Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk kadın bestekârlarından: Dilhayat Usta


Samsung’dan anne ve babalara çağrı: İnternette kontrolü elden bırakmayın!
Samsung Dünyada ve Türkiye’de Kovid-19’un da etkisiyle internet kullanım oranları hızlı bir artış gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan son verilere göre Türkiye’deki internet kullanımı 2020 yılında 16 - 74 yaş…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Gazete Oksijen’in beşinci sayısında Ayşe Acar’ın orkestra şefi Nisan Ak’la gerçekleştirdiği röportajı okuyunca aklıma kadın müzisyen ve besteciler düştü. Kadın orkestra şefleri bir yana; görülebilirliğin müziğin herhangi bir türünden bağımsız, herkes için mesele olduğu bir zamanın yegâne araçları belki bu ve bunun gibi yazılar. Nitekim bunları düşünürken, bir yandan da geçtiğimiz yaz bir sayıda bestekâr Neveser Kökdeş’in hayatına değindiğimi ve o yazıyı yazarken dinlediğim albümlerden nasıl keyif aldığımı da hatırladım. Dolayısıyla bu sefer de Osmanlı İmparatorluğu döneminden bir ismi yâd etmek istiyorum ve Dilhayat Kalfa (Usta)’yla ilgili bilinenleri derlemeye gayret edeceğim.
Kimdir? Dilhayat Kalfa, hayatıyla ilgili çok az bilgi sahibi olunan bir besteci. Nerede veya ne zaman doğduğu bilinmiyor. Hatta ne zaman bu hayattan göçüp gittiği konusunda da kesin bir bilgi yok. Fakat 1998’de arşivlerden çıkan miras belgesi, okunabildiği kadarıyla, 1737’yi işaret ediyor. Bu dokümanda Dilhayat Usta olarak geçiyor. (Demek ki bir noktada kalfalıktan bir üst mertebeye geçmiş). İmparatorluk sarayında yaptığı görevle ilgili de nihai bir sonuca varılamıyor ama harem sorumlusu olduğu düşünülüyor. Fakat yine mirasındaki eşyalarına bakınca, kabak çiçeği şeklinde beş yapraklı broşların padişah tarafından hazinedar ustalarına verildiği not ediliyor.
Patrona Halil İsyanı sonrası iki cariyeyle Sultanahmet’teki bir köşke taşındığı ve ölene kadar burada yaşadığı belirtiliyor. Bu önemli bir ayrıntı çünkü hazinedar ustalarının padişahla beraber tam kadro değiştiği de göz önüne alınınca Dilhayat Usta’nın Sultan III. Ahmed’in hazinedar ustası olduğu iddiaları kuvvetleniyor.

Kaynak: Vikipedi
İmparatorluğun ilk kadın bestekârlarından: Dilhayat Usta’yla ilgili bestelerinin makamlar özelinde ustalıkla kaleme alındığı ve 100’den fazla eseri olduğu düşünülürken onun olduğuna emin olunan bestelerin sayısı 20’yi bile bulmuyor. Bu kadar eksik bilgiye rağmen isminin önemli belgelerde muhakkak geçmesinin bir sebebi de Evcara makamının en eski eserlerini vermesi. Ayrıca Çağatay Uluçay gibi dönemle ilgili tarihçiler, klasik Türk müziğinin ustası olarak anılan Itrî’nin de öğrencisi olduğu konusunda neredeyse hemfikir.
Yılların önemini kaybettiği noktada… Tanbur çaldığı tahmin edilen bestecinin bu eğitimini de Tanburi İsak Efendi’den aldığına dair bilgiler tezlerde yer alsa da Tanburi’nin 1745’te doğması bunu imkânsız kılıyor. Tarihin bir erkeğin arkasına yerleştirmekte beis görmediği bestekârın, 1761’te doğan Sultan III. Selim’in tertip ettiği söylenen Evcara makamından eserler vermesi ve sultanın cariyesi olması da aynı şekilde mümkün değil. Belgelerin yetersizliği ve alışılmış düzende radikal bir değişikliğe ihtiyaç duyulmaması sebebiyle Dilhayat Usta’nın “kalfa mı, usta mı yoksa sadece Dilhayat olarak mı?” bilindiğine karar verilemediğini duymazdan gelerek 2017’de yayımlanan bu albümü dinlemenizi tavsiye ediyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Tabii bir de karlar altında. Bu hafta Molla Hüsrev ve Dilhayat Usta hikâyeleri eşliğinde şehirde kısa bir yürüyüşe çıkıyoruz. Sonra bir vapura atlıyor, İstanbul'a bir de vapurdan bakıyoruz.
21 Şub 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




