

Sürdürülebilir Mobilite İçin Yeni Adımlar Trafikte, her frenlemede veya viraj alımında, araç lastiklerinden mikroskobik plastik parçacıklar çevreye saçılıyor. Bu mikroplastikler, yağmurla birlikte toprağa, yeraltı sularına ve nehirlere ulaşıyor. Bu parçacıklar, özellikle yoğun trafik bölgelerinde birikerek su yollarına taşınıyor ve deniz canlılarının yaşamını tehdit ediyor. Ayrıca, solunum yoluyla insan sağlığı üzerinde de olumsuz etkiler yaratabiliyor. Bu sessiz tehdit, günümüzde sürdürülebilir mobilitenin en az konuşulan ama en etkili boyutlarından biri hâline geldi. Bu konuda çözüm, yalnızca bireysel farkındalıkla değil, otomobil üreticilerinin inovatif yaklaşımlarıyla da şekilleniyor. BMW Group, bu sorunun farkında olarak araç tasarımlarında sürdürülebilirliği bütünsel bir yaklaşımla ele alıyor. Yeni nesil Neue Klasse modellerinde, aerodinamik tasarımı geliştirerek enerji verimliliğini artırırken, yol direncini ve dolayısıyla lastik aşınmasından kaynaklanan mikroplastik salımını azaltmayı hedefliyor. Ayrıca, geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilen iç mekan tasarımlarıyla, çevresel etkileri en aza indiriyor. Bu adımlar, sadece karbon emisyonlarını azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda mikroplastik kirliliğiyle mücadelede de önemli bir rol oynuyor. Geleceğin sürdürülebilir ulaşımı, yalnızca sıfır emisyonla değil, aynı zamanda çevreye olan tüm etkilerin minimize edilmesiyle mümkün olacak. Ve bu dönüşüm, yola çıktığımız her anda başlıyor.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver
‘‘Zamanların hem en iyisi hem de en kötüsüydü; bilgeliğin de çağıydı aptallığın da; hem inanç hem de kuşku devriydi; Işığın da asrıydı karanlığın da; hem umut baharıydı hem de umutsuzluk kışıydı; hem her şeye sahiptik hem de hiçbir şeyimiz yoktu..’’ diye başlar Charles Dickens İki Şehrin Hikayesi’nde.
Yıllar sonra, bu zamanın hikayesi de yazıldığında aynı cümlelerle başlayacaktır. Ama belki şöyle bir eklentiyle: ‘’Öyle bir zamandı ki, anneler genleri ve mitokondrileri ile mikroplastiklerini de bebeklerine aktarmaktaydı… ‘’
İlk olarak 2021 yılında, İtalyan bilim insanları mikroplastikleri insan plasentasında gösterdiler. ‘Plastisenta’ başlığını kullandıkları makalede mikroskop altında inceledikleri plasentaların hem anne hem de bebek tarafında buldukları mikroplastikleri renk, içerik ve boyut açısından tanımladılar.
Nedir bu mikroplastik?
Hiçbir doğal döngünün parçası olmayan petrokimya ürünleri olan plastikler ya kullanımları sırasında ya da atık halde çevresel etkilerle parçalanarak daha küçük plastik parçacıklar oluşturuyorlar: 5 mm’den küçük olanlar mikroplastik, 1 mikrondan küçük olanlar ise nanoplastik olarak adlandırılıyor. İmalat aşamasında bisfenoller, fitalatlar, benzotiazoller, polibromine difenil eterler gibi maddeler de plastik ürünlerin sıcağa dayanıklılığı, esnekliği, görünüşü gibi değişik amaçlarla ekleniyorlar. Bu maddeler de plastik ürünlerin hem kullanımı hem de yıkımı sırasında insan vücuduna ya da doğaya sızıyor.
Mikroplastikler hangi yollarla vücudumuza giriyor?
Mikroplastiklerin çeşitli yollarla vücudumuza girebildiğini ve farklı polimerlerin değişik konsantrasyonlarda saptanabildiğini biliyoruz.
- Solunum yoluyla hava ve toz parçacıkları aracılığıyla
- Toz, su ve gıdalarla gastrointestinal sistem aracılığıyla
- Cildimize uyguladığımız ürünler yoluyla
Ev içinde kullanılan sentetik tekstil ve eşyalar, yapı malzemeleri, vb kaynaklardan ortaya çıkan mikroplastikler solunum yoluyla alınıyor. Dış ortamda da özellikle gene bir petrol ürünü olan asfalt ile araç lastiklerinin etkileşimi sonucu mikroplastikler havaya karışıyor. Otopsi çalışmalarında, akciğerlerde çoğunluğu polietilen ve polipropilen kaynaklı mikroplastikler gösterilmiş.
İçme suyu önemli bir mikroplastik kaynağı: bir kişi sadece plastik şişede su tükettiğinde yılda 90.000 mikroplastik alıyorken, musluktan içme suyu tüketen kişinin 4000 mikroplastik aldığı hesaplanmış. Tek bir plastik çay poşetinin 95oC’da fincan başına 11,6 milyar mikroplastik, 3,1 milyar nanoplastik saldığı gösterilmiş! Dışkıyla atılan miktar hesaplanarak haftada 0.1 ila 5 gram arasında mikroplastik sindirdiğimiz düşünülüyor. Denizler ve okyanuslar da, yani deniz tuzu ve deniz ürünleri de mikroplastiklerle yüksek derecede kirlenmiş durumda. Gerek temizlik gerek kozmetik amaçlı ürünlerde kullanılan plastik mikroboncuklar da derimizden değişik miktarlarda vücuda alınıyor.
Mikroplastiklerin sağlığımız üzerinde ne gibi etkileri var?
Ağız yoluyla alınan mikroplastiklerin, özellikle de büyük boyutta olanların, %90’ı dışkı ile atılıyor. Solunum yoluyla alınanların ise bir kısmı balgamla atılabiliyor. Ancak daha küçük boyutta olanlar kana, beyin omurilik sıvısına, lenf dolaşımına, plasentaya geçip tüm dokularda birikebiliyorlar.
Mikroplastiklerin sağlığımız üzerindeki etkileri yakın zamanda hızlanan araştırmalarla gösterilmeye başlandı. Örneğin, mikroplastiklerin astım, akciğer kanseri ve kronik akciğer hastalıklarının riskinde artışa yol açtığı sentetik tekstil endüstrisinde çalışan işçilerde gösterilmiş. En etkileyici bulgulardan bir tanesi karotis damarlarındaki plaklarda polietilen ve polivinil klorid gösterilmesi oldu. Araştırmacılar, damarlarındaki aterom plaklarda mikroplastikler saptanan hastaların üç yıllık bir izlem süresinde 4,5 kat daha yüksek kalp krizi, inme ve ölüm riski olduğunu gösterdiler.
Plastik ürünlere değişik nedenlerle eklenen fitalat, bisfenol ve organotin gibi maddeler ise hücre ve dokularda benzer hasarlara yol açmanın yanında, lipid ve enerji metabolizmasında bozulma ve endokrin hastalıklara da yol açıyor. Peki plastik katkı maddeleri ve mikroplastikler ‘obezojen’ olabilir mi? Pek çok bilimsel araştırma dünyadaki obezite salgınına plastiklerin de katkıda bulunduğunu kanıtlıyor. Bunu yaparken de hem hücresel düzeyde fizyolojik mekanizmaların etkilenmesi hem de barsaklarımızdaki mikrobiyotanın dengesinin bozulması rol oynuyor.
Temel olarak inflamasyona, immün yanıtta ve hücresel işlevlerde bozulmaya yol açtıkları saptanmış olsa da mikroplastiklerin orta ve uzun vadede ne gibi sorunlara yol açacakları bilinmiyor. İnfertiliteden kalp krizlerine, diyabetten kansere kadar pek çok tıbbi durumun tetikleyicisi olduklarına dair pek çok kanıt var.
Peki ne yapmalıyız?
En önemli adım tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek. Evlerin uygun şekilde havalandırılması ve saf ve doğal malzemelerden ürünlerin kullanılması, mümkünse hava kalitesi iyi olan yerleşim yerlerinde yaşamak solunum yoluyla alımı azaltabilir. Plastik şişelerde sıvı tüketmekten kaçınılmalı. Çaylar geleneksel demleme yöntemleri ile hazırlanmalı, plastik kapların içine sıcak yiyecek ve içecek konulmamalı. Sıcak sterilizasyon aşamasını da düşünürsek, bebeklerimizi beslediğimiz biberonlar cam olmalı.
Daha sade bir yaşam, daha az eşya, daha doğal kıyafet, daha az kozmetik ürün, paketsiz yiyecek ve içecek gibi uzayıp giden bir liste.. Gerçek ihtiyacımız kadar ve mümkün olan en doğal kaynaktan tüketmek hem bize hem gelecek nesillere hem gezegenimize iyi gelecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Mikroplastiklerin sağlığımıza etkisi, Ihlamur ağacı portresi, Türkiye'den güncel haberler, toprak ana ve anneler günü, öneriler ve çok daha fazlası..
09 May 2025

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







