

40 yıllık nostaljisi var: Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı Nedir? TÜYAP Fuarcılık Grubu tarafından organize edilen Türkiye’nin en köklü ve heyecanla beklenen kitap buluşması Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı , bu sene 40. yılını kutluyor. Cumhuriyetin 100. yaşına eşlik eden fuar, bu anlamlı yıla özel ana temasını "Yaşasın Cumhuriyet" olarak duyurdu. Bu yılın onur yazarı ise Türkiye'de iletişim bilimlerinin oluşumuna katkı veren öncü isimlerden, pek çok unvana sahip Prof. Dr. Nermin Abadan Unat . Nerede ve ne zaman? 28 Ekim-5 Kasım tarihleri arasında, elbette TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi 'nde. Neden gitmeli? Tam 40 yıldır sayısız yayınevi ve yazarın okurlarla buluştuğu bu nostaljik etkinliğe, 1000'e yakın yayınevi ve sivil toplum kuruluşu katılacak. 400’den fazla kültür etkinliğine ve 2000’den fazla imza gününe ev sahipliği yapılacak fuarda, 1 Kasım Çarşamba günü ‘ İllüstratör ve Yayıncı Buluşması’ gerçekleşecek. Etkinlik kapsamında illüstratörler, yayıncılar ile bir araya gelerek portfolyolarını birebirde sunabilecekler. Edebiyat dünyamızda uluslararası buluşma olanakları yaratan İstanbul Kitap Fuarı’nda 2023 için Hindistan odak pazar ülkesi olarak belirlendi. Buna ek olarak fuarın uluslararası salonunda bu yıl Kuzey Makedonya, Almanya, Çin, Romanya ve İran’dan yayınevleri ağırlanacak. Not almalı: Girişin öğrenci, öğretmen, çocuk, emekli ve engellilere ücretsiz olduğu fuarı, hafta içi 10.00-19.00, hafta sonu 10.00-20.00 ve fuarın son günü 10.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz; geri sayımı başlattığımız etkinlikle ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Orada görüşürüz!
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Röportaj: Pınar Aksu
Kimdir? Mous, Fas doğumlu Belçika merkezli bir fotoğrafçı. Hem Studio Mousmous altında moda fotoğrafçılığı hem de güzel sanatlar fotoğrafçılığı ile tanınıyor.
Ne üretir? Fotoğrafçılığı genellikle peçe, abayas ve kaftan giymiş öznelerini vurguluyor. Sanatçı ayrıca geleneksel kıyafetler gibi İslami sembolleri kullanarak da melez görüntüler yaratıyor ve bunları Batı marka ikonografisi ve pop kültürü referanslarıyla eşleştiriyor.
Nerede? 15 Ekim'e kadar Yapı Kredi bomontiada Galeri'de.
1- Kendinize özgü tarzı nasıl geliştirdiniz? İlham kaynaklarınız nelerdir?
Fotoğraf çekmeye başladığımda tarzım hiç de benzersiz değildi. Çoğu yeni başlayan yaratıcı gibi aslında sizin de bazı kahramanlarınız oluyor ve çalışma tarzlarını taklit etmeye çalışıyorsunuz. Ancak birkaç yıl sonra, ürettiğim işler artık doğru gelmiyordu. Kendi işimde bir şeyleri özlüyordum. Neredeyse bir yıl boyunca fotoğrafçılığa ara verdim. Tek yaptığım seyahat etmek ve elimdeki az miktardaki birikimi harcamaktı. Ama bir süre sonra her şey çok netleşti. Ne yapmak istediğimi anlamıştım. Sadece kendi içime bakmam gerekiyordu. Anıları, nostaljiyi, eğlenceli gençliğimi, ülkemle ve büyüdüğüm yerlerle olan ilişkimi, birlikte büyüdüğüm müzik kliplerini aradım... Tüm bu ayrı şeyler bir araya geldiğinde benim için eşsiz bir şey oluştu. Çünkü hiç kimse aynı şeylerle büyümemişti. Benzersizliğimin buradan geldiğini düşünüyorum ve bugün de hâlâ bana ilham veren şeyler bunlar. Etrafta dolaşırken dikkatinizi çeken şeyler, geçmişinizde bir anlam ifade eden şeylerdir çünkü.
2- Fotoğraf çekimlerinizdeki detaylara ve kompozisyonlara nasıl yaklaşıyorsunuz? Eserlerinizin oluşturulma süreci hakkında bilgi verebilir misiniz?
Çalışmalarıma genellikle farklı şekillerde yaklaşıyorum. Ya da bir şey görüyorum (sokakta, televizyonda, ...) ve hemen kafamda bir fotoğraf canlanıyor. Sanki dünyayı kendi evrenime çeviren bir gözlük takmışım gibi. Kafamda bir fotoğraf belirdiğinde, sonraki günlerde onu yaratmaya çalışıyorum. Dürüst olmam gerekirse bazı fikirleri hayata geçirmek çok zor oluyor, bu yüzden doğru ekibi bulana kadar kafamda dolaşmaya devam ediyorlar. Ya da bir yere seyahat ediyoruz ve bir ekip oluşturuyoruz ve sonra sadece oynuyoruz. Hem de sonucun ne olacağını hiç bilmeden. Burası eve tüm sürprizlerle döndüğünüz o yer. Bu, en sevdiğim çalışma yöntemlerinden biri; malzemeleri biz sağlıyoruz ve sette bu malzemelerle neler pişirebileceğimizi görüyoruz.

3- Sanat dünyasında değişen trendlere ve teknolojilere nasıl ayak uyduruyorsunuz? Yapay zekâ veya dijital araçlarla çalışmak veya eser üretmek hakkında neler düşünüyorsunuz?
Yapay zekâ gelirsek bu konuda henüz düşüncelerimi organize etmiş değilim. İnanılmaz bir araç olduğu kesin, hatta yapay zekâ sanatçılarının bazılarından birçok kez de etkilendim. Ama bu başka bir şey. Geçen gün çok beğendiğim yapay zekâ resimlerinin bazılarını görmeye gittim ve bu sırada tüm grubun zaten önyargılı olduğunu hissettim çünkü yapay zekâ tarafından yapıldığını biliyorlardı. Bu yüzden öncelikle nasıl yapıldığına dair teknikleri yargılamadan esere bakmayı öğrenmemiz gerekiyor bence. Resimler ne olursa olsun muhteşemdi. Eğer elle yapılmış olsaydı, %100 eminim ki hepimiz hayran kalırdık.
Etrafta değişen pek çok şey var ama ben kişisel olarak kendi kulvarımda kalmaya çalışıyorum. Bana göre olmadığını hissettiğimde de ondan uzak duruyorum. Başka bir deyişe, önünüzden geçen her tekneye atlayamazsınız çünkü bu sizi kulvardan uzak tutar. Ben rotamın ne olduğunu ve hangi yöne gitmem gerektiğini biliyorum, bu yüzden kendi teknemde kalmayı ve yönümü korumayı tercih ediyorum. Yine de bu, denemeye meraklı olduğum anlamına gelmiyor. Ama deneyecek olsaydım, bu fotoğrafçı olan ben değil, yaratıcı olan ben olurdum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Fotoğrafın peşinde, şehrin izinde.
11 Eki 2023

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?



