Portakal Gönüllüleri


Deprem bölgesindeki sürdürülebilir yaşamın destekçisi: Garnier
Garnier deprem bölgesindeki sürdürülebilir yaşamın destekçisi Uçtan uca sürdürülebilirlik yaklaşımı kapsamında hayata geçirdiği Green Beauty girişimiyle değer zincirinin her aşamasındaki olumsuz çevresel etkileri azaltmayı ve dönüştürmeyi…
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Künye
- Nedir? Portakal bahçesinin altında çocuklar için yaratılan oyun alanı ve onlarla birlikte vakit geçiren gönüllü topluluğu.
- Ne amaçla kuruldu? Keşfedilen boş portakal bahçesi sayesinde, depremden bir buçuk ay sonra, çocuklar başta olmak üzere birlikte vakit geçirmek isteyen herkes için.
- Bölgede nasıl destek olabilirim? Hiçbir ön koşulu yok. Arabası olan ya da arabalı tanıdığı olan herkes gönüllü olabilir. “Yardım etmek istiyorum” demek yeterli.
- Uzaktan nasıl destek olabilirim? Atatürk mahallesi yeşil sokak palmali çadır kent arkası portakal bahçesi, Hatay /Samandağ adresine paylaşmak istenilenler gönderilebilir.
Portakal Gönüllüleri kurucusu Sara İlayda Kar süreci ve bölgedeki gereksinimleri anlattı.
Şu anda yerleşilen alan neye göre seçildi? Alanda hangi ihtiyaçlar karşılanabiliyor?
Alan bir şeye göre seçilmedi. Buradaki yerleşim genellikle boşluğa göre konumlandırılıyor; okul bahçeleri en uygun alanlardan mesela. Bu bölge; en başta depremden etkilenenlerin tuvalet ihtiyaçlarını giderebileceği konteynerlar olmadığı için kullandığı açıklıktı ve yanımızdaydı, çevresindeki portakal ağaçlarını görünce temizleyip yerleşmeye karar verdik. Portakal Gönüllüleri kurulmadan yemek karavanında çalışıyorduk, o zamanlar da alana çadır atmıştık.
Daha sonra gönüllü Öğüdür askerleri bize geniş bir askerî çadır vermeyi teklif etti. İlk tercihim değildi çünkü zaten çadırda yaşayıp aynı zamanda çadırda oyun oynamak yaşanılan süreçten ötürü bireyi daha da daraltıyor. Bahçede kaldık, çocukların oyun ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Gönüllüler; bilgisayar, kitap, oyun, oyuncak getiriyorlar. Enkazdan da çok kitap çıkardık. Şu an CD ve DVD oynatabiliyoruz. Film gösterimlerine de başladık. Artık daha çok çocuğu mutlu edebiliriz diye umuyorum.
Portakal Gönüllüleri’nin bölge halkıyla kurduğu diyalog nasıl gelişiyor?
Bölge halkı beni daha önceden çalıştığım aşevlerinden tanıyor. Hiç kimseye adıyla hitab etmiyoruz; burada herkes abla-kardeş gibi. İnsanlar çok fazla olduğu için de isimlerini unutabiliyoruz. Daha çok çocukların adına hâkimiz hep karşılaştığımız için. Diğer ekiplerle dayanışıyoruz, herkes birbirine yardım etmek için burada. Mor Dayanışma ile iş birliği içindeyiz, buraya gelip kadınlarla birlikte oturuyor, sohbet ediyor, ihtiyaçlarını öğreniyoruz. Arada ekoloji hakkında da bilgilendirme yapıyoruz. Geleceğe yönelik, birbirimizi besliyoruz her anlamda.
Portakal Gönüllüleri’nin önceliklendirdiği bir yaş grubu var mı? Varsa o yaş grubunun gereksinimleri neler?
İnsanlar buraya gelince rahatlıyor çünkü moloz sesi yok, daha çok kuş cıvıltısı ya da rüzgâr sesi hâkim. Toz kokusu yok, portakal çiçeği kokuyor her yer. Bu sessizliğe ve huzura herkesin ihtiyacı var o yüzden; önceliklendirdiğimiz bir yaş grubu yok. Mahallede herkes birbirini tanıyor, hepsi birbiriyle ya akraba ya komşu ya arkadaş. Yaş grubu olarak değil ama önceliğimiz; kadınlar ve çocuklar. Çocukların en önemli ihtiyacı tuvalet şu an çünkü sürekli alandan çıkıp çadır kente gidip tekrar buraya gelmek zorunda kalıyorlar.
Başka gönüllüler neler yapıyor? İletişiminiz nasıl?
Burada tanıdığımız Hatay’ın öğretmenleri Fatih Türk Yılmaz ve Merve Ak, çocuklarla vakit geçirmek için genellikle merkezdeki çadır kentler ve konteynerlara değil, daha uzak yerlere gidiyor. Belediyeler de var burada; Nilüfer Belediyesi, İzmit Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi başından beri alanda olanlar. Sayelerinde ihtiyaçların büyük bir kısmı karşılanıyor. SEVADER var benim gönüllü olarak bildiğim; Samandağ Eğitim Derneği.
Kurulan düzende takas var, depolar arası özellikle. Merkezde yavaş yavaş dükkânlar açılmaya başladıktan sonra köylere yöneldik. Merkez dışında sadece durumun gerçekten kötü olduğu bilinen yerlere erzak götürülüyor. Burası depremden önce tarım açısından çok zengin bir yer olduğu için insanların çoğunun maddi durumu iyi.
6 Şubat üzerinden neredeyse 3 ay geçti ama maalesef bugün hâlâ çok fazla eksik var. Sınıflandırmak gerekirse acil ve ileriye dönük gereksinimler neler?
Şu an sürdürülebilir şeylere daha çok ihtiyacımız var. En öncelikli olan; su. En az su kadar önemli olan da psikologlar tabii. Konuşacak birilerine ihtiyaç var.
Konuştuğumuz hemen hemen her kadın onu gün boyu oyalayacak bir etkinliğin eksikliğinden yakınıyor. El işi öğreten birinin gelip onlara destek olmasına ihtiyaçları var. Ama her şeyden önce ihtiyaçların sürekli değiştiğini kabul etmek ve takip etmek lazım.
Günlük elzem ihtiyaçlar arasında ped ve tampon var. Keza iç çamaşırı da. Bebek maması ve bezi maalesef fazla gönderimden dolayı boşa gidiyor. Bir de tabii çadır kentlerin çoğunda hâlâ çamaşır makinesi yok, elde yıkanıyor her şey, hâl böyle olunca da çamaşır deterjanı en elzem ihtiyaçlardan oluyor. Son olarak asla unutamayacağım çocuklar için oyuncak. Bu konuda da çocuklar arası olası kavgaları önlemek için tek tip oyuncak gönderilmeli diye düşünüyorum.
Destek sisteminin sürdürülebilir olması için ne yapılmalı?
Ciddi anlamda iş gücü azalması yaşıyoruz. Başta gelen gönüllüler artık gelemiyorlar çünkü başka şehirlerde işlerini devam ettirmek zorundalar. Destek sisteminin sürdürülebilir olması için devir daim yapılması gerekiyor; insanların bunu unutmaması, burada hâlâ ihtiyaç olduğunu hatırlamaları. Süreç geçmedi. Her gün moloz taşınıyor, taş kaldırılıyor ve birileri hâlâ göçük altından çıkıyor, maalesef ölü sayısı artmaya devam ediyor.
Sayılar bu şekilde artarken mutlaka değişim yapılmalı. Belediyeler bu sistemi kurabiliyor ama gönüllülerin yardımı devam ettirebilmesi için daha çok insan gelmeli, var olan rutinden biraz ödün vermeli sanırım. Süreç çok uzun olduğu için başka türlü bir sistem düşünemiyorum, en azından şimdilik.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kentlerin ve kamusal alanların yeniden tasarlanma sürecinde kültürel hafızanın önemi üzerine.
27 Nis 2023

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Etkinlikler, şehrin farklı aktörlerini buluşturan, boş alanları görünür kılan, mahallelerin hikayesini değiştiren ve ekonomik hareket yaratan; üstelik bütün bunları ölçülebilir ve programlanabilir bir yapıya dönüştüren kullanışlı formatlar. Ancak bir şehrin “etkinlik sahnesi” olarak tasarlanması, her zaman doğru cevabı vermiyor. Etkinlik bittiğinde geriye ne kalıyor? Yaratılan değer, kültürel ekosistemin yanı sıra kamusal alanlara erişime, yerel işletmelere ve mahallelerin gündelik yaşamına da katkıda bulunuyor mu?

İtalya'da sıfırdan inşa ettiği sözde 2.000 yıllık amfitiyatroya giriş için ziyaretçilerden 40 avroya kadar ücret alan 69 yaşındaki Franco Malosso 28 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu akıl almaz olaydan hareketle yapay zeka halüsinasyonları sonucu yaygınlaşan, var olmayan turizm atraksiyonlarını inceledik.

Miuccia Prada ve Raf Simons’ın 2027 İlkbahar/Yaz koleksiyonu, yeniden eteğe dönüyor. Moda sürekli yeniyi talep ederken Miuccia Prada’nın gücü, geçmişini reddetmeden değişebilmesinde yatıyor. Yıllar önce kurduğu bir fikri bugün yeniden yorumlayabilmesi, yaratıcılıkla tutarlılığın birbirine engel olmadığını; aksine aynı çizgiyi koruyarak da sürekli yenilenmenin mümkün olduğunu gösteriyor.

George Lucas’ın 1970’lerden itibaren toplamaya başladığı sanat eserleri ile Mellody Hobson’ın koleksiyonunun biraraya gelmesiyle oluşan Lucas Museum of Narrative Art, 20 yıllık bekleyişin ardından Los Angeles’taki Exposition Park’ta ziyarete açıldı. Açılıştan hareketle dünyanın dört bir yanındaki film müzelerini keşfediyoruz.

Adana’nın Dilekkaya köyünde Şükriye Arıkanlı, her sabah eline süpürgesini ve plastik hortumunu alıp aile evinin avlusundaki Roma lahitlerini temizliyor. Bu, annesi Hatun Dilci ile babası Amber Dilci’nin definecilere karşı tüfekle koruduğu Anavarza Antik Kenti için onlarca yıldır süren bir aile nöbetinin bugünkü hâli. Yaşar Kemal’in de bir dönem konuk olduğu bu evde gerçek, efsane ve binlerce yıllık tarih iç içe yaşarken Şükriye Hanım’ın aklında artık başka bir soru var: Gençlerin terk ettiği köyde, kendisinden sonra Anavarza’ya kim sahip çıkacak?



