OTOMOBİLSİZ YAŞAM

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Otomobiller, ortaya çıktıklarından bu yana nüfus yoğunluğu üzerine çalışan insanlar için önemli bir ölçüt oldu. Yürüme ihtiyacını ortadan kaldıran bu icat, hem ulaşım maliyetlerini düşürdü hem de insanların çok daha uzun mesafelere seyahat etmesine imkân tanıdı; merkezi şehirlerin çeperlerdeki daha ucuz bölgelere doğru yayılmasına neden olarak ışık hızıyla şehirleşen yerleşim yerlerini doğurdu. Yani A noktasından B noktasına seyahatin yeni formu, şehirleri bugünkü anlamıyla tanımlarken şehir yaşamının, ulaşımın ve hatta dünyanın ne kadar sürdürülebilir olduğuna dair bir ölçüt oldu. Düşündükçe imkânsız gelse de birlikte hayal edelim: Otomobilsiz yaşam mümkün mü?
Arabalarla yaşam distopyası
New York Times yazarlarından Farhad Manjoo, arabasız bir gelecek hayal ettiği yazısında “Yollar arabalardan kurtuldukça olasılıklarla dolup taşar,” diyor. Bu olasılıkları anlamak için önce arabaların nelere yol açtığına bakmak gerek. Manjoo çarpıcı bir örnek veriyor: Hayvanların kullanıldığı, fazlaca yer kaplayan ve zaman alan ulaşım yöntemlerine verimli bir alternatif olarak icat edilmiş arabalar, şu an Manhattan’da Central Park’ın neredeyse dört katı büyüklüğünde bir alan kaplıyor. Sanıyorum bu istatistik, araba kullanımının etkilerini anlamak adına zihnimizde doğru bir görselleştirme sağlıyor.
Mimar Vishaan Chakrabarti’nin ve Practice for Architecture and Urbanism Platformu’nun hazırladığı Arabasız Manhattan Planı'na göre arabasız bir Manhattan'da karayolu trafiği yaklaşık %60 oranında azalıyor. Tabii bu denli bir araç yoğunluğunun ne gibi sorunlar yaratabileceğini İstanbul’da yaşayanların da rahatça anlayabileceğini düşünüyorum. 2021 TÜİK verilerine göre İstanbul’da kayıtlı araç sayısı 4 milyonun üzerinde. Kontrolsüz göçe ve şehirleşmeye bağlı artan araç sayısının özellikle temel ulaşım hatlarında İstanbul trafiğine olumsuz etkisi araştırmalarla kanıtlanmış durumda. Bu da demek oluyor ki günümüzde bile sürdürülebilir olmayan bu büyümenin gelecekte bizi nasıl bir distopyaya sürükleyeceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyoruz: insanlara ve diğer canlılara yer kalmayan şehirler.
Diyelim ki trafik kaosunun ve bizim için ayrılmış daracık alanların içinde bir şekilde A noktasından B noktasına ulaştık. Ya bu ulaşım sırasında dünyanın gördüğü zarar? Küresel olarak ulaşım sektörü CO2 emisyonlarının yaklaşık dörtte birinden sorumlu. Ulaşımdan kaynaklanan sera gazı emisyonlarının yaklaşık dörtte üçü karayolu taşıtlarından kaynaklanıyor. Dolayısıyla A noktasından B noktasına ulaşma şeklimiz aynı zamanda dünyanın kalanını etkileyen bir sürdürülebilirlik kararı.
Elektrikli araçlar çözüm olabilir mi?
Sürdürülebilir bir ulaşım düşünüldüğünde bugünlerde akıllara eski arabaları hibrit veya tamamen elektrikle çalışan araçlara dönüştürmek geliyor. Cambridge, Exeter ve Nijmegen Üniversitesi’nden araştırmacılara göre İsveç ve Fransa gibi elektriğin yenilenebilir ve nükleer enerjiyle üretildiği ülkelerde elektrikli arabalardan kaynaklanan ortalama ömür boyu emisyonlar benzinli araçlara göre %70'e kadar daha düşük. Bu 2050’ye kadar dünya sokaklarında dolaşan her arabanın elektrikli olabileceği düşünülürse küresel CO2 emisyonlarının yılda 1,5 gigaton'a kadar azalabileceğini gösteriyor. Elbette bu alternatif evrende tüm elektrik ihtiyacının fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanması gerekiyor.
Sürdürülebilir şehirler için alternatif çözümler
Arabasız caddelerin doldurduğu olasılıklara gelince en önemli örneklerden biri olarak karşıma Barcelona Kentsel Hareketlilik Planı çıkıyor. Plan, bisikletler için bisiklet alanları açarak, toplu taşımayı teşvik için otobüs ağını geliştirerek, genişletilmiş kaldırımlarla yayalara öncelik vererek hem daha ekolojik bir ulaşım hem de daha adil bir kamusal alan dağılımı vadediyor. Plan kapsamında yapılan çalışmalarla 2012'yle 2016 yılları arasında şehirde yayalara öncelik veren bölge ve sokakların yüz ölçümünü %42 artırarak 75,3 hektardan 107,4 hektara çıkarılmış.
Diğer bir örnek bisiklet dostu şehirlerin arasında en çok öne çıkan Kopenhag örneği. 2019 yılının verilerine göre, şehir sakinleri ulaşımlarının %62’sini bisikletle gerçekleştiriyor. Bisikletler için yapılan altyapı çalışmalarına ayrılan bütçe, kişi başına 40 avrodan fazla. Türkiye’deyse üzülerek yolun henüz başında olduğumuzu söylemek gerekiyor. İstanbul Planlama Ajansı’nın hazırladığı İstanbul Barometresi’nin haziran ayı raporunda ulaşım, İstanbulluların en önemli sorunları arasında %36,9’luk oranla üçüncü sırada yer alıyor.
Sürdürülebilir ulaşım konusunda metro duraklarında başlatılan bisiklet parkları, İspark’ın İsbike uygulamasından kullanılabilen ve 300 ayrı noktada bulunan akıllı bisiklet istasyonları, eylül ayı sonunda hizmete girmesi planlanan elektrikli deniz taksiler gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin attığı bazı adımlar mevcut. Türkiye’nin farklı belediyelerinden de pek çok örnek sıralanabilir. Bu uygulamalar birer başlangıç olsa da “Otomobilsiz yaşam mümkün mü?” sorusuna net bir öngörü sunabiliyor mu? Daha sürdürülebilir bir şehir planlama yaklaşımı benimsenmeden, şehirlerin nüfus yoğunluğu iyileştirilmeden ve enerji üretiminin büyük çoğunluğu yenilenebilir kaynaklardan elde edilmeden pek mümkün görünmüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Otomobilsiz yaşam mümkün mü? Sürdürülebilir şehirler için alternatif çözümler hangileri? Zincir Kıran Kadınlar'ı tanıyor musun?
28 Eyl 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Pratiklerimizi takip ettiğimiz ve paylaştığımız sosyal uygulamalar, performans toplumunun arayüzleri mi? Duolingo, Strava ve benzeri uygulamalar, yalnızca alışkanlıklarımızı takip etmeyi sağlamıyor; gelişimi görünür ve paylaşılabilir kılarak kimlik kurma biçimimizi de dönüştürüyor olabilir.

Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.



