

Biraz keyfe kederlik geldi doğrusu. Doğanın kendi ritmi var, insanın neden olmasın! Canın istiyorsa yaparsın, istemezsen sallarsın! Sıcaktan kolun kalkmazsa boş ver, yarına bakarım dersin. Tüm takvimler, "hatırlatma alarmları", planlar, doğanın ritmine göre yaşanıyor. Anemonlar açtıysa bahar yaklaşır, son yağmuru bekler, zeytinleri şişince toplarsın. Yazın sevişen ve güneşlenmeye çıkan yılanların zamanını bilir, ona göre eline koluna ayağına dikkat edersin. Dolunayda domuzların tarlalara dalacağını bilirsin. Atılan silahların onları kaçırmak için olduğunu hatırlar, yerinden zıplamazsın. Mayısta narenciye çiçekleri kokar, kazağını giyer sabah erken, akşam geç onları koklamaya bahçeye çıkarsın. Hatta yatak odası camını biraz üşümeyi göze alarak aralık bırakırsın ki baharda öten kuşlarla çiçeklerin kokuları içeri girebilsin. Buralı olmak biraz neşeli, biraz ağır kanlı, biraz yavaş yaşamayı yanında getirir.

Bize Akdeniz'in endemik bir üyesini çizer misin?Bu bölgenin inanılmaz endemikleri var. Ama ben geldiğimde ilk gördüğüm ve âşık olduğum bir salep orkidesi var. Onu çizmek istedim. Serapias adı. Rengiyle de zarafetiyle de her gördüğüm orman kenarında içimi hoplatıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Bugün yüzünü güneşe dön!

Bugün takvimlerde 11 Haziran. Soli’de “Yüzünü Güneşe Dönenler Günü”. Bedenimizi ısıtan güneşin altında festival havası var şimdi. Beş dakika da olsa gidilecek yerlerden, yapılacak şeylerden, okunacak haberlerden izin istemişiz...

11 Haz 2021

İllüstrasyon: Ece Tugay

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR