Platform fiyatına ajans işi: Sıradaki milyar dolarlık fırsat ne olacak?

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Bir e-ticaret markası hayal edin. Aylık bazda sosyal medyada kullanabileceği 20 video içeriğine ihtiyacı var; çünkü sosyal medyada iş hacimle yürüyor. Markanın önünde ise iki kapı duruyor.
Birinci kapı ajans. İngiltere'de kullanıcı tarafından üretilen içerik (UGC), ajans üzerinden yaptırdığınızda video başına 750 sterline kadar çıkıyor. Ajans, her şeyi hallediyor. Ama 20 videoyu 750 ile çarpıp o içeriklerden beklediğiniz getiriyi hesapladığınızda içerik için ayıracak milyon dolarları olan bir marka değilseniz matematik tutmuyor.
İkinci kapı ise platform. Bir platforma abone olursunuz ve video başına maliyet 200 sterline iner. Kağıt üzerinde bu, çok iyi bir fikir gibi görünüyor. Fakat sonra o aracı kullanacak birini bulmanız gerekiyor. Gerçek maliyet de tam olarak orada başlıyor.
Fiyat etiketinde yazmayan maliyet: Süreçlerin kontrolünü elinde tutmak isteyen markalar genelde şunu yapıyor: İşi ekipten birine veriyor ve hayatı kolaylaşsın diye bir platform satın alıyor.
O kişinin haftası ise şöyle geçiyor: Çalışan, içerik üreticilerinin peşinden koşuyor. Çünkü içerikler zamanında gelmezse yöneticisiyle papaz olma olasılığı doğuyor. Bir brief yazıyor ama brief yazmak ayrı bir uzmanlık olduğu için gelen içerik alakasız çıkıyor. Sonra ürünü kargoya veriyor ve üreticiye ulaşıp ulaşmadığını takip ediyor. Ardından revizyon turları başlıyor.
Bununla birlikte: Madalyonun öbür yüzü de aynı derecede sorunlu. Üretici, markadan onay bekliyor, ödeme bekliyor ve brief net olmadığı için gereksiz revizyonlarla uğraşıyor.
Platformun yaptığı şey, esasında bu işi ortadan kaldırmak değildi. Sadece operasyonun yerini değiştirdi. Yani ajansın omuzladığı yük, markanın kendi ekibinin masasına indi. Fakat bugün artık kimse hayatına daha fazla iş yükü eklemek istemiyor. Son 10 yılın en az konuşulan tüketici gerçeği de bu…
‘AI-native’ ajans tam olarak nedir?
Peki “AI-native ajans” tam olarak ne? Cevap, "yapay zeka kullanan ajans" değil. Onu artık herkes yapıyor.
AI-native ajans, ekibin belirli bir ihtiyaç için her iş akışını otomasyon ve yapay zekayla baştan kurduğu bir iş modeli. Burada ajans, platformu müşteriye satmıyor; platformu kendisi kullanıp işin bitmiş hâlini müşteriye satıyor.
- Girişim hızlandırma programı Y Combinator (YC), bu modeli bu yılki bahar dönemi için hazırladığı “Request for Startups” listesine ekledi. YC ortağı Aaron Epstein'ın gerekçesi ise netti: Müşteriye işi yapması için yazılım satmak yerine, yazılımı kendiniz kullanıp bitmiş ürünü satarsanız katbekat daha fazla ücret alabilirsiniz.
Öte yandan: Sequoia Capital, aynı alana başka bir kapıdan girdi. Ortaklardan Julien Bek'in Mart ayında yayımladığı "Services: The New Software" yazısının tezi şu: Sıradaki 1 trilyon dolarlık şirket, hizmet şirketi kılığına girmiş bir yazılım şirketi olacak.
Yazının en çarpıcı verisi ise bir oran. Buna göre şirketler yazılıma harcadıkları her 1 dolar için hizmete 6 dolar harcıyor.
Anlamı: Asıl pasta, yazılım bütçesinde değil, onun yanında duran emek bütçesinde.
Pratikte nasıl işliyor?
Kurucu ortağı olduğum Hashtag Collabz'deki akış şöyle çalışıyor: Yapay zeka, sosyal medyadaki trendleri tarıyor, en iyi performans gösteren içeriklerin ne yaptığını çıkarıyor ve markaya veriye dayalı bir brief öneriyor. Aynı sistem, o projeye en uygun üreticileri de buluyor ve davet ediyor. Ardından markaya tek bir soru soruluyor: “Ürünü bu kişilere gönderelim mi?”
Marka onayladıktan sonra ürün, Shopify mağazasından çıkıyor. Ardından yapay zeka, üreticiyi takip etmeye başlıyor, sorularını yanıtlıyor ve içeriğin doğru çıkması için süreci yönetiyor. Üretici, içeriği yüklediğinde sistem içeriği markaya, brief'e ve trende göre kontrol ediyor. Yani markanın görevi tek bir mekanizmaya iniyor: Onay vermek.
Üstelik: Bir kadro maliyeti olmadığı için ajans operasyonu, aracın da altında bir fiyata satılıyor. Markalar da ekiplerine hiçbir ekstra iş yükü eklenmediği için bu tip bir sistemle çalışmayı seviyor.
Başka sektörler de oyunda
Aynı model, başka sektörlere de uyarlanabiliyor.
Örneğin: Garfield.Law, geçen yılın Mayıs ayında İngiltere ve Galler’de düzenleyici kurum SRA tarafından yetkilendirilen ilk yapay zeka temelli hukuk firması oldu. Firmada fiyatlar şöyle: Kibar bir hatırlatma mektubu 2 sterlin, resmî bir ihtar 7,5 sterlin. Platform, 10 bin sterline kadar alacak davalarını da yürütüyor.
- Normal şartlarda küçük bir dava için saatlik avukat ücreti 150-300 sterlin arasında.
Şirket, bu yıl Mayıs ayında Wandsworth County Court'ta üç saat süren bir duruşmanın ardından davayı kazandı. İki taraf da dava avukatıyla temsil edilmişti.
Benzer şekilde: Crosby, sözleşme incelemesini Slack üzerinden ve saat ücreti yerine, belge başına sabit fiyatla veriyor. Şirket, Mart ayında 60 milyon dolarlık bir yatırım turunu kapattı.
Aynı modelin sigortacılık, muhasebe ve denetim versiyonları da kurulmuş durumda. Ancak örüntü her sektörde aynı. Fiyat bir mertebe düşüyor; müşterinin iş yükü ise sıfıra iniyor.
Geniş açı: Girişim sermayesi şirketleri, 20 yıl boyunca hizmet şirketlerine yatırım yapmaktan kaçındı. Sebep basitti: Marjlar, %20-35 bandında kalıyordu ve ciro doğrudan personel sayısına bağlı olarak büyüyordu. Yapay zeka bu bağı kopardığında ise hizmet şirketleri ilk kez yazılım şirketlerinin marjlarına yaklaşabilir hâle geldi.
- YC'nin 20 yıllık geleneğini bozmasının sebebi de bu oldu.
Modelin bozulduğu yer
Elbette bu model de bozuluyor ama yazılım gibi bozuluyor: Kuruyorsunuz, bozuluyor, düzeltiyorsunuz, bakımını yapıyorsunuz. İşin kendisi tam olarak bu. Asıl hata ise insanı süreçten tamamen çıkarmaya çalışmak oluyor. Orada sistem gerçekten çöküyor.
Yapay zekanın iyi olduğu yer, büyük veriyi analiz etmek ve duygu gerektirmeyen kararlar almak. Ama işin yaratıcı tarafına geldiğinizde insan süreçte olmak zorunda. Yapay zekanın duygusu yok ve o “damak tadının” döngünün içinde kalması gerekiyor.
Bu nedenle en radikal örnek bile sistemi buna dayalı kuruyor. Örneğin Garfield.Law, otonom değil. Her bir adım, ancak müşteri onayladığında atılıyor ve çıktıların sorumluluğu ilgili avukatlarda kalıyor.
Sıradaki soru: Esasında girişimciler için tez basit. Son iki yıldır herkes "Hangi yapay zeka aracını kullanayım?" diye soruyor.
Daha iyi soru ise şu: Kimin işini gerçekten üstlenmeye razıyım?
Bu sırada elbette markalar için de soru değişiyor. Fiyat sorusu tek başına yetersiz kalıyor ve markaların artık “Bu kaç saatime mâl olacak?” diye sorması gerekiyor. Cevap "Birkaç saatime" ise o teklifin göründüğünden pahalı olacağı da netleşiyor.
Editörün önerisi: Y Combinator, yeni ‘Requests for Startups’ listesini yayımladı: AI, arayüzü terk ediyor | Pareto, Doğa Yurduneri
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Hüseyin Kaplan
Londra merkezli girişimci. Farklı sektörlerden onlarca erken aşama girişimin içinde bulundu; bu yolculuktan edindiği gözlemleri yapay zeka, girişimcilik ve içerik pazarlaması başlıkları altında aktarıyor.

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ray-Ban ve Oakley gibi popüler markaların çatı şirketi EssilorLuxottica, son dönemlerde ticari performansından çok kurucu ailenin içinde yaşanan iktidar mücadelesiyle gündeme geliyor. Şirket, yönetime duyulan güvensizlik nedeniyle son bir yılda %40’ın üzerinde değer kaybederken yatırımcılar, aile içindeki anlaşmazlıkların akıllı gözlük pazarının da büyüdüğü bir dönemde EssilorLuxottica'nın geleceğini nasıl etkileyeceğini sorguluyor.

Ekim ayında düzenlenen SAP Executive Summit Türkiye’de, “Kazanmanın Anatomisi” başlıklı oturumda Formula 1’in iki efsane pilotu David Coulthard ve Mika Häkkinen konuşmacıydı. Coulthard ve Häkkinen’i dinlemek, yarışları takip ederken düşündürdükleri bazı konuları iş dünyası açısından yeniden değerlendirmemize vesile oldu. Özellikle de teknolojiye yapılan yatırımlarla insanın gelişimine ayrılan emek arasındaki ilişkiyi…

Verileri anlık hava tahmini gibi düşünebiliriz, stratejiyi ise iklim bilgisi gibi... Yağan her yaz yağmurunda mont giymeye kalkan, kış güneşine aldanıp hemen tişörte dönen bir marka ancak hasta olur. Pazarlama ve iletişim dünyasının ihtiyacı olan, anlık sağanaklara göre her çeyrekte gardırop değiştirmek değil, mevsimin genel yönünü okuyup rotasında sağlam durabilmek.

Bir dönem önlenemez yükselişiyle teknoloji girişimleri kadar hızlı değerlenen Netflix, son dönemlerde geleneksel bir medya şirketini andıran performansıyla yatırımcılarını hayal kırıklığına uğratıyor. Platformun hit içerik üretimindeki yavaşlama, henüz belirgin biçimde bilançoya yansımamış olsa da içerik izleme alışkanlıkları ve piyasa değerine ilişkin metrikler, Netflix’in ağır ağır irtifa kaybettiğine işaret ediyor.

"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.




