Ophelia’ya postmodern bir bakış: Ophelia-Hamlet Complex

Ara Sahne'nin ilk uzun soluklu projesi Ophelia-Hamlet Complex'in yönetmeni, oyunucusu ve uyarlayanı Esra Tarhan'la oyun üzerine bir sohbet.
Ophelia’ya postmodern bir bakış: Ophelia-Hamlet Complex

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

William Shakespeare’in en fazla sahnelenen, hakkında en fazla yazı yazılan oyunu Hamlet ve oyunun kadın karakteri Ophelia’yı postmodern bir bakış açısıyla izlemeye ne dersiniz? Finalinde Ophelia’nın modern bir kadın temsiline dönüştüğü oyun Ara Sahne’nin ilk uzun soluklu projesi. Ophelia-Hamlet Complex’i hem yönetmeni hem uyarlayanı hem de oyuncusu Esra Tarhan’la konuştuk.

Sizin de kurucuları arasında olduğunuz Ara Sahne ilk sezonunu açtı. Bağımsız tiyatroların zor dönemler yaşadığı bir süreçte böyle bir sahne açarak destek olmanız çok kıymetli. Ara Sahne’nin ilk uzun soluklu projesi Ophelia-Hamlet Complex oyunu oldu. Bize biraz bu oyundan bahseder misiniz? Ne anlatıyor oyun?

Ophelia-Hamlet Complex, William Shakespeare’in en ünlü eserlerinden Hamlet’teki Ophelia karakterinin otopsi raporudur diyebiliriz. Ophelia’nın hikayesini, Alman yazar ve yönetmen Heiner Müller’in post-modern metni olan Hamlet Makinesi katkısıyla ve rejideki performatif buluşlarla anlatıyor oyun. Tarihsel başarısızlıkların, kokuşmuş Danimarka’nın ve ahlaki çöküntünün tam üstünde bir Hamlet karşılar bizi. Ve bu sırada göl, akıntıyla salınamayacak kadar ağır, dipte kalamayacak kadar hafif Ophelia’yı kusar. Oyun, anımsama kipi üzerine kurulu. 

Tom Stoppard’ın Rosencrantz ve Guildenstern Öldüler oyununu bilirsiniz. Okuduğumda çok etkilenmiştim. Böyle büyük ve güçlü bir eserin içine iki yan karakter üzerinden sızan oyunun absürd aktarımı çok zekice. Ben de böylelikle Ophelia üzerine düşünmeye başlamıştım. Ve merceği onun hikayesine/sendromuna tutunca da kadın derdi anlatmaya talip olmuş oluyorsunuz çoktan. Mezarcılar sahnesindeki diyalogda Ophelia’nın ölümünden bahseder ve şunu tartışırlar. “‘Kendi isteğiyle’ öldüğü hâlde Hıristiyan adetlerine göre mi gömülecek?” Ve Kraliçe’nin Ophelia’nın ölümünü anlattığı o romantik tiradı kafamı karıştırdı. Ölüm bu kadar narin resmedilemezdi ve Ophelia da böyle ölmedi. İşte böyle bir motivasyonla kolları sıvadım ve uyarlamaya başladım.

Ophelia sizin tez konunuz. Yıllar sonra tekrar aynı karakteri biraz daha geliştirip sahnelediğinizde geçmiş dönemki performans ve dramaturjiyle karşılaştırdığınızda nasıl bir gözleminiz oldu?

Evet. Ben Dil-Tarih mezunuyum. Bizi okulda çok iyi bir teorik eğitimden geçirdiler. Seçmeli reji derslerimiz vardı. Hiçbir zaman oyuncu oynasın yeter, diye yaklaşmadılar. Işık tasarımı, dekor tasarımı, dramaturji, reji her alanda hakim olmamız bekleniyordu. Tez danışmanım Beliz Güçbilmez beni bu noktada çok cesaretlendirmişti. Ancak tez daha zip bir şey hem süre açısından öyle hem de daha öze indirgeyerek yaptığınız bir şey. Ara Sahne’deki uyarlamamda Hamlet’i biraz daha anlatıcı formunda kullandığım bölümler oldu. Ve onun “kompleks”ini de işlemek istedim. Benim için çember şimdi kapandı açıkçası.


Shakespeare’in Hamlet’i dışında Heiner Müller’in Hamlet Makinesi’nden de yola çıktınız. Hamlet Makinesi devrimden diktatörlere, kadınlara uygulanan baskıdan daha birçok farklı noktaya değinen bir metin. Nasıl bir hazırlanma süreci geçirdiniz? Nelerden yararlandınız bu iki eseri birleştirirken?

Hamlet Makinesi’nden okul zamanı çok etkilenmiştim. Ophelia için yazdığı bölümler fazlasıyla sertti. Ben uyarlamayı yaparken söylenen ile eylenen arasındaki farka ışık tutma denemeleri yapıyordum. Bu sırada patchwork yapar gibi, Müller cümlelerini koyup öyle bakmaya başladım ve bu durum rejinin konseptine yardımcı oldu. Hem soyutlamaya doğru bir yol açıldı, hem de istediğim üzere, işin şekli fiziksel tiyatroya benzemeye başladı. Hamlet ve Ophelia’yla ilgili yazılan onlarca tez okudum, yüzlerce resim-illüstrasyon inceledim, yine onlarca müzik eseri dinledim. Süreyya Karacabey’in çalışmalarından faydalandım.

Shakespeare metinlerinin klasikleşmiş tarzlarının dışında postmodern bir oyun sahneliyorsunuz. Bunu biraz konuşmak isterim, neden böyle bir tarz tercih ettiniz? Anlaşılabilirlik açısından riskli değil mi?

Bence Shakespeare’i klasikleşmiş hâlleriyle yönetmenin kimseye bir faydası yok artık. Mesela Şatonun Altında hem biçimsel anlamda hem de hikayeyi iletmeyi tercih ettikleri yol bakımından şahane değil mi? Anlaşılabilirlik konusunda fazla endişeli yaklaşıyormuşuz gibi geliyor bana. Hayat değişiyor, teknoloji gelişiyor, söylemler değişiyor. Sanat da sürekli yeni bir dil arama eğiliminde. Ben seyircinin bu dili okuma niyetinde olduğunu görebiliyorum açıkçası dönüşlerden.

Ophelia’nın oyun içerisinde yaşadığı durumdan sonra güçlendiğini, feminist bir duruş sergilediğini özellikle 3. sayfa haberlerinin anlatıldığı son monolog konuşmasında başarılı bir şekilde görüyoruz. Türkiye’deki kadın derdini oyuna katma fikri nasıl oluştu? Sizin bir kadın olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bakışınız nasıl?

Ophelia, Shakespeare’in metninde abisi, babası ve sevgilisinin arasında kaldığı sendromundan güçlü çıkamıyor ve Kraliçe’nin sahne dışını anlattığı tiradında onun şarkılarla şiirlerle ölüme gittiğini öğreniyoruz. Bunu reddetmesini istedim. Ahlak kurallarının mucidi erk. Dolayısıyla erk sistemini tek bedene indirgemek mantıklı geldi. Fikir böyle oluştu ve finalde Ophelia artık bir modern kadın temsiline dönüşmüş oldu.

Geçen gün bir röportaja denk geldim. Muhabir insanlara Emine Bulut’un kim olduğunu ve katilini hatırlayıp hatırlamadıklarını soruyordu. Bu coğrafyada insanlar kadın cinayetlerini unutmaya ve normalleştirmeye başladılar. Katiller ceza almamaya başladı. Bu konuda daha çok konuşmak, belleksizleşmenin getirdiği tehlikeyi görmek zorundayız. Takipçisi olmak ve sürekli anlatmak, alışmamak zorundayız.


Tiyatroda birçok kadın hikâyesinin sahneye taşındığını görüyoruz. Ophelia-Hamlet Complex’in onu diğerlerinden ayıran yanı nedir? Neden seyirci bu oyunu tercih etmeli?

Ben oyun yönetirken, izlerken seveceğim şekilde yönetiyorum. Seyircinin onlarca film ve sahne uyarlamasını izlediği bir eseri başka bir perspektifle izlemesi bence heyecan verici.

Oyunun seyircide nasıl bir his bırakmasını istediniz? Nasıl dönüşler aldınız?

Ara Sahne’nin sanatsal vizyonunu bu estetikte işlerle sunmasının tatmin edici olduğu yönünde görüşler aldım. Ben de bunu yaratmayı istiyordum. Ara Sahne olarak yeni biçimler aramaya, bizi etkileyen, dert edindiğimiz konuları anlatmaya devam edeceğiz. İkinci oyunumuz Kardeşlerimi Arıyorum, 15 Mart’ta prömiyer yaptı. O da çok güzel dönüşler alıyor. Dilerim iki oyunumuz ve hatta niceleri de seyircisini bulur ve sezonlarca devam eder. Size ve yanımızda olan seyircimize çok teşekkür ederiz. 

Ophelia-Hamlet Complex

Uyarlayan ve Yöneten: Esra Tarhan
Oynayanlar: Evren Akyürek, Esra Tarhan
Müzik: Gökay Kaçanoğlu
Hareket Düzeni: Gülin Bakkaloğlu
Dekor- Kostüm Tasarım- Uygulama: Selenay Fidan
Işık Tasarım: Ra Yavuz
Afiş Tasarım: Alpgiray Kelem
Işık Operatörü: Serhat Barış
Asistan: Zakir Altaylı
Uygulayıcı Yapımcı: Serhat Barış
Yapım: Ara Sahne
Süre: Tek perde / 55 dk

Fotoğraflar: Gökhan Polat

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor