Müzikli, rengârenk bir dünya: Kovacs

30. İstanbul Caz Festivali kapsamında dinleyeceğimiz Kovacs'la son albümü Child of Sin'den sanatçı bağımsızlığına, yaratıcı işbirliklerinin zenginleştiriciliğinden Türkiye'ye uzanan bir sohbet.
Müzikli, rengârenk bir dünya: Kovacs

7 Temmuz - Beykoz Kundura - Duende
Beykoz Kundura ile birlikte

Bir yaz klasiği: Beykoz Kundura’da Bir Yaz Gecesi Festivali başlıyor Nedir? Festival . Film ve müziğin uyumlu birlikteliğinden ilhamla hazırlanan ve bu yıl yedincisi düzenlenecek olan Bir Yaz Gecesi Festivali ’nin 2023 programı; 1979 yılında kaybettiğimiz Oscar ve Grammy ödüllü besteci Nino Rota ’ya odaklanıyor ve müziklerinde Rota’nın imzası olan beş klasik filmi restore edilmiş versiyonlarıyla yeniden seyirciyle buluşturuyor. Nerede? İstanbulluları Boğaz’ın kıyısında ve yıldızların altında karşılayan Beykoz Kundura ’da. Ne zaman? 4 - 20 Ağustos tarihleri arasında festivale bekleniyorsun. Neler var? Açılışını ve kapanışını Nino Rota’nın sıklıkla çalıştığı yönetmenlerden Federico Fellini’nin Altın Palmiyeli başyapıtı Tatlı Hayat ’la (La Dolce Vita) yapacak olan festival programı , bir diğer Fellini klasiği 8½ , René Clément’in 1960 tarihli kült filmi Kızgın Güneş (Plein Soleil) ve sinemanın mihenk taşları sayılan Baba (Godfather) ve Baba 2 (Godfather Part II) ile devam edecek. Nasıl ulaşabilirsin? Beşiktaş-Beykoz Kundura arası ulaşımı sağlayan Festival Teknesi , bu yıl da ücretsiz olacak ve misafirlerine keyifli bir Boğaz turu sunacak. Özel aracıyla gelecek misafirler için otopark hizmeti ise yine ücretsiz. Üzerine mutlaka bir şal ya da ceket almanı tavsiye edeceğimiz festivalin sınırlı sayıdaki biletlerine buradan ulaşabilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Sharon Kovacs, 2014'te My Love kısaçalarıyla başladığı müzikal yolcuğuna üç albüm sığdırdı şimdiden. Modern soul müziğinin ve vokal öncüllü cazın pop filtresinden geçtiği kataloğuyla Kovacs; nevi şahsına münhasır sesi, görselliği ve yaratıcı özerkliğiyle tam paket bir sanatçı. Onunla sohbet etmek demek; yazan, tasarım yapan, yöneten ve dâhil eden bir insanla tanışmak demek. Müziği yalnızca bir parçası gördüğü kurgu dünyaları da bunun bir sonucu. 

Kovacs'la 30. İstanbul Caz Festivali kapsamında 8 Temmuz'da Parkorman'da vereceği konser öncesinde buluştuk. COVID-19 karantinası sırasında zihinsel olgunlaşması ve öz farkındalığını şeffaflaştırması adına attığı adımları, bunun son albümü Child of Sin'le (2023) olan ilişkisini, işbirliklerinden aldığı gücü, sanatçı özgürlüğünü kıymetli anlatılara nasıl devşirdiğini ve ötesini konuştuk.


Fotoğraf: Lisa Krappe

Sanırım COVID-19 karantinası sırasında zihnindeki şeytanlarla yalnız kaldın ve onlarla yüzleşmek için son albümün Child of Sin yolculuğuna çıktın. Terapiye başlaman bu yüzleşmeyi gerçekleştirmenin bir yoluydu bence. Diğer taraftan, bu durum albümü hayli kişisel ve samimi de kılıyor. Albümün hem müzikal hem de anlatısal olarak nasıl ortaya çıktığını, Child of Sin'in psikolojini ve yaratıcı vizyonunu nasıl yansıttığını anlatabilir misin?

COVID-19 süreci benim için zordu çünkü sahne alma şansım yoktu. Müzik yapmak ve sahneye çıkmak bana yardımcı olan şeyler. Bir tür terapi gibi bunlar benim için.

Öte yandan ikinci albümüm Cheap Smell’de anlatmaktan kaçındığımı, kendime olgunlaşmak adına meydan okuyamadığımı, yüzeysel bir yerde kaldığımı fark ettim. Child of Sin'in dürüstlüğümle, insan olarak olgunlaşma sürecimle ilgili olduğunu düşünüyorum çünkü bir sıkışmışlık içerisindeydim. Aynı zamanda bağımsız olmamakla, büyük bir plak şirketiyle anlaşamamakla, birçok insan ve görüşle kuşatılmış olmakla, etrafımdaki her şeyden bunalmışlığım ve kendime doğru desteği veremememle de alakalı olabilir albüm. Duygusal destekten bahsediyorum tabii, ticari bir destekten değil.

COVID sırasında müzik yazmaya oturduğumda terapiye de başladım. Ve bende sıkışık olanlarla, müziğe kanalize etmesi çetin şeylerle tanıştım. Bunlar hakkında yazmak; onları idare etmem, onlarla yüzleşmem, haklarında dürüst olmam, onları kabullenmem ve sonunda arkamda bırakmak adına (ki çok zordu bu) çok yardımcı oldu bana. Ama evet; Child of Sin süreciyle yeni bir öz farkındalık ve kabul kazandığım, benliğim üzerinde çalıştığım bir döngüye geçiş yaptım. Kendimi daha mutlu hissetmeye yönelik adımlar atmaya başladığım için çok seviniyorum.

Fotoğraf: Martijn Gijsbertsen

Child of Sin müzisyen işbirlikleriyle de epey zengin bir albüm. Bu işbirlikleri arasında Rammstein’dan Till Lindemann, Not Scared of Giants ve Fragile parçalarında güçlerini birleştirdiğin 10 kişilik Türkiyeli bir yaylı orkestrası bile var. Kendi özgün müzikal kanvasını diğer sanatçıların katkılarıyla şekillendirmek senin için ne kadar önemli? 

Her şeyin bir yolculuk gibi olduğuna ve bir albüm yapmanın da öyle olduğuna inanıyorum. Bir yolculukta belirli yerleri ziyaret edersiniz ve bu yerlerden ilham alırsınız. Son birkaç yılda Türkiye'ye fazlasıyla gittim. Bayılıyorum Türkiye’ye. Şimdiden birçok arkadaş edindim. Orada evimdeymiş gibi hissediyorum. Türk müzisyenlerle kayda girmek de doğal bir sürecin sonucuydu çünkü Türkiye benim için ilham verici bir yer. İşbirliği yapmayı da çok seviyorum gerçekten. Tüm albümlerim işbirlikleriyle dolu. Sadece müzisyenlerle değil; aynı zamanda prodüktörlerle, film ekipleriyle ve tasarımcılarla da işbirliği yapıyorum.

Her şeyi kendi başıma yapmak zorunda olmak çok sıkıcı olurdu galiba, işlerimin de birbirinden pek bir farkı kalmazdı. İşbirlikleri kendin hakkında fikir sahibi olmanı sağlarken sana yeni şeyler öğreten, farklı patikalar açan, ilham bulmanı mümkün kılan araçlar. Till’le işbirliğim de böyleydi. Müziğini de etrafındaki her şeyle müzik yaratma metodunu da takdir ettim daima. Yeni albümüm de dâhil olmak üzere ürettiğim her yeni şeyin ortaya çıkış sürecinde aklımın bir köşesinde Till’i saklı tuttum. Onu albümümde konuk edebilmek bir rüyanın gerçeğe dönüşmesi gibiydi bu yüzden.

Fragile klibinden bir kare. | Video konsepti ve sanat yönetimi: Sharon Kovacs ve Andre Amaro

Sanatsal bağımsızlığın ve işlerinin özerkliği konusunda çok hassassın. Bu gerçeği kendi kıyafetlerini tasarlanmanda, müzik videolarını yönetmende ve müziklerini kurduğun Wolf plak şirketiyle yayımlamanda görebiliyorum. Bağımsızlık ve işlerinin iplerini kendi ellerine alma arzun nereden temelleniyor?

Her şeyi kendiniz yaparsanız en iyi hikâyeyi anlatabilirsiniz. Müzik yapmak bir dünya yaratmaktır ve bu dünya sadece müzikten ibaret değildir. Müziğinize dâhil etmek üzere yanınıza birçok şey alabilir ve böylece yarattığınız dünyayı çok daha net bir hâle getirebilirsiniz. Bu dünya benim dünyam ve onu insanlara göstermek istiyorum. Yeni şeyler öğrenmeyi de seviyorum.

Plak şirketine gelirsek… Bu albüm benim için o kadar şahsiydi ki hiçbir taviz vermek istemedim. Hislerime çok içkin, kırılgan bir iş Child of Sin çünkü. Yönetiminde ben olayım, kendi kararlarımı verebileyim ve her şeyi kendi zamanımda yapabileyim istedim. Eğer bir başka plak şirketi hissettiğim ve mutlu olduğum şeyleri yaratmak adına bana sanatçı özgürlüğümü ve tercih önceliği hakkımı sağlarsa tabii, o muhtemel plak şirketiyle de çalışabilirim. Ancak ben satabileceği için değil, benim için anlatması kıymetli olduğundan üretmek istiyorum.

Kaynak: Warner Music Group

Ülkemizi birçok kez ziyaret ettin ve sadece İstanbul'da değil, Ankara ve Antalya'da da sahneye çıktın. 8 Temmuz'da İstanbul'da vereceğin konseri dört gözle bekliyoruz. Ayrıca Türkiye’den müzisyenlerle işbirliği yapmanın yanı sıra Child of Sin’den bazı şarkıları burada yazıp kaydettin. Türkiye senin için özel bir yere sahip, bu açık. Bu neden böyle sence, buranın insanlarıyla hangi paydalarda buluşuyorsun?

Evet, Türkiye'ye derinden bağlı hissediyorum. İnsanları çok dostane. Evleri her zaman açık. Söylediğim gibi, kalbimde özel bir yeri olan birçok arkadaşım var orada. Fuat Güner bunlardan birisi. Bana stüdyosunu açtı ve harika bir vakit geçirmemi sağladı. İstanbul'un çeşitliliğini seviyorum. Her şeye sahip olan bir şehir. Muhteşem Türk mutfağı da buna dâhil.

Türkiye’de konser vermeye can atmışımdır her zaman. Coşku ve tutkuyla dolu dinleyici kitlesinin karşısına çıkmak her seferinde çok güzeldi. Geri döneceğim için çok heyecanlıyım. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🎷 30. İstanbul Caz Festivali'nde uçtan uca, tarihten bugüne bir yolculuk

30. İstanbul Caz Festivali'nin sanatçıları, müzikleri ve coğrafyaları arasında uçtan uca dolaştığımız bir yolculuğa çıktık. Kovacs'la bir sohbet gerçekleştirdik. Festivalin gelenekselleşen etkinliklerine mercek tuttuk.

07 Tem 2023

Beykoz Kundura ile birlikte
🎷 30. İstanbul Caz Festivali'nde uçtan uca, tarihten bugüne bir yolculuk

YAZARLAR

Koray Soylu

Editor @ Aposto

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?