Mühendislik yapıları mimarı: Paul Bonatz

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
23 Ağustos’ta yayımlanan İstanbul Bülteni’nde Boğaz’dan geçerken kendine hayran bırakan kırmızı renkli yapının mimarı Bruno Taut’un hayatına değinmiştim. 1916’daki Türk-Alman Dostluk Evi tasarımı için ilk ziyaretini yapan Taut’un şehirle bağının hiçbir zaman kopmaması ve bunun sıklıkla duyduğumuz bilgilere de benzememesi dikkat çekti (ya da benim tahminim bu). Bu sebeple, bu kez de İstanbul’a ilk kez aynı yarışma vasıtasıyla ayak basan Paul Bonatz’dan bahsetmek istiyorum. Boğaz için yaptığı asma köprü planından Ankara’daki ilk toplu konut-lojman örneği Saraçoğlu Mahallesi tasarımına, sessiz ve derinden bir mimar çünkü.

Kaynak: Vikipedi
Almanya ve Reichsautobahn dönemi: 1877 yılında doğan Bonatz, Münih Teknik Üniversitesi’nde mimarlık okudu ve 1908’de Stuttgart Üniversitesi’nde mimarlık kürsüsünde yerini aldı. Bonatz’ın Almanya’da dönemin siyasi koşullarına ek olarak mühendislik konularına ilgisiyle süslediği tasarım anlayışı, 1930’lu yılların köprü ve otoyol konusunda danışılan mimarlarından biri olmasına sebep oldu. Bunun ilk örneği, 1933’te Adolf Hitler’in iktidara gelmesiyle Karayolları Genel Müfettişi olan Fritz Todt’tan istediği, devlet destekli otoyol çalışması olan “Reichsautobahn” projesindeki üst geçitler tasarımları. (Bu projenin önemi seçimlerden sonra sıklıkla duyduğumuz duble yol yapımlarıyla aynı, yani seçmenlere karşı bir borç ve belge). Yalnız şunu belirtmekte fayda var: İktidardaki Nazi partisinin bu ve bundan sonraki çalışmalarında Bonatz’ı tercih etmesinin sebebi kendisinin nasyonalist sosyalist olması değil -hatta desteklemediği ve yerini profesyonel bir şekilde koruduğu belirtiliyor- mühendislik projelerindeki başarısı ve arzusuydu.
Türkiye’ye dönüş ve köprüler: Paul Bonatz, 1942’ye bir daha yolunun kesişmediği Türkiye’ye, Anıtkabir için yapılan tasarım yarışması vasıtasıyla seçici jüri üyesi olarak geldi. Bir yıl sonra ise Milli Eğitim Bakanlığı danışmanlığına getirilerek Türkiye’ye taşındı. Bonatz’ın 66 yaşındayken iktidardaki parti uygulamalarından yorulduğu için taşınmayı tercih ettiği söyleniyor. O zamana dek yaptıkları “mühendislik yapıları mimarı” olarak anılmasıyla sonuçlanıyor. Buna ilave olarak 1951’de köprülerle ilgili yayımladığı Brücken (Köprüler) isimli kitabı hâlâ kaynak olarak kullanılan Bonatz’ın Türkiye’de -ve özellikle İstanbul’da- yaptıkları ve belki yapmayı hayal ettikleri Saraçoğlu mahallesi ile sınırlı değil aslında.
İstanbul ve asma köprü planı: Mimar, İstanbul Adalet Sarayı ve İstanbul Radyoevi gibi yapıların proje safhalarında seçici kurul üyesi olarak yer alırken 1946’dan 1955’e dek de restorasyonunu da yaptığı İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde akademisyenlik yapıyor. 1955’te tamamlanan Birecik Köprüsü’nün 1951’de başlayan ve mayıs ayında saha ziyaretiyle tamamlanan tasarım aşamasında görev alan mimar, aynı yıl ekim ayında İstanbul için bir asma köprü planı tasarlamak üzere kolları sıvıyor. Bu sefer Krupp Şirketler Grubu’na bağlı Stalhbau Rheinhausen’le iş birliği yapıyor. Projenin ilk kararı için uzun çalışmalar sonucunda köprü ayaklarının nerelerde yer alması gerektiğine karar veriliyor. “Dünyanın en büyük köprüsünün değil, harmoni içerisindeki kente katılacak bir köprünün” hayalini kuran Bonatz’ın projesi ne yazık ki bütçe fonlanamadığı için gerçekleşemiyor.

1954 yılında Europa-Verkerhr gazetesinin yazı işlerine müdürüne mektup yazan mimar “bu işten yorulduğunu” not düşüyor. Fakat bugün yapılan Boğaziçi Köprüsü'nün neredeyse birebir olarak aynı yere düşen ayakları “ilerdeki her türlü çalışmanın… tam olarak bu temel üzerine oturtulması gerektiğini” ifade eden Bonatz’ın dediği gibi oluyor.
Kaynak
Arredamento Dergisi Sayı 277, Boyut Yayınları (İstanbul), 2011, sf. 64-81
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Günaydın! Bugün İstanbul yağmurlu ve yorgun. Gündemimizde çöpün yolculuğu, eve yürüyüş, İstanbul'u konuşan filmler var.
18 Eki 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.




