Sanat tarihinin tozlu sayfalarından sosyal mesafe örnekleri

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
2020 yılı içinde dünyaya bıraktığımız sesler incelense muhtemelen sosyal mesafe, maske, virüs, Covid-19, koronavirüs, hijyen kelimeleri ilk sırada yer alır. Bu kelimelerin bir kısmı hayatımıza yeni girdi bir kısmı ise hiç kullanmadığımız tozlu raflarından çıkıp önümüze serildi. Pandeminin dünya üzerinde ortak bir jargon oluşturduğu bile söylenebilir. Sosyal mesafe bu kelime grubunda yer alan en aşina olmadıklarımızdan biri. Özellikle kişisel alan tanımına bu derece uzak bir ülkede yaşayan bizler için.
Sanat tarihi ise sosyal mesafe kavramına bizim kadar yabancı değil. Yüzyıllar boyunca, sosyal, politik ve sağlık amaçlı mesafe oluşturmak için farklı giyim stilleri kullanıldı. Bu stillerin sanat tarihinde kalıntılarını araştırdığımızda ise ortaya incelemeye değer örnekler çıkıyor.
Zhanjiao futou: Song Hanedanlığı döneminde ortak bir aksesuar hâline gelen klasik Çin şapkası olarak bilinen, Zhanjiao futou veya diğer adıyla kanatlı şapkaların sosyal mesafenin giyimimize yansımasının erken örnekleri olabileceği konuşuluyor. Veba salgınları sırasında, doktorların giydikleri sivri uçlu, gaga benzeri maskeler ve hastalardan korunmak için baştan aşağı sarındıkları örtüler de her ne kadar çizgi romandan bir kare gibi görünse de aslında sosyal mesafe için bir önlem örneği. O dönemde hasta olmadığımıza şükrettirecek ürkünçlükteki kıyafetlerin izleri, 17. yüzyıl Avrupalı kraliyet ailesine bakan bir doktor olan Charles de Lorme'ye kadar uzanıyor.

Krinolin etekler: Sosyal mesafenin bir başka örneği ise krinolin etekler. 19. yüzyılın ortalarında Batı modasını tanımlayan hacimli etekler olan krinolinlerin sosyal ortamlarda erkekler ve kadınlar arasında kibar mesafeler yaratmak için giyildiğini kim tahmin ederdi ki. Bu kabarık eteklerin birçok yangın kazasına sebep olduğu bilinirken giyenleri kolera ve çiçek hastalıklarından da korumuş olabileceği tahmin ediliyor.

(22 Temmuz 1859) Anonim
Devasa şapkalar: 18. ve 19. yüzyıl toplumunda talipleri ve yabancıları uzak tutmada rol oynayan devasa kenarlı şapkalardan da bahsetmeden olmaz. Aradan geçen yüzyıllar içerisinde aynı sebeple olmasa da bu görevi estetikliğini tartışabileceğimiz siperlikler devraldı. Thomas Gainsborough’un Lady Georgiana Cavendish’indeki alımlı hanımefendi taktığı şapkayla modaya uymak dışında başka ne planlıyordu bilebilsek keşke. Ya da benzer şekilde Hans Memling’in Young Woman with a Pink’indeki şapka bize ne anlatıyor olabilir? Peki ya Rogier van der Weyden’in Portrait of a Young Woman in a Pinned Hat’indeki başlık / şapka karışımı aksesuar? Jacquemus da dev ikonik şapkasını benzer nedenlerle tasarlamış olabilir mi? :)

Jan Verspronck’ün Portrait of Adriana Croes eserinde mesafe önlemi baştan boyuna inerek adeta bir kalkana dönüşüyor. Cesar van Everdingen’in Girl in a Large Hat’indeki şapkanın estetik dışında bir amacı olduğuna inanmak oldukça güç. Albrecht Durer’in Three Mighty Ladies from Livonia adlı eseri ise arttırıyor ve sosyal mesafe kavramını âdeta koruyucu bir kabuk formunda başka bir boyuta taşıyor.
Ewa Juszkiewicz, Untitled (Élisabeth Vigée Le Brun’dan sonra) adlı eseri ile Volker Hermes’in Hidden Quentin de la Tour'undaki yüzleri sarılı portreler ise 2019’dan yakın tarihli birer örnek. Sanatçılar 2020’yi öngörmüş olabilir.
René Magritte'in The Lovers'ı ile bitirirken mesafeyi bir engel olarak görmek yerine yaratıcılığın sınırlarını zorlama ihtimali akıllarda kalıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Elektronik müziği dönüştüren plak şirketi, İzlanda'da doğanın yüceliğini kabul eden bir yönetmen, sanat tarihinde sosyal mesafe
06 Kas 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Paris’te düzenlenen Rock En Seine festivalinin son gününde The Cure, 40 binden fazla kişiye 3 saate yakın süren bir performans sundu. 67 yaşındaki Robert Smith’in sesi, geçen yıllara rağmen daha da güçlü ve bir o kadar kırılgan. Karanlığın, yalnızlığın ve umudun şarkılarını birlikte söyleyen binlerce kişiyle birlikte yazı The Cure’un müziğiyle uğurluyoruz.

Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.



