'Rick Rubin sanat üretim tarikatı'nın el kitabı

Dünyanın yaşayan en önemli prodüktörlerinden Rick Rubin’in “dâhiyane” olarak anılan kitabı Yaratıcı Eylem: Bir Var Olma Biçimi, Türkçe olarak raflardaki yerini aldı. Ancak çok övülen kitap, bazılarının beklentilerini karşılamıyor.
'Rick Rubin sanat üretim tarikatı'nın el kitabı

25 Mart - Odeabank - Duende
Odeabank ile birlikte

Aklın ve kalbin yolu Odea Radyo’dan geçiyor

Türkiye’nin 24 saat yayın yapan ilk ve tek banka radyosu olarak yayın hayatına devam eden Odea Radyo , yatırım odaklı içerikler ve seyahat sohbetlerinin yanı sıra Duende okurunun ruhuna dokunacak hem yerli ve yabancı müzik seçkisi hem de…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Spotify’da Rick Rubin’in prodüktörlüğünü üstlendiği 60 sanatçının şarkılarından oluşan bir müzik listesini dinliyordum. Johnny Cash, Santana, Jaz-Z, Metallica, Kanye West, Adele, Slipknot, Shakira, Eminem, Jay Z, Neil Young, System of A Down, Red Hot Chili Peppers, Weezer, Lana Del Rey... Son 40 yılın popüler kültür sahnesinin en önemli sanatçıları... Rick Rubin’in imzası bu sanatçılar gibi daha pek çok sanatçının başarı hikayesinin altında duruyor.

Rick Rubin; LL Cool J, Run DMC, Public Enemy ve The Beastie Boys gibi rap ustalarının kariyerlerini başlatarak hiphopun bugünkü hâline gelmesine yardımcı olan isimlerden. Rubin bu müzisyenlerin potansiyellerini açığa çıkarıp, kariyerlerinde başka bir seviyeyeye ulaşmalarını sağladı.

Sanatçı, 1981’de New York Üniversitesi’nde felsefe okuduğu yıllarda punk'a ilgi duyuyordu. Ta ki rap'le tanışana dek... Bu müziğin üzerindeki etkisini şöyle anlatıyordu: “Harika bir rap’çi olmak için virtüöz olmanıza gerek yoktu. Söyleyecek bir şeyin olması yeterliydi.” 

Rubin, o dönem New York’un gelişmekte olan hiphop mekanlarında bir çevre edindi. Ardından yurt odasında Def Jam Recordings’i kurdu. Başarısız rap şirketleriyle dolu bir dünyada Rubin'in başarısı iyice parlıyordu. O dönemi şöyle anlatıyordu:

“Hip hop’ı müzik olarak görmüyorlardı; başka bir şey olduğunu düşünüyorlardı. Müzik sektöründeki deneyimli, akıllı insanlar bile bunun müzik olduğunu bilmiyordu. Ben de ‘Bu açığı kapatmanın bir yolu var mı?’ diye düşündüm. Run-DMC, Steven Tyler ve Joe Perry ile Aerosmith’in Walk This Way’inin cover’ını yaptık. O zamanlar rap’te cover şarkılar yapılmadığı için kendi sözlerini yazmak istediler. Ben de dedim ki, ‘Bu egzersizin tüm amacı Aerosmith şarkısını yenilemek çünkü bu zaten bir rap şarkısı. Eğer bunu yaparsanız rap müziği anlarlar.’ Bu bir deneydi ve insanların hip hop’ın ne olduğunu anlamasını sağladık.” 

Rubin’in meşhur olmasını sağlayan işlerden biri de Johnny Cash’in kariyerini yeniden ayağa kaldırmaktı. Prodüktör, Cash’i Nine Inch Nails’in ikonik parçası Hurt başta olmak üzere kendi kuşağı dışındaki sanatçıların şarkılarını yeniden yorumlamaya ikna etti. Cash, böylece ölümünden hemen önce başka bir neslin de kulaklarına yerleşti.

Peki, Rubin’in birbirinden bambaşka türlerde, bu kadar farklı sanatçıyla çalıştığı baş döndürücü kariyerinin sırrı neydi?

Meditasyon ve konsantrasyon

Rick Rubin’in keşfettiği Angus and Julia Stone’dan Julia, onunla yaptığım bir röportajda Rubin ile çalışmayı şöyle tarif etmişti: 

"Bize çok güven verdi. Sanatçı olma ve müzik yapma kararım konusunda daha güvenli hissetmemi sağladı. Rick, şarkı yazmak ve şarkı söylemenin gerçekten değerli bir şey olduğunu bana zamanla anlattı. Galiba bazen bir müzisyen veya sanatçının gerçekten bir şeylere katkı sağlayıp sağlamadığını ya da tamamen narsisist bir duruş mu sergilediğini sorguluyordum. Büyük ihtimalle ikisinin bir karışımıdır tabii.

Ama Rick, bir şekilde bunu yapmam gerektiğini bana hissettirdi. Onunla her şey hakkında rahatlıkla konuşabilirsiniz. Müziği çok seviyor; bu yüzden de etrafındaki herkesin müziğin ne kadar önemli olduğunu fark etmesini sağlıyor. Bence onu bu kadar harika yapan şey de bu: Müzik yaparken özen göstermenin ve farkındalığın önemini devamlı hatırlatması."

Rubin, 14 yaşından beri transandantal meditasyon yaparak konsantrasyona dayanan sessiz bir mantra uyguluyor. Bu uygulama sırasında düşünceler de ortaya çıkıyor. Rubin’in mesleki ve kişisel yaşamına yaklaşımını besleyen de bu meditasyonlar. Zaten kendisi de mesleki başarılarını müzikteki yetkinliğine bağlamıyor. Bunun yerine, müzisyenleri bireyselliklerini benimsemeye ve onları kalabalıktan ayıran şeylere yönelmeye teşvik ediyor. Başka bir deyişle farklı olmaya. 

Başaşağı yaratıcılık rehberi

Dünyanın yaşayan en önemli müzik insanlarından biri olan Rubin'in Yaratıcı Eylem: Bir Var Olma Biçimi adlı kitabı bir yılın ardından Domingo Yayınları’ndan Türkçe olarak yayımlandı. Kitap, Goodreads’te “Yılın En İyi Kurgu Dışı Kitabı Ödülü Finalisti”, Waterstones ve Barnes&Noble’da “Yılın En İyi Kitabı Finalisti” oldu. Kitapta Rick Rubin’in prodüktör olmanın dışında sanatçılara nasıl akıl hocalığı yaptığına da şahit oluyorsunuz. Rubin, bir sanat ürününün ortaya çıkış sürecini motive edici metinlerle ortaya koyuyor. Adeta “Rick Rubin sanat üretim tarikatı”nın el kitabını elinizde tuttuğunuz hissini veriyor. Prodüktör, dünyaya deneyimlerinden yola çıkarak bir yaratıcılık felsefesi sunuyor. 

Kitap, sanat üretim sürecini başlangıcından itibaren ele alarak, onu ortaya çıkarma, onunla yaşama, deneme-yanılma ve ardından vedalaşma aşamalarına eğiliyor; sanatın arkasındaki motivasyonlara dair sorulara cevap arıyor.

Rubin, sanatçıları "kırılgan mizaçlı kişiler" olarak tanımlıyor. Pek çok sanatçının erken ölmesinin nedeninin de bu derin varoluşsal ızdıraplar olduğuna işaret ediyor. Yani sanat, ona göre hem bir lütfu hem de lanet...

Kitabın ilk bölümleri, kişisel gelişime o kadar odaklanmış ki açıkçası ortalarına gelene dek "Nasıl olmuş da bu kitap bu kadar sevilmiş?" düşüncesini kafamdan atamıyorum. Fakat bu kısımdan sonra, kitap okuruna bir rehber olmaya başlıyor. Özellikle bir sanat dalıyla uğraşıyor ve tıkanma yaşıyorsanız ya da sanatınızı dünyayla paylaşma cesaretini bulamıyorsanız Rick Rubin, sırtınızı sıvazlayarak sizi ilerlemeye teşvik edebilir.

Rubin, “Eser sizin kim olduğunuzu ve ne yaşadığınızı temsil etmiyorsa nasıl güçlü bir etki yaratabilir?” diye sorarak başlıyor. Ardından üretimin temeline kendinizi koymanız konusuna odaklanıyor. Sanatçıya, izleyicinin son sırada olduğunu, eserin öznesinin kendisi olduğunu söylüyor. Ve eğer sanatınızı bir arkadaşınızla paylaşabiliyorsanız, bunu dünyayla da paylaşabileceğinize vurgu yapıyor. 

Tekdüzeliği kırmak için ise “Küçük adımlar atın, ortamınızı değiştirin, önem derecisiyle oynayın, perspektif değiştirin, bilgiyi kısıtlayın” gibi önermelerde bulunuyor. Mesela bir sanatçının başaşağı şarkı söylediğinde rahatladığından bahsediyor. 

Fal kurabiyelerinden çıkan sözler gibi

Okuduğum çoğu makalede kitabın ne kadar çığır açıcı olduğuna dair övgüler yer alıyordu. Fakat bu kitap daha çok yolun başındaki amatör sanatçılara odaklanıyor gibi. Ayrıca Doğu felsefesine Batılı bir bakış getirmeye çalıştığını hissettiriyor. Cesaretlendirici, motive edici ve manevi bir bakış... Rubin, kitap boyunca çalıştığı çoğu sanatçının ismini vermekten kaçınıyor. İsimsiz müzisyenlerin stüdyodaki davranışlarından bahsediyor. Müzisyenlerin yaratıcılıklarına dair ihtiyaçlarının özel yaşamları ve kişisel ilişkileri pahasına da olsa her şeyden önce geldiğinden de.

Hayal gücünün gündelik kararları azaltarak çoğaltacağından, dingin bir zihnin öneminden—meditasyon yapmayı burada vurguluyor—ve müzisyenlerin demo kayıtlarına sıkı sıkıya sarılmaması gerektiğinden bahsediyor. Müzisyenlerin şarkıları kulaklıkla dinlemesinin yanıltıcı olduğu gibi tüyolar da veriyor. 

Ayrıca şu satırları da dikkat çekici: “‘Ben beğenmiyorum ama başkası beğenecektir’ diye düşünüyorsanız, kendiniz için sanat yapmıyorsunuz demektir. Bu düşünce ticarete atıldığınızı gösterir. Bunda yanlış bir şey yoktur sadece yaptığınız şey sanat olmayabilir.”

Günün sonunda kitabın neden sehpa üstü kitabı olarak anıldığını, havalimanı kitapçılarında öne çıkarıldığını anlamış oldum. Okurunu asla yormayan kitabı iki günde bitirebiliyorsunuz. Sosyal medyada özlü sözler paylaşan hesaplara uygun “Keşfetmeye hazır yaşamak varsayımlara bağlı yaşamaktan her zaman daha iyidir" gibi cümleler bulabiliyorsunuz. Okuduğum bir yorumdaki gibi bunlar "fal kurabiyelerinden çıkan sözlere benziyor." 

Yani yaratıcı eylem üzerine bir kitap yazsanız ve dünyanın en iyi prodüktörlerinden bile olsanız bazen klişelerden kaçamayabiliyorsunuz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

✍️ Rubin'in yaratıcılık kitabı, Gossip'in dönüşü

Dünyanın yaşayan en önemli prodüktörlerinden Rick Rubin’in “dâhiyane” olarak anılan kitabı Yaratıcı Eylem: Bir Var Olma Biçimi, Türkçe olarak raflardaki yerini aldı. Gossip, yeni albümü "Real Power" ile döndü.

25 Mar 2024

Odeabank ile birlikte
Rick Rubin

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi

Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

Aslı Perker

·

06 Kas 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

Ümit Alan

·

06 Kas 2026

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

Mehmet Sindel

·

06 Kas 2026

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti