Sahneye inen sansür: Finito. Yallah. Kış Kış. L*ve You.

B Planı, 6 Nisan tarihinde Instagram hesaplarında "Bağımsız Tiyatro Yapmak" başlığıyla paylaştığı gönderide oyun için sahne ararken yaşadıkları sorunları anlattı. Oyunun yapımcısı, yazarı ve yönetmeni Sami Berat Marçalı’dan yaşananları dinledik.
Sahneye inen sansür: Finito. Yallah. Kış Kış. L*ve You.

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Uzun süredir oyun sahnelemeyen B Planı, yeni oyunu Finito. Yallah. Kış Kış. F*ck You. ile sahnelere dönmeyi planlıyordu ama olmadı. F*ck gitti L*ve geldi. Hayatımızın neredeyse her alanında yaşadığımız yasaklar, sansürler, kısıtlamalar bu defa tiyatro perdesinde karşımıza çıktı. Fakat onlara destek kısa zamanda hem seyirciden hem de tiyatro camiasından geldi. 

13 Mayıs’ta Baba Sahne’de prömiyer yapacak oyun öncesi oyunun yazar ve yönetmeni Sami Berat Marçalı’yla hem oyunu hem de yaşadıklarını konuştuk. 

B Planı yaklaşık 4 yıl aradan sonra Finito. Yallah. Kış Kış. L*ve You. adında bir oyunla sahneye döndü, daha doğrusu dönmeye çalışıyor. Sosyal medyada kıvılcımı ateşlenen olayla başlamak istiyorum. 6 Nisan tarihinde Instagram hesabınızdan “Bağımsız Tiyatro Yapmak” başlığı altında bir paylaşım yaptınız. Öncelikle oyunun bu aşamasından bahseder misiniz? Prömiyere kadar nasıl bir süreçten geçtiniz? Neler yaşadınız?

Finito, benim üzerine en uzun çalıştığım metin olabilir. Beraber yazdığım Derem'in de öyledir diye tahmin ediyorum. Bugüne ve bize dair çok derdi var. Ciddi bir emek var. Bu dertlerin, bu emeğin daha çok insana, bizim ulaşabileceğimizden daha kolay ulaşmasını istedik biz de başta. Bu sebeple oyunu yapımcılara götürdük. Her okuyan metni beğendi, sahnelemek istedi fakat kendi seyircisine uygun hâle getirilmesini talep etti. 

Biz seyircinin artık böyle oyunlar izlemek istediğine inanıyoruz. Bize bizi anlatmasını istiyoruz. Ama bu tercih edilmiyor politik ve ekonomik durumlardan sebep. Bu da gayet anlaşılır ve kırıcı değil. İkimiz de senaristlik yaptığımız için alışığız böyle şeylere. Yazdığımız şeyin gücünü de biliyoruz. Bu yüzden kendimiz bağımsız bir şekilde özgürce yapmak istedik. Bağımsız tiyatronun iyileştirici gücünü defalarca tatmış biri olarak bütün zorluklarına göğüs gerip uzun bir prova dönemine girdim, provalarımız çok verimli ve güzel geçti. 

Her şey tam yolunda giderken birden, sürekli oynamak üzere anlaşmakta olduğumuz sahne, oyunun ismini değiştirmemizi talep etti. Takıldıkları kelime sansürlü bir şekilde yazılmış "F*ck" kelimesi. Bakanlık bağlantılı bir sahneymiş, tamam, olabilir dedik. Olmaz da “haydi” dedik. Bizden istenen sansür talebi bizi daha yaratıcı olmaya itti ve F*ck kelimesi L*ve oldu. Bunu da çok kısa süre içinde bildirdik. 

Ama buna rağmen bizi oynatmamaya karar verdiler ve biz de bu yazıyı paylaşmak istedik. Bağımsız Tiyatro yapmak artık neredeyse imkansız hâldeyken bu yaşanan talihsizlikler, surata kapanan kapılar, açılmayan telefonlarla nereye ulaşmaya çalıştığımızı şaşırdık. Oyun yapmaya mı çalışıyoruz; yoksa yapabilmeye mi?

Afiş tasarımı: Ece Öz

Açıklamada bir de sansürden bahsettiniz. Oyunun adında ve metinde bir sansür söz konusu olmuş. Peki her şeye rağmen neden oyunun isminde değişikliğe gittiniz? Yani F*ck You olarak çıksaydı yine de sahneleyecek salon bulamayacak mıydınız? İsim dışında başka değişikliğe gittiğiniz noktalar oldu mu?

Çok gönüllü değildik başta sansürü kabul etmeye, ama bir B planımız olsun diye ekipçe kafa kafaya verdik. Bir sürü olmayacak ismi tartıştıktan sonra F*ck yerine L*ve demenin daha kapsayıcı olduğunu ve oyuna daha çok yakışacağını düşündük. Çünkü bu oyun aşkla ilgili. Aşka inanan bir kadının hikayesini anlatıyoruz. Herkes ona F*ck diyebilir, ama o L*ve'a inanıyor. Onun dışında herhangi bir değişiklik yapmadık. Değişiklik yapmayı gerektirecek bir oyun yapmadığımızı düşünüyoruz.

Daha önce prömiyer için gittiğiniz sahneler arasında kurum salonları var. Ben oyun metnini okudum. “Göçmenlik” üzerinden değindiğiniz "kendi ülkende yabancı olmak gibi" noktalar çarpıcı. Suya sabuna dokunmayan kurum tiyatrolarının böyle bir oyuna yer vermeyeceği aslında açık değil miydi?

Evet. Ama onlar da değişebilir. Ben buna inanıyorum. Dünya değişiyor, onlar niye değişmesin? Eğer bu buluşma gerçekleşirse inanıyorum ki bizden çok iyi oyunlar çıkacak, dünya çapında konuşulacaklar. Bu anahtar sahiplerinin tek ihtiyacı biraz cesaret. Ve çalıştırdığı her birimde sanattan anlayan, ilgili yöneticilere sahip olmak.

15 yıldır sektörün bilfiil içindesiniz. Daha önceki dönemlerle karşılaştırdığınızda böyle bir sansür yaşadınız mı? Çevrenizdekilere metni okuttuğunuzda nasıl tepkiler aldınız?

Tiyatroda başıma gelmedi şimdiye kadar. Oyunu okuttuğum kimse de bu bağlamda bir şey söylemedi. Zaman zaman yaşadığımız zorluklar bize geri adım attırdı. Ama oyunu okuyan sektörden arkadaşlarımız bu oyunun mutlaka sahnelenmesi gerektiğini söylediler, motive ettiler, ısrarcı ve yardımcı oldular. Çok kıymetli bunların hepsi.

Oyunun, oyuncu performansından, reji tercihinden, ışık, dekor kullanımından önce metin ve adıyla gündeme gelmesi sizi ve oyuncuları nasıl etkiledi? Bir karamsarlığa düştünüz mü?

Biz oyunu neredeyse hazır hâle getirmiştik bu olay ortaya çıktığında. Oynayacağımız sahneler belliydi, biletler satışa çıkmak üzereydi. Karamsarlık yaşamadık ama sinirlerimiz yıprandı. Karşında doğru düzgün bir muhatap bulamamak can sıkıcı, üne şöhrete göre muamele görmek hoş değil. 

Paylaştığımız yazıyı bizim gibi zorluk çekenler olduğunu tahmin ederek ve kimsenin ismini vermeden paylaştık. Beklemediğimiz destek geldi seyircilerden, sektörden. Negatif bir geri bildirim almadık. Karamsarlığa düşmedik, tam tersine güçlendik. 

En iyi provamızı mekandan çıkarıldığımızı öğrendiğimiz gün geçirdik. Tiyatro bu sahnelerden, yapımcılardan, bizden daha büyük. Orada oynamayız, başka yerde illa oynarız. Bunu biliyorduk zaten. Oyunun merkezinde yuva arayışı var. Yazdıklarımızı yaşamamız gerekiyormuş deyip işimize döndük.

Biraz da oyuna dönelim. Finito. Yallah. Kış Kış. L*ve You. ne anlatıyor?

Finito, bir kadının özgürleşme sürecinde kendi sesini bulma çabasını anlatıyor. Kahramanımız Ekin, 35 yaşında her şeye sıfırdan başlamak zorunda kalmış bir kadın. Eşiyle Londra'ya taşınmış, oradayken ayrılmışlar, şimdi İstanbul'a tersine göç yapıyor. Ama İstanbul, Ekin'in bıraktığı İstanbul değil. Ekonomik ve politik durumlar bir bireyin rahatça yaşamasına izin vermeyen bir hâle dönmüş. Umutsuzluk dolu her tarafı. Ekin'in hiçbir şeyi yok. Evi yok, işi yok, parası yok, arkadaşı yok, telefonu yok. Ekin bu yokluk içinde bir yandan kim olduğunu bulmaya çalışıyor, bir yandan da bu yeni düzene uyum sağlamaya çabalıyor. Aşması gereken çok meselesi var. Yapması gereken çok hata var gerçek kimliğine ulaşabilmesi için. Hayat bir rollercoaster, biz de Ekin'in trenine binip onun dünyasına tüm çıplaklığıyla dalıyoruz. Fazla spoiler verdim, gerisi oyunu izleyenlere kalsın.

Metinde eleştirel bir dil hâkim. Hem göçmenlik hem ülke ekonomisi hem de beyin göçüne dair dikkat çekilen yerler var. Bahsettiğiniz noktalar gelecekte bizi bekleyen "tehlikelere" karşı ipuçları mı veriyor? Bu metni kaleme alırken kafanızda nasıl bir dünya vardı?

Bu beyinler göç etmek istemiyor. Belirsizliklerden yıldık. Sağlıklı, işinde gücünde ve özgür bir hayat sürmek istiyoruz. Ama durum pek öyle değil. Rahat nefes almak herkes için zorlaştı. Zaten içindeyiz o "tehlike"nin. Oradaki insanların da hikayesinin bir parçası olamıyor göç edenler. Neden bu mutsuzluğa, belirsizliğe sürükleniyoruz o zaman?

Böyle bir oyun yapmak yoktu başta aklımda. Derem’le arkadaş olduğumuzdan beri birbirimizin işlerini hep destekledik, okuyup geri bildirim verdik, ortak projeler yazdık. Bu oyun da başta film olması üzerine tasarladığımız bir projeydi. Ben sürekli tiyatro yapma isteğimi dillendiriyordum, Derem de "O zaman bunu oyun olarak yapalım" dedi. 

Bugüne dair dertlerimizi haftalarca tartıştık, masaya yatırdık, insanlara anlattık; önce Derem yazdı, sonra ben yazdım, sonra beraber yazma kampı yaptık. Aylarca bu oyunun dünyasını, karakterlerini, bu oyunun var olma sebebini düşündük. Büyük resimden baktığımda ben bu oyunun kapsayıcı olmasını istiyordum. Ülkenin kötü giden ekonomik ve politik durumlarından ötürü buradan giden, kaçan, bıkan insanlara ses olmak, onlarla ortaklaşmak ve iyileşmenin yolunu aramak vardı. Tabii yıllardır tiyatro yapmadığım için bunu metin bazında olabilecek en yenilikçi ve zorlayıcı şekilde yapmak istedim.

Derem Çıray ve Sami Berat Marçalı

Oyun, başkarakter Ekin’in çevresinde şekilleniyor. “Hayal kuracaksın bir sürü. İçinde sevdiklerin olan. Hayal etmekten hiç vazgeçmeyeceksin. Seni nasıl yasaklarsa yasaklasınlar. Yasaklar seni durduramaz” diye bir repliği de var. Sizi de yasaklar durdurmadı. Baba Sahne kapılarını açtı. Sonraki süreçte sizi neler bekliyor bir öngörünüz var mı?

Baba Sahne ve DasDas zaten kapısını açmıştı. Onun dışında Ses ve Çevre Tiyatrosu programımıza eklendi. Yaşanan aksiliklerle sezonun sonunda prömiyer yapmak durumunda kaldık. Bu sezon kısa bir öngösterim gibi olacak bizim için. Daha yoğunluklu olarak seneye seyirciyle buluşabileceğiz.

Son olarak bağımsız tiyatrolar hakkında ne söylemek istersiniz?

Destekleyin. Bilet alın, oyunlara gidin, beğenmiyorsanız yapanlarına mesaj atın, neden beğenmediğinizi anlatın, nasıl oyunlar görmek istediğinizi söyleyin. Bağımsız tiyatro yapanlar, onlara gelen her eleştiriyi ve beğeniyi saygıyla dinler; muhakkak bir sonraki oyunda bunları hatırlar. Seyirciyle var olur, seyircisini önemser.


Finito. Yallah. Kış Kış. L*ve You.

Yapım: B Planı
Yazan: Derem Çıray & Sami Berat Marçalı
Yöneten: Sami Berat Marçalı
Yapımcı: Sami Berat Marçalı & Derem Çıray
Yapım Koordinatörü: Dilek Tora
Yapım Asistanları: Aslı Kaplan, Aybek Altayda
Dekor Tasarımı: Marta Montevecchi
Dekor Asistanı: Ece Öz
Dekor Realizasyon: Kibele Dekor
Işık Tasarımı: Alev Topal
Işık Uygulama: Serhat Barış
Orijinal Müzik: Can Aydınoğlu
Kostüm Tasarımı: Makbule Mercan
Kostüm Asistanı: Semih Başarı
Afiş Fotoğrafı: Aslı Çelikel
Retoucher: Figen Sirel
Afiş Tasarımı: Ece Öz
Oynayanlar: Evrim Doğan, Erdi Güçlü, Görkem Kasal, Ali Rıza Kubilay, Gülce Oral
Süre: 90' - Tek perde


* Oyunun biletlerine buradan, B Planı’nın 6 Nisan’da paylaştığı Instagram gönderisine buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor