Reka Kolektif: 'Bizim için tiyatro bir laboratuvar'

Reka Kolektif ekibiyle hem oyunları Aşalım Bunları’yı hem de genç tiyatro ekibi olarak yaşadıkları sorunları konuştuk.
Reka Kolektif: 'Bizim için tiyatro bir laboratuvar'

17 Aralık - Cevahir - İstanbul
İstanbul Cevahir ile birlikte

Yeni yılı kutlamaya İstanbul Cevahir’de alışveriş yaparken başlayın İstanbul Cevahir , 2025 yılını Yeni Yıl Karnavalı ile karşılıyor, konserlerden sihirbazlık gösterilerine, tiyatrodan balon gösterisi ve kortej etkinliklerine yeni yıl coşkusunu ziyaretçileriyle paylaşıyor. Neler oluyor? Etkinliğin öne çıkanlarından Retrobüs 20 Aralık Cuma saat 20.00'de, Ceren Gündoğdu ise 28 Aralık Perşembe 19.00'da sahne alacak. Jazz Matiz ve Latin and Jazz Quinte konser verecek sanatçılar arasında yer alıyor, iç mimar Kubilay Sakarya çocuklar için bir atölye düzenliyor. Süper Patates ve Kaçak Bezelye Tiyatrosu, Sihir Bakanı İllüzyon Gösterisi ve Karnaval Korteji de etkinlik programının sevilenleri arasında. Ayrıca, ücretsiz oyunlar ve hediyeler de sizi bekliyor. Sıcak çikolatanın eşlik ettiği bu karnaval, 30 Aralık tarihine kadar 12.00-20.00 saatlerinde ziyaret edilebilir. Not etmeli: Her yaştan katılımcıya açık etkinliğe 18 yaş altı ziyaretçiler ebeveynleri eşliğinde katılabiliyor. Dahası: Etkinlik günü İstanbul Cevahir'den yapacağınız 500 TL ve üzeri alışverişin fişini getiren ziyaretçiler, oynadığı oyunlardan ticket kazanarak baskılı bez çanta, elma şekeri, sıcak çikolata ve dilek kurabiyesi gibi hediyeler kazanabilecek. Yeni Yıl Karnavalı’na dair ayrıntılı bilgiye buradan erişebilir, yılbaşı coşkunuzu alışveriş keyfinizle yaşayabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği tarafından “Yılın Genç Ekibi” Reka Kolektif seçildi. Ödül için sahneye çıktıklarında tiyatro sahnesi bulmanın zorluğu başta olmak üzere sektörde yaşadıkları problemlerden bahsettiler. Reka Kolektif ekibiyle hem oyunları Aşalım Bunları, hem de genç tiyatro ekibi olarak yaşadıkları sorunları konuştuk.

Öncelikle tebrik ederim, TEB Jürisi tarafından “Yılın Genç Ekibi” seçildiniz. Nasıl hissediyorsunuz? 

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği jürisine ve uzun yıllardır ödüle layık gördüğü isimlere hayranlığımız büyük. O yüzden çok çok mutlu olduk. Reka Kolektif olarak her zaman özgünlük ve cesaretle üretmeye odaklanmış bir ekibiz. “Yılın Genç Ekibi” ödülü hem bize hem de bizim gibi bağımsız topluluklara önemli bir görünürlük kazandırdı. Aynı zamanda da bize “rezil olmayı göze alarak” üretmeye devam etmenin önemini bir kez daha gösterdi. Böyle bir cesaret tazelenmesine ikinci oyuna hazırlanırken ihtiyacımız vardı. Bu anlamda, zamanlaması önemliydi.

Tiyatro bölümünden mezun olan birçok sanatçı kendi tiyatro topluluğunu kurup hayal ettikleri oyunları sahneye taşımayı planlıyor. Reka Kolektif de bunlardan biri. “Reka” ne demek ve bu yola çıkarken nasıl bir planınız vardı?

Reka, başta dört kurucu üyemizin kare formundan esinlenerek seçtiği bir isimdi. Yatay hiyerarşi ve eşitlikçi bir üretim alanı yaratma arzumuzu bu isimle ifade ettik. Zamanla ekibimiz büyüdü, farklı disiplinlerden gelen arkadaşlarımızla zenginleşti ve çeşitlenen bir yapıya dönüştük. Kendi dünyalarımızı keşfetmek ve bu dünyaları bir araya getirerek üretmek için yola çıktık. 

Bizim için tiyatro bir laboratuvar. Devising, yani ortaklaşa üretim metoduyla herkesin katkısıyla, birlikte karar alarak özgün bir yaratım süreci oluşturuyoruz. İlk oyunumuz Aşalım Bunları tam da bu şekilde ortaya çıktı. Metni ve rejisi tüm ekibin katkılarıyla şekillendi. Seyirciyle kurduğumuz ilişki bizim için çok önemli. Prömiyerimizden bu yana, her oyunun ardından aldığımız geri bildirimlerle metni ve rejiyi sürekli güncelliyoruz. En son oyundan iki gün önce bile prova yaparak sahneler üzerinde çalıştık, bazı sahneleri attık ve yenilerini ekledik. Bu dinamik süreç, tiyatroyu bizim için canlı ve dönüşen bir deneyim haline getiriyor. Reka Kolektif, tiyatroyu yalnızca bir anlatı değil, birlikte keşfedilen bir deneyim olarak görüyor.

Fotoğraf: Ayten Çelik

TEB ödül töreninde ekip olarak sahneye çıktınız ve tek tek konuşma yaptınız. “TEB sayesinde Alan Kadıköy’de olma şansı yakaladık” dediniz. Alan Kadıköy özelinde bu durumu farklı tiyatrolar tarafından da duyuyorum. Birçok tiyatro topluluğu Alan Kadıköy’de oyun oynamak istiyor ama bu mümkün olmuyor. Bana biraz yaşadığınız süreci anlatabilir misiniz? Ne gibi sorunlar yaşıyorsunuz?

Reka Kolektif olarak meselemiz yalnızca Alan Kadıköy değil; genel anlamda bağımsız tiyatroların sahne bulma ve görünürlük kazanma zorlukları. Alan Kadıköy gibi kamusal fonlarla desteklenen mekanların, tiyatro topluluklarına alan açma çabalarını değerli buluyoruz. Ancak bu tür mekanlardan, seçim kriterlerinde daha fazla şeffaflık ve yenilikçi oyunlara fırsat tanıyacak bir yaklaşım bekliyoruz. Örneğin, genç ekipler ve “ilk iş” projeleri için belirli bir kota veya destek programı önemli bir adım olabilir.

Mevcut ekonomik kriz koşullarında, hem özel hem kamusal alanların güvenli tercihler yapmasını anlaşılır buluyoruz. Ancak, bu tercihler çeşitliliğin azalmasına ve belirli türlerin öne çıkmasına neden oluyor. Bu durum, tiyatro ekosistemindeki renklerin kaybolmasına yol açıyor. Kamusal mekanların bu noktada daha cesur bir duruş sergilemesi gerektiğini düşünüyoruz. Biz, Reka Kolektif olarak, tiyatroda homojenleşmeye karşı, kendi yaratıcı sorularımıza odaklanıyoruz: “Ne üretmek istiyoruz? Bunu nasıl sahneye taşırız?” Bu doğrultuda, seyircimizle buluşabileceğimiz ortak alanlar yaratmak için mücadele ediyoruz. Bu yaklaşım, tiyatrodaki çeşitliliği ve özgünlüğü savunmanın bir yolu.

Alan Kadıköy gibi mekanların, genç ekipler ve yeni oyunlara daha fazla yer açması, tiyatro alanını daha kapsayıcı hâle getirebilir. Bu tür adımlar, yalnızca bağımsız tiyatro ekiplerini değil, tüm tiyatro ekosistemini zenginleştirecektir.

“Altın Çağ” diye adı geçen tiyatro döneminde sizi en çok neler zorluyor?

Altın Çağ olarak adlandırılan bu dönemde tiyatro sektöründe ekonomik bir değişim yaşandığı doğru. Yüksek bilet fiyatlarına rağmen binlerce biletin hızla satılması, özel sektörde kalabalık kadrolu oyunların yapılabilmesi sevindirici gelişmeler. Ancak bu büyüme, sektöre dışardan gelen kaynaklarla sağlanırken, ekonomik gücü sınırlı olan sanatçılar için koşulları kolaylaştırmıyor. Yüksek vergilere ilişkin hiçbir düzenlemenin yapılmaması ve sahnelere ekonomik kolaylıkların sağlanmaması, özel tiyatrolar için ağır mali yükler oluşturuyor. Bu durum, oyunlarını özel sahnelerde sergilemek isteyen ekipler için yüksek kira fiyatlarıyla sonuçlanıyor. Ayrıca, dayanışma mekanizmalarının yetersizliği de bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor.

Tiyatro sektörünün en tepesindeki büyüme, bir yandan ekonomik bir gelişme olarak görülebilir. Ancak başka bir açıdan bakıldığında, büyümenin niteliği sorgulanmalı. Bir nitelik tartışması yapılacaksa bu noktada yapılmalı. Sadece yüksek ücretlere bilet satmak tek başına büyüme midir? Yoksa asıl büyüme, tiyatro ekosisteminin zenginleşmesi ve çeşitlenmesi midir? Eğer bilet satışları artarken, deneysel ve genç ekiplerin alanı daralıyorsa, bu büyüme ne kadar kapsayıcıdır? Altın Çağ’da herkesin bu altına erişimi var mı?

Asıl sorulması gereken, tiyatroda nitelikli büyümenin nasıl sağlanacağıdır. Yapılması gereken ise ekosistemin zenginleşmesi için yalnızca yüksek bilet satışı garanti olan büyük projelere değil, risk alan, yenilikçi ve genç ekiplerin desteklenmesine de kaynak ayırmaktır.

Sizin gibi birçok genç tiyatro ekibi var. Bir nevi onların da sözcüsü gibi olduğunuzu düşünürsek genç ekiplerin daha çok göz önünde olması için neler yapılmalı?

Genç ekiplerin ilk projelerine özel bir destek mekanizması kurulmasını öneriyoruz. Bu mekanizma, devlet destekleri, bağımsız fonlar veya sahnelerin genç ekiplere belirli kontenjanlar ayırması gibi yollarla hayata geçirilebilir. Ayrıca, eleştiri ve tanıtım yazılarında genç ekiplerin görünürlüğünü artıracak bir alan açılması da faydalı olabilir. Genç ekipler, sektörün sınırlarında olmaları sayesinde yenilikçi ve deneysel projeler üretme konusunda daha geniş bir özgürlüğe sahipler. Bu nedenle tiyatro ekosistemine önemli katkılar sunabilirler. Tiyatro izleyicilerini de genç ekipleri takip etmeye ve onların işlerini keşfetmeye davet ediyoruz. Keşfetmekten çekinmeyen izleyiciler, genç ekiplerin sunduğu yenilikçi işler karşısında yeni ufuklar bulabilirler. Bu karşılaşmalar, hem izleyici hem de sektör için ilham verici olabilir.

Tüm bu zorluklara rağmen oyunu sahnelemekten vazgeçmediğiniz için teşekkür ederim. Reka Kolektif’in oyunundan da bahsedelim. Aşalım Bunları ne anlatıyor? 

Aşalım Bunları, Lauren Berlant’ın “zalim iyimserlik” kavramından esinlenerek ürettiğimiz bir oyun. Zalim iyimserlik, zamanın ekonomik koşulları değişirken, iyi hayat ideallerinin güncellenmediği; farklı bir imkanlar dünyasının “iyi hayat” belirlediği bir fantezinin peşinden ısrarla koşmak anlamına geliyor. İmkanlar değişirken idealler aynı kaldığında, bir takım çıkmaz hayatlarda sıkışmış karakterler buluyoruz. Bu durumda yeni bir “iyi hayat” modeli kurmak gerekiyor.

Sahnede yeni bir hayat arayışına bir katkımız olduğu söylenemez. Biz sadece, eski ideallere karşı duyulan iyimserliklerin bizi getirdiği çıkmazlara baktık. Çünkü, geçmişin geçmişe sunduğu imkanlar gençler için bir yas konusu olduğunda biz ekipçe kendimize şunu sorduk: Geçmişin yasını tutarken, geleceğin belirsizliğinde nasıl üretmeye devam ediyoruz? Bu soru, bizim her gün uyanıp tam da göbeğine düştüğümüz, o gitgide daralan çemberin en yakıcı sorusu aslında.

Oyun, bir asansör kazasında ölen Berke Kemal’in (12) ardından, geçmişin yası ve geleceğin umutlarında sıkışıp kalmış iki karakterin (İmge ve Çağrı) yaşamlarını merkeze alıyor. İmge ve Çağrı, ölen çocuğun anne babası gibi yaşama çabası içine girerek, başkalarının yasını kendi hayatlarına mal ettikleri bir performansa girişiyorlar. Bu süreçte yasın performansı, onların “iyi hayat” yaşamış gibi dışarı satabilecekleri bir ürün hâline geliyor. İdealize edilmiş bir yaşamın yasını icra ederken bir yandan da o idealleri gerçekleştirmeye dair zalim çabalarını da sürdürüyorlar. Oyun, bu çetrefilli duygulanımları merkezine alıyor.

Fotoğraf: Ayten Çelik

⁠Sezonda 200’den fazla oyun var. Neden Aşalım Bunları oyununa gelelim?

Aşalım Bunları, günümüzün yüksek umutlar ve derin çaresizlikler arasında gidip gelen duygulanımsal atmosferini, tiyatronun deneysel olanaklarını kullanarak sahneye taşıyor. Krizlerimizin ve krizlerimiz karşısında kurduğumuz çözümlerin yaptıntılığını, tiyatronun yanılsamacı yapısıyla buluşturmaya çalıştık. Sorunlarımızın yapıntı olması, önemsiz oldukları anlamına gelmiyor. Bu yapıların içinde yaşıyoruz.

Her oyun gününü, ortak meselelerimiz etrafında beraber soru sormak için buluştuğumuz bir imkan olarak görüyoruz. Seyirciye bir yaklaşım dayatmaktan ziyade her izleyenin kendine ait bir anlam çıkarabileceği bir yapı sunmayı amaçladık. Biçim bakımından da keza, yenilikçi bir araştırmanın peşine düşüyor Aşalım Bunları. Bir olay örgüsünü takip etmektense, bir sorunun etrafında, deneme tarzında ilerleyen bir akışı var.

Oyun, kendi sürecinde sürekli bir araştırma ve dönüşüm hâlinde. Bu nedenle birkaç ay sonraki oyun, ilk izlediğinizden farklı bir yerde olabilir. İki sezonun sonunda, her seferinde yeni şeyler keşfetmek isteyen izleyicilerden oluşan, sürekli bir izleyici grubu oluşturmayı başardık.

Son olarak kendi istediği tiyatroyu yapmak isteyenler için bir öneriniz var mı?

Bir odaya girerek, “Biz neden bu odada toplandık?” ve “Neden bugün, 2024’te tiyatro yapmak istiyoruz?” sorularını sorarak başlamak bize her zaman iyi geliyor. O odada buluşanların, kendilerine ve birbirlerine dürüstçe bakma cesaretini göstermelerinden doğacak dünyalara ihtiyacımız var. Birbirimizin gözünün içine bakarak, bir tartışma kültürü inşa ederek dönüşmeye, devamlı olarak sistemler kurup yıkmaya, bir arada düşmeye, yeniden devam etmeye, bunun ürettiği acıyı ve coşkuyu kucaklamaya ihtiyacımız var. En azından bizim için öyle; “istenilen tiyatro” bu deneyimin peşinden bizi buldu. Bunu sürdürmeyi ve başka ekiplerin de bu bakışla yarattığı dünyalara tanık olmayı diliyoruz.

*Röportaj sorularını bütün ekip ortak düşünceyle yanıtlamıştır.


Aşalım Bunları

Yazar/Yönetmen: Aslı Ekici, Rıza Efe Reis
Oyuncular: Ceren Kaçar, Görkem Örskıran
Hareket Tasarım: Senay Arslan
Teknik Sorumlu: Umut Rışvanlı
Video Tasarım: Zeynep Duman
Ses Efekt Tasarım: Ozan Demir
Asistan: Ezo Şara Uray

🎟️ Oyunun 15 Ocak'taki gösterimi için biletler burada.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

⚫️ Bir Jane Austen komedisi, Kovacs

Yılbaşı etkinliklerinin öne çıktığı, Kovacs için geri saydığımız, bir Jane Austen klasiğine "içeriden" bakacağımız ve bolca güleceğimiz bir haftadayız.

17 Ara 2024

İstanbul Cevahir ile birlikte

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?