Mecburiyetler ve sınırlar arasında: Levent Sevi


Neşe dolu bir hafta sonu deneyimi için: Galataport İstanbul
Umarız gelecek hafta sonuna özel bir planın yoktur Duende okuyucusu. Galataport İstanbul seni 26-28 Kasım tarihlerinde, Karaköy sahil şeridinde neşe dolu bir hafta sonu deneyimine davet ediyor.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
1990’ların başına gittik. 91 ya da 92. Levent’in Yonca Evcimik’in Abone şarkısını dinleyip dans ettiği, Büyükada’dayken annesinden para alıp daha 5-6 yaşlarında Fedon’un Aşığınım kasetini aldığı zamanlar. O dönem vaktinin çoğu TV şarkısında müzikli ve ona göre keyifli şeyleri takip ederek geçirdi.
Levent’in o yıllara dair hatırladıkları arasında Sezen Aksu’nun Hadi Bakalım’ın Anavatan Partisi’nde seçim şarkısı olarak kullanılması ve TV’de her karşısına çıktığında sesi sonuna kadar açıp dans etmek var. Onun deyimiyle "kendi oyun alanı" ve "çocuk eğlencesi."
Hatırlamadıklarındaysa anneannesinin onu Büyükada’da götürdüğü Barış Manço konserinde o dönemin Günaydın gazetesinin foto muhabiri tarafından çekilen ve babası tarafından saklanan fotoğrafıyla annesinin Melih Kibar’dan piyano eğitimi alması teklifini ısrarla geri çevirmesi var.

Levent'le hikâyenin başladığı yerde, Salon'un arkasında
Biraz daha büyüyüp 10’lu yaşlara geldiğinde radyodan dinlediklerini kasete kaydedebildiğini öğrenen Levent, ona mucizevi gelen bu teknolojiyle hayli vakit geçirdi. Radyo başında bekleyip sevdiği şarkıları kaydetti. Eşlik etmeye çalıştığı parçaların isimlerini not alıp kendi kasedini doldurttu. Hatta bir süre onları dinleyerek uyudu. Belli ki müzikle erişebildiği ve içinde olmaktan, zamandan koparak eğlenmekten keyif aladığı bir hayal dünyası vardı. O dünya hâlâ var — ara ara ziyaret ettiğine de şüphe yok. Daha da önemlisi oradan çıkıp gerçekliğe kavuşmuş olanlar da var. Şimdi, yavaş yavaş oraya doğru yolculuk etme zamanı.
Boğaziçi Üniversitesi’sinde okurken etrafında Nilipek ve Emir Aksoy gibi yeni yeni müzikle uğraşmaya başlayan arkadaşları olan Levent, okulu bırakmaya karar verdiği dönemde video çekmeyi düşünmeye başladı. Bir başkasının zamanda yer açarak içine doldurduğu sihirli anları bugün kendisi de yapabilir miydi? Ödünç kamerayla yapılan ilk deneme, el yapımı düzenekte sabitlenemediği için çöpe gitti fakat öğretisi büyük oldu.

Levent'le İstiklâl Caddesi'nden kaçış rotasında, Postacılar Sokağı'nda
Emir Aksoy, Nilipek ve Umut Şimşekli’nin yer aldığı ikinci denemede Levent, bu sefer kamerayı eline aldı ve bir daha da bırakmadı. Asıl açılışını yağmurlu bir havada ani bir kararla sokaktan Salon İKSV’nin terasına taşınan Midlake performansıyla yapan Long Way From Home, beş yıl boyunca Wax Poetic, Nouvelle Vague, Hooverphonic, Ane Brun, Ólafur Arnalds, Wild Beasts gibi pek çok unutulmaz kayda ev sahipliği yaptı. Her biri geçmişe açılan sihirli bir kapı. Bir tuşa basman ya da adım atman yeterli.
Bir kere gerçekleştirmiş olmak, yapabilme dürtüsünü de açığa çıkarmak demek. Levent için de durum benzer: “Tüm çekimler gerillaydı. Ben hiç mekân bakmadım daha öncesinde. O an yürürken, konuşurken şurası olsun deyip hep içimden geldiği gibi karar verdim. Bir kere onu yapıp güzel olduğunu da fark edince doğaçlamanın o mucizevi gücüne de inanıyorsun.” İstanbul’a gelen grupların prova sonrası yemek molasından yarım saat alan Levent, mecburiyetler ve sınırlar arasında hem projesini hem de hayalini yaşatmayı başardı.

Levent ve bir giysi dükkânının reyonundan ödünç aldığı manken
Long Way From Home sonrası gelen Evden Uzakta, Pürtelaş 3+1, Kitapçı, ve ben yalnız’ın ortak noktalarından biri tek kamera çekilmesi ve o kameranın hep Levent’in elinde olması. Sebebini “Kamerayı sabit koyup iki üç farklı açıdan çekmeyi değil de müzisyenlerle birlikte bir performans sergilemeyi seviyorum. Müziğe göre salınmayı, o an gördüğüm ve duyduğum şeye doğru gitmeyi seviyorum,” sözleriyle anlamak mümkün. Bir diğeri ve en önemlisi Levent’in o günkü hâlini yansıtması. Pencere içinde pencere, zaman içinde zaman.

Eski Babylon Lounge'un önü. Levent'in yıllar önce Long Way From Home serisi için Milow'u kayda aldığı yer
Ne zaman gelecek belirsizliğe düşse ve bugünden anlam çıkartamayacak olsam, rotamı hep geçmişe; var olana; yaşanmışlara çeviririm. Orada kendi evimi kurar, zamanı kapı dışarı ederim.
Geçmişe merağını ve müziğe sevgisini birleştiren Levent’e çoğunlukla YouTube’un derinliklerinde, başkalarının “tanıdık” hikâyelerinde denk gelmek mümkün. Sebebi açık: “Çocukken gidip Fedon kaseti almanın, Yonca Evcimik dinlemenin, o masumluğun ve naif duyguların bazen müzikal açıdan bir anlamı olmayabiliyor. Bazen de hiç farketmediğin, müzikal olarak keşfetmediğin şeyleri görüyorsun. Geriye dönmek ve çocukken kenarda köşede kalmış şeyi bulmak hoşuma gidiyor.”
Sık sık bugünden geçmişe taşınan ve geleceğe arşiv oluşturan Levent’in elbette bu buluşmaya özel bırakacağı müzikal izler de olacaktı. Önce “Benim dönemlerim oluyor. Her dönem bir iki şarkı keşfedip sadece onları dinliyorum,” notunu düştü. Ardından bu ara dinlediği Light House Family’den Loving Every Minute’ı ve Maxi Priest’ten Close To You’yu paylaştı. Bunların dışında Tayfun Karatekin’in İki Çift Lafı’nı, Mert Demir’i ve Umut Çetin’in çıkmakta olan dört şarkılık yeni kısaçalarını işaret etti.

Sayısız anıya ev sahipliği yapan Babylon Sokağı, Şehbender Sokak
Zaman tünelinin sonuna geldim. Trenle yanından geçip gittiğim her ev, her istasyon artık geride ve geçmişte kaldı. Geri dönmek her zaman bir seçenek. Umduğunu bulmakla tesadüflere sığınmak arasında bir yol bu.
Bu sefer Levent vardı yanımda. Bir sonraki kim olur bilinmez.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Müziğe, üretilmiş eserlere kendi hikâye anlatıcılığını eklemeyi başarmış Levent’e selam ver.
21 Kas 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



