Müge Oskay: 'Yeni bir yazarın değil sahneletmek oyununu okutabilmesi bile zor'

Afife Tiyatro Ödülleri arasında tiyatro yazarı Cevat Fehmi Başkut anısına verilen özel ödülü bu yıl İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen "Çarpışma" oyunuyla Müge Oskay kazandı. Sahnelenen ilk oyunuyla ödül alan Müge Oskay’la konuştuk.
Müge Oskay: 'Yeni bir yazarın değil sahneletmek oyununu okutabilmesi bile zor'

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

“Sıranın en arkasında oturan, konser boyu belki de tek bir vuruşu bekleyen bir orkestra üyesinin aklından neler geçer?” İşte Çarpışma'da bunu görüyoruz. 

Sezonun en dikkat çeken oyunlarından Çarpışma, anlattığı konu ve kurgu diliyle başarısını ortaya koydu. İstanbul'da bir devlet tiyatrosu olduğunu uzun bir aradan sonra bize ödülle hatırlatan oyunu, yazarı Müge Oskay'la konuştuk.

İlk kez o yıl sergilenmiş olan en başarılı yerli oyunun yazarına verilen Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü’nü kazandınız. Tebrik ederim. İlk oyunun ödül alması nasıl bir his?

Bu önemli ödülün desteğini hissetmek bana güç veriyor, sanatta iyi bir şey ortaya koymaya çabalamak zor bir mücadele. Kendime ve bakış açıma sadık kalmam konusunda beni daha da cesaretlendirdi. Ödüller yalnızca bugün yaptığımız işin bir kutlaması değil, aynı zamanda bu şevk ve güven duygusuyla gelecekte yapabileceklerimizi de kutluyoruz.

Ödülün geçmişine baktığımızda Türk tiyatrosunun başarılı yazarlarını görmek mümkün. Artık siz de o listedesiniz. Bu durum sizde yeni oyunlar yazmaya dair bir sorumluluk yarattı mı?

Her zaman önce kendime, sonra tiyatroya ve izleyiciye karşı iyi oyunlar yazma sorumluluğunu taşıyorum. Bir oyun ortaya çıkarmak için sadece yazabiliyor, yapabiliyor olmak, hatta iyi olması yeterli bir sebep değil benim için. Bunu neden yapıyorum, başkalarına ne vermek istiyorum, ne anlam ifade ediyor, yeni bir şey söyleyebiliyor muyum, bunu söyleyen ben mi olmalıyım gibi daha pek çok soruya cevap arayarak sınarım fikirlerimi. Kendi yazdığımı önce ben sarsmaya, kırmaya, yıkmaya çalışırım. Buna rağmen hâlâ sağlam kalabiliyorsa, yani benim yarattığım şey bana dayanabiliyorsa ancak o zaman onu başkalarıyla paylaşmaya değer buluyorum. Bu sorumlulukla üretmeye devam edeceğim. Bu ödül yeni oyunlar yazma konusunda heyecanımı artırdı çünkü bana anlaşıldığımı ve yarattığımın karşılık bulduğunu söylüyor, bu da bir yazar için çok değerli.

Ayrıca, erkek egemen entelektüel dünyada bir kadın olarak var olma mücadelesinde, Cevat Fehmi Başkut Ödülü alan yazarlar listesinde bir kadın yazar olarak bulunmayı da önemsiyorum.


Küçük yaştan beri sanatın farklı alanlarıyla uğraşmışsınız. Ben sizi Çarpışma oyununda tanıdım. Oyun yazmaya nasıl karar verdiniz? 

Hem edebiyat hem tiyatro eğitimi aldım, benim için yazmak ve oynamak her zaman iç içeydi. Oyun oynamayı bütünsel olarak ele alıyorum. Hikaye yaratmanın her türlü formuyla ilgileniyorum. Müzikal tiyatro alanından geliyorum; tiyatro, müzik, edebiyat ve ailemden dolayı plastik sanatlarla beraber çokdisiplinli bir bakış ve birikimim var. Bu, üretimime de yansıyor. Çocukluktan konservatuvara ve sonra tiyatro alanında eğitmenlik dönemime dek kendi performanslarını üreten biriydim dolayısıyla tiyatro oyunu yazmam aslında kaçınılmazdı. Öykü yazarak uzun zamandır edebiyat alanında üretiyordum ama henüz yazdığım oyunları paylaşmıyordum. Doğru oyunu bekliyordum, o oyun Çarpışma oldu.

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun oyunu olarak sahnelendi. Sürecin bir devlet kurumu tarafından ilerletilmesi sizi nasıl etkiledi? Bize biraz oyunun yolculuğunu anlatır mısınız? 

Yeni bir yerli yazarın metnini sahneletebilmesi bir yana sadece okutabilmesi bile çok zor. Ben de yazdığım oyunun niteliği konusunda bir fikir edinmek amacıyla, çok önemli bir jüriyi bir araya getiren Erhan Gökgücü Oyun Yazarlığı Yarışması’na oyunumu yollayarak ilk defa bir oyun yazma yarışmasına katıldım. Çarpışma burada büyük ödülü aldıktan sonra metin görünürlük kazandı. 

Yeni bir metnin ilk sahnelenişinde, özünü doğru ifade edebilmesi için metinsel bütünlüğünün korunması çok önemli. O yüzden ilk oyunun nasıl çıkacağını çok önemsiyor ve titizleniyordum. Benim için belirleyici olan, hangi tiyatronun oynayacağı değil yönetmenin metinle kurduğu ilişkiydi. Yönetmen Kubilay Karslıoğlu oyunu sahneye hazırlarken aynı zamanda İstanbul Devlet Tiyatrosu müdürüydü ve sahnelediği son oyunlar Brecht, Berkun Oya gibi yazarlara aitti. Metnin onda uyandırdığı heyecan ve oyun oynama arzusunu hissetmek bana bir yazar olarak baştan itibaren büyük güven verdi. Böyle bir yazar ve yönetmen buluşmasında, karşılıklı olarak hem oyuna hem tiyatroya karşı tazelenmiş bir heyecanı paylaşmak, tiyatroyu en güzel yapan şeylerden biri. Metni gözü kapalı emanet ettiğim, başta yönetmen Kubilay Karslıoğlu ve dramaturg Sündüz Haşar sayesinde süreç boyunca, metni kendi kontrolünden çıkan yeni bir yazarın endişesini değil, olgun bir yazarın ekibe duyduğu güven ve huzuru hissettim.


Size ödül kazandıran oyundan bahsedelim. Çarpışma ne anlatıyor?

Çarpışma, bir senfoni orkestrası konserinde müziğin peşinden sürüklenen bir müzisyenin kendi felaketine doğru ilerleyişinin hikayesi. Oyun; tutkularımız, yaşamımız ve kendimize dair sahip olduğumuz algılar ile gerçeklik arasındaki muğlak ve tekinsiz alanda dolaşıyor.

“Kalabalıklar içinde yalnızlığın bir göstergesi” karakterimiz. Bu karakteri yaratırken ve hikayeyi kurgularken nelerden yararlandınız? Yol göstericiniz ne oldu? Biraz karakter gelişiminden bahsedebilir misiniz?

Bir sanatçının ve bir suçlunun psikolojisi derinlemesine ilgilendiğim konulardı. Bu birikim, yazdığım karakterde bir araya geldi ve onu yarattı. Sanatçılarla büyüdüğüm, sanatçılarla çevrili ve onlardan biri olduğum için bir sanatçı ruhun iç dünyası ve yaşayışı üzerine çok düşünürüm; onun iç dünyasından dış dünyaya yaşadığı kopukluklar, anlaşılma isteği, kendinden şüphe, yaratma hazzı, kendini gerçekleştirme arzusuna yer verdim oyunda. Karakteri suça götürürken takip ettiğim içsel izleği de araştırmalarımla sağlam kurabildim.

Ayrıca hiyerarşi, erkeklik, başarı, büyük sanatçılık gibi erkeklerin dünyasının yücelttiği toksik kavramların altında ezilmiş bir karakter var burada, bu kavramların altında kalan hassas sanatçı ruhu can çekişiyor. Karakteri bir oyuncunun güdüleriyle takip ederek, ona bir oyuncu gibi içeriden yaklaştım. Oyunu, oynayarak yazdım. Tiyatro dışındaki türlerde yazarken de böyle yazıyorum. Yazarken bana en keyif veren şeylerden biri bu.

Karakterim, orkestranın en arkasında zil çalan bir müzisyen. 2022 yılında Nobel Ödülleri onuruna verilen bir konsere gittiğimde oyun fikri aklıma geldi. Salonda fizik, kimya, edebiyat gibi alanlarda dünyanın en önemli kişileri kutlanırken, sahnenin köşesindesindeki müzisyen zile tek bir vuruşuyla benim için odadaki en önemli kişi oldu. Her zaman daha kenarda olana bakarım, hayatta da baktığım taraf orasıdır. Tüm gözlerin bakmadığı tarafta olan biteni merak ederim, çoğunlukla hikayelerimi orada bulurum.

Sizin ödülünüz kadar tek kişilik karaktere hayat veren Can Atak’ı da tebrik etmek gerekir. Kendisi Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu adayları arasında. Metni yazarken hayal dünyanızda kurguladığınız oyun, sahnede sizin gözünüzde planladığınız gibi bir dünya yarattı mı? Can Bey bunun neresinde?

Can oyunda çok ince nüansları olan, gerçekçi ve neredeyse sinemasal bir oyunculuk sergiliyor. Metnin hızlı geçişlerle dolu temposunun ve karakterin yoğun içsel çatışmalarının altından yetkinlikle kalkıyor. Can, ilk defa yaşayan bir yazarın oyununu çalışıyordu, yazarın oyuncuyla karakteri konuşabilmesi çok güzel. Ama oyuncu ve yönetmenin sanatsal yorumuna müdahalede bulunmamaya özen gösterdim. Oyunculuk kökenli ve eğitmenlik yapmış biri olarak, bir monologu kuvvetli ve etkili yapan unsurları içselleştirmiştim, bu da tek kişilik oyun yazarken bana yardım etmiş olmalı. Oyuncuya ritmin içinde akıp gidebileceği ve performansını parlatacak fırsatlar bulabileceği bir oyun yazmaya çalıştım. Oyunun Can’a Afife adaylığı getirmesine çok mutluyum.

Çarpışma, Can’ın İstanbul’da oynadığı ilk oyun, benim de ilk oyunum. Kubilay Karslıoğlu inandığı genç sanatçılara fırsat verdi ve bu ikimizi de Afife’ye kadar getirdi.



ÇARPIŞMA

Yazar: Müge Oskay
Yönetmen: Kubilay Karslıoğlu
Oyuncu: Can Atak
Dekor & Kostüm Tasarımı: Arzu Özdemir McArthur
Işık Tasarımı: Yakup Çartık
Dramaturg: Sündüz Haşar
Yönetmen Yardımcıları: Can Şıkyıldız, Çiğdem Yıldız
Asistan: Asena Hotamış

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor