

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Mirgün Cabas
Milas ve Köyceğiz’deki yangınları takip ettiğim günler, hafızama sepya tonlarında kaydoldu. Havadaki kül ve duman, baktığım her yeri, gördüğüm her şeyi sarı bir filtreden geçiriyordu. Dönüp dönüp aklıma gelen, güneşin günler boyunca kızıla dönen rengi.
Biz yangınları haberleştirmeye çalışırken, havadaki duman ve kül güneşi perdelerdi. Kızıl güneş, doğumundan batımına kadar tepemizde uğursuz bir işaret gibiydi. Ege yazının parlak güneşi gitmiş, yerini başka bir gezegenin kırmızıya çalan güneşi almıştı. İki gün boyunca gözümü yere indirememiştim, dönüp dönüp güneşin olağan rengine dönüp dönmediğini kontrol ederken buluyordum kendimi.
O gün kömüre dönmüş ağaçların fotoğraflarını, haberlerini gördükçe aklıma düşen bir şey var. Son zamanlarda ormanlara dair haberdar olduğum en etkileyici şeyin hemen ardından ormanlarla ilgili bir trajediye tanık olmam, bunun dönüp dönüp aklıma gelmesine yol açıyor... Haberdar olduğum dediğim şey, ormanı saran ağ. Ağaçların köklerini toprak altında birleştiren, besin paylaşmalarını, birbirlerine bakım yapmalarını sağlayan bir yeraltı sistemi. Aynı anda hem bir tür sinir ağı hem de dolaşım sistemi…
Bugün “wood wide web” olarak anılan bu ağa dair araştırmalar 1990’ların başında, ormanların alt bitki örtüsü üzerine çalışan “Suzanne Simard” isimli bir orman ekolojistinin gözlemleri üzerine başlamış. Simard göknar ormanlarında, göknarları güçlendirmek için yapılan temizliğin ağaçları zayıflattığını gözlemlemiş. Göknarların paraziti gibi görünen huş ağaçları söküldükçe göknarlar arasındaki kayıplar artıyormuş. Simard ağaçlar arası bu dayanışmanın aracını ve yöntemini bulmak için ormanın zemininde mikroskobik bir araştırmaya girişmiş. Sonuçta mantarlardan uzayan aşırı ince iplikçikleri bulmuş. Bu iplikçikler kesişip olağanüstü karmaşıklıkta ve genişlikte bir ağ oluşturuyorlarmış. Simard incelediği ormanın her santimetrekaresinde onlarca kilometre uzunluğunda liflerden oluşan bir ağ tespit etmişti. O güne kadar ormanlarda parazit ve hastalık kaynağı sayılan mantarların ağaçlarla bir mutualizm/ortaklık içinde yaşadığı anlaşılmıştı. “Mikorizal” diye adlandırılan mantarlardan uzanan lifler bitki köklerinin uçlarındaki hücrelere bağlanıyor, bitkilerin birbirlerine moleküller aktarmalarını sağlayan bir dağıtım şebekesine dönüşüyordu. Bu sayede bitkiler ve ağaçların kökleri son derece girift bir yeraltı sistemiyle birbirine bağlanmış oluyordu.
Bu ağ sadece aynı türden bitkileri ve ağaçları değil, kökü toprakta olan tüm canlıları birbirine bağlıyordu. Simard’ın köknar ağaçlarına radyoaktif karbon izotopları enjekte edip bunları kütle spektrometreleri ve parıldama ölçerlerle takip etmesi sonucunda bu gizem çözüldü. Ağaçlararası aktarımın mekaniği çözülünce, göknarlarla huşlar arasındaki ilişki de çözülmüş oldu. Göknarlar sanılanın aksine, ürettiklerinden (ve huşların göknarladan çaldığı düşünülenden) daha fazla karbonu huş ağaçlarından alıyordu. Yeraltı ağı sayesinde…
Bu ağ, ağaçların ormanda yeraltı kaynakları için rekabet halindeki bireyler olmadığını, birbirleriyle “konuştuğunu”, “orman aklı” denilebilecek ortak bir zekayı oluşturduğunu gösteriyordu. Hatta bazı yaşlı ağaçlar bazı küçük ağaçları himayelerine alıp besliyordu. Simard’ın ulaştığı sonuçlar ve açtığı yol öyle önemliydi ki, yeraltı ekolojisi üzerine araştırmaların patlamasına neden oldu. 1990’ların sonundan buyana da ağaçların sosyal ağına dair bilinenler yeni bulgularla zenginleşiyor. *
Ormanların yanışına tanık olurken, bitki örtüsünün yer altındaki ağında nasıl bir iletişim trafiği yaşandığını tahmin etmeye çalıştım. Hayatta kalmak ve birbirlerini yaşatmak için ellerindeki kısıtlı imkanı nasıl kullandıklarını... Yangınların ve ardından gelen yeniden yeşermenin oluşturduğu binlerce yıllık acılı döngünün yeni bir aşamasına girdiklerini biliyorlar mıydı? Parçası oldukları doğanın ritmine mi bırakmışlardı kendilerini? Yoksa geleceklerinde insan faktörünün oynayacağı rolü hesaba katacak kadar sezgi sahibi olmuşlar mıydı? Akbelen ormanının zeminindeki sinir ağı, gecelerce ağaçların dibinde yatıp kalkan, kendilerini ağaçlar için feda etmeye hazır insanların farkında mıydı?
Belli ki sonsuza dek kızıl bir güneşin altında yaşamak zorunda kalmamak için yapmamız gereken bir şeyler var. Dijital laboratuarlarda insan zihnini sayısallaştırmaya, bilgisayarlara aktarmaya, sinir hücrelerini kopyalamaya çalışırken, bir yandan da doğada yerin altında gizli orman zekasıyla bağ kurmaya da çalışmak kötü bir fikir mi?
Fazla bir çaba harcamadan, sadece ağaçların altında oturup toprağı eşeleyip hissederek, ağaçlar arasındaki ağın bizim parmak uçlarımızla da düğümlenmesine izin vererek...
* Yeraltı ağıyla ilgili daha fazla bilgiyi, Robert Macfarlene’in Yeraltı Diyarı, Bir Derin Zaman Seyahati kitabında bulabilirsiniz (Tellekt, 2021).
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026








