Şarapla aramızdaki engel: Mantar tıpa

Şarap konusunda pek çoğumuzun gözünü korkutan “en iyisi hiç bulaşmamak” diyerek zaman zaman bizi şarap ısmarlamaktan alıkoyan terimler var: Rekolte, teruar, gövde, fortifikasyon… Ama tüm bu terimlerin arasında hakkında hiç çekingen davranmadığımız; bazılarının biriktirmeyi, bazılarının da şarabı bir an önce içmekle arasında bir engel olarak görüp bir kenara fırlatmayı sevdiği bir şey var: Mantar!
Mantar tıpalar, elastik ve su geçirmez yapısı ve şişeye doğru miktarda oksijen geçişine izin verme özelliğiyle şarap şişelerinin kapatılmasında oldukça yaygın olarak kullanılır. Biz doğal olarak şişenin içindeki şarabın özelliklerine kanalize olsak da şarap mantarları bize ulaşana kadar oldukça uzun ve meşakkatli bir yoldan geliyor. Şarap mantarı başta Portekiz olmak üzere İspanya, İtalya, Tunus, Cezayir gibi Akdeniz ikliminin hakim olduğu bölgelerde yetişen mantar meşesinin (Quercus suber) kabuğundan elde edilir. Bu ağacın mantar üretilebilecek olgunluğa ve kabuk kalınlığına sahip olması yaklaşık 35-40 yıl alır. Sonrasında mantarlar tıraşlanır ve çeşitli kimyasal işlemlerden geçirilir, tüm bu sürecin tamamlanmasıyla şarap şişesinde kullanıma hazır hâle gelir.
Mantar tıpanın bu nostaljik yolculuğunun ardından, sebep olabileceği bazı önemli şarap kusurlarından bahsetmek gerekir. Kaliteli bir mantar kullanıldığında ve doğru koşullarda saklandığında şişenin içine optimum miktarda oksijen geçişi sağlanır. Bu da şarabın yıllanmasına, tanenlerinin yumuşamasına ve kompleksite geliştirmesine yardımcı olabilir. Fakat bu koşullar sağlanamadığında şişeye istenen miktarın üstünde bir miktarda oksijen geçişi olur ve şarap oksitlenir. Oksitlenmiş bir şarabın canlılığı ve meyvemsi karakteri donuklaşmıştır. Bu duruma verilebilecek benzer bir örnek, kesilen bir elmanın oksijenle temas sonucu kararmasıdır. Yüksek övgüler alan, büyük bir beklentiyle açtığınız bir şaraptan yıllardır uğramadığınız yazlığınıza ilk girdiğiniz an ortamda hissedilen nemli, rutubetli, küflü, ıslak kartonumsu kokuyu alıyorsanız; bunun sebebi de büyük ihtimalle yine mantar tıpadan kaynaklanan bir enfeksiyondur. TCA (Trichloroanisole) isimli kimyasal bileşiğin etkilediği bu şaraplar “buşone” (bouchonné) olarak isimlendirilir. Bir restoranda açılan şarabın mantarının koklanma sebebi bu durumun kontrolüdür. Buşone olmuş bir şarabın değiştirilmesini her zaman talep edebilirsiniz.

Mantardan etkilenen şarap sayısının artmasıyla pek çok tüketici bu durumdan rahatsız olmuş, üreticilerse maddi anlamda zarar görmeye başlamıştır. Bu da mantar tıpaya alternatif geliştirilmesiyle sonuçlanmıştır. Plastik mantarlar, doğal mantarların artık parçalarının öğütülmesiyle üretilen mantarlar, çevir aç kapaklar, cam tıpalar ve vidalı kapaklar başlıca alternatiflerdir. En sık kullanılansa plastik mantarlar ve çevir aç kapaklardır. Özellikle çevir aç kapaklar düşük maliyeti ve tüketimdeki kolaylığıyla oldukça pratik bir çözümdür. Yeni Dünya şarapçılığında daha sık rastlayabileceğiniz bu yöntemle kapatılan şarapların arasında üst segment şaraplar da mevcuttur. Özellikle Avustralya ve Yeni Zelanda bu konuda başı çekmektedir. Eski Dünya şarapçılığında mantar hegemonyası devam etse de, bazı üreticiler alternatifler üzerine denemeler yapmaktadır. Yine de dramatik açılışı, gösterişli görünümü ve oluşturduğu kalite algısıyla bir süre daha tirbuşonları soframızdan eksik etmeyeceğiz gibi görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: Japonya’da bir gurmenin gözünden shokunin kavramı, chopstick'lerin gizli anlamları, iştah açan belgeseller, diziler ve askıda yemek platformu
28 Eki 2020

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.
20 Haz 2026




