Renklendirici E120’nin arka planı

Paketli gıda ürünlerinin içeriklerini inceleyen Gıda Dedektifi isimli hesap geçtiğimiz günlerde Namet’e ait dilimli dana antrikotun içindekiler kısmında E120 koduyla yer alan renklendiriciye dikkat çekti. Doğal renklendirici olarak bilinen E120’nin karmin isimli böceklerin ezilmesi yoluyla kırmızı renk elde etmek üzere kullanıldığı biliniyor. Bu durum markanın et ürünlerinin helal olup olmadığı yönünde yeni bir tartışmayı da başlattı.
- Nedir? Renklendiriciler, doğal ve yapay olarak ikiye ayrılır. Doğal yollarla elde edilen renklendiricilerin bir kısmında böceklerden faydalanılır. Bunların başında Karmin (E120) geliyor. E120 koduyla bilinen Karmin, Peru'da yaygın olarak üretiliyor. Türkiye'de üretimi mevcut olmayan renklendirici ithalat aracılığıyla elde ediliyor. Karmin üretimi için 90 günlük erişkinliğe ulaşan Cochineal adlı böcek türleri kullanılıyor.
- Detaylar: Yaygın olarak tekstil, boya ve gıda sektörlerinde kullanılan karmin, içeriğindeki karmik asit sayesinde pembe ve kırmızı renk veriyor. Gıda endüstrisindeki kullanımı sıklıkla meyve aromalı ürünler, kola, deniz ürünleri ve işlenmiş kanatlı ürünlerde görülebilir. Ayrıca sosis, salam, sucuk, jambon gibi işlenmiş kırmızı et ürünlerinde istenmeyen renk oluşumunun önüne geçmek üzere kullanılıyor. Gıdalara renk vermesinin dışında pH, sıcaklık ve ışık gibi gıda ürünlerinin bozulmasına sebep olan faktörleri de engelliyor. Yapılan araştırmalar sonucunda FDA tarafından sağlığa zararlı bir renk maddesi olmadığı açıklanmasına rağmen uzmanlar tarafından bu konuda daha fazla araştırma yapılması öneriliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
apéro gazete'de bu hafta: E120 adıyla bilinen renklendiricinin nasıl elde edildiği sosyal medyanın tartışma konularından biri hâline geldi. Fransa vejeteryan ürünlerde hayvansal ete dair terimlerin kullanımını yasaklama adımları atıyor.
13 Eyl 2023

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.




