Şef Aras Çetin’in yeme-içme durakları


Sürdürülebilir lezzetlerle rüya tadında bir yolculuk: Susona Bodrum
Bir apéro okuru için gastronomi sadece bir deneyim değil, mutfağın ve dünyamızın kalbinin attığı kapsamlı bir serüven. Yerelin peşine düşülen yolculuklar, damakta arzulanan özel tatlar ve dünyamızın kısıtlı kaynaklarına karşı saygılı…
Daha fazlasını öğren →
Kurtuluş sokaklarında gezmeyi çok seviyorum. Her sokakta sizi bir lezzet durağının karşılaması beni hep çok heyecanlandırıyor. Tuşba Meze Evi’nin kapısından girip şahane mezelerden alıp evde arkadaşlarla keyif yapabilirsiniz. Özellikle köz patlıcan ezmesini asla es geçmeyin.
Oradan çıkıp bir klasik olan Üstün Palmie’ye kendinizi atabilirsiniz. Paskalya çöreği almayı ihmal etmeyin. Güzel yıllanmış bir biberli Trakya eski kaşar ve mümkünse Atatürk Orman Çiftliği'nden cam şişede günlük süt ile tüketiniz.
Tarama bahane, esnafla sohbet şahane
Taksim Balık Pazarı’nda dolaşmak bana kendimi hep çok iyi hissettiriyor. Esnaftan alışveriş yaparken ayaküstü sohbet etmek şahane. Özellikle ev oturmalarında yine es geçilmemesi gereken en önemli duraklardan biri Tunç Balık. Somon füme, tarama, lakerda almadan dönülmemeli. Hemen karşısındaki Petek Turşu’da minik bir mola verip turşu suyu içebilir ve oradan da envai çeşit turşudan dilediğinizi alabilirsiniz. Oraya kadar gitmişken Muammer Usta’dan kelle söğüş yememek olmaz.
Peynir aşkına
Ben bir peynir aşığıyım. Peynir yemeyi, yemeklerimde kullanmayı, hatta arkadaşlarıma hediye olarak peynir almayı çok seviyorum. İstanbul’da Antre Gourmet ve Eataly en güzel peynirleri bulabildiğim yerler. Muhakkak dönem dönem oraları ziyaret ediyorum; peynirleri tadıp ve ufak da olsa sepetime birkaç çeşit atıyorum.
Kırmızı çizgi, şarküteri
Peyniri bu denli seven birinin şarküteri sevmemesi pek düşünülemez sanırım. Bu konuda ne yazık ki biraz tutucuyum, kolay kolay beğenmem. Yurt dışında çok iyi versiyonlarını yediğimiz için Türkiye’de özellikle sadece dana etinden yapılması şarküteri konusunda bizi bir dezavantajlı kılıyor. Ama yıllardır alışveriş yaptığım ve ailece kendilerini çok sevdiğim Dolapdere’deki Kozmaoğlu bu konudaki tartışmasız tek adresim. Hem restoranımda hem de kişisel hayatımda tüm ürünlerini çok severek yiyorum.
Rota: Atina
Son önerim de Atina’dan gelsin. Malum, uçakla 45 dakikalık bir mesafede ve bizim için şahane bir kaçış rotası. Atina, bana hep iyi hissettiren, çok güzel yemekler yediğim ve kafa olarak da sıfırlanıp döndüğüm bir şehir.
Yurt dışında en sevdiğim aktivite, her zaman market gezmek. Saatlerce sıkılmadan her reyonu gezebilirim. Atina için nokta atışı tek bir adres verecek olursam kesinlikle Ergon House derim.
Mekanda hem lezzetli yemekler yiyip bir şeyler içebilirsiniz hem de market alışverişi yapabilirsiniz. Şahane çeşitleriyle peynir ve şarküteri tadıp yanınızda getirebilirsiniz. En güzel kısmıysa dilediğiniz peynir ve şarküterilerden bir tabak yaptırıp barında oturarak onları yemek. Atina’ya giderseniz sakın ola Ergon House’u es geçmeyin.
Editörün notu: Yolu Atina'ya düşenlere, daha fazla öneri isteyenlere: Atina'nın yeme-içme sahnesini ve kültürel kimliğini keşfe çıktık. "Atina'da bir hafta sonu: Ne yemeli? Ne içmeli?" sorusunun yanıtı bu sayıda.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Menüde: Şef Aras Çetin'in bol virajlı restoran yaratma süreci, Levazım'ın "mahalle lokantası" Zaaf'la özdeşleşen trüflü ballı böreğin hikayesi, Aras'ın Kurtuluş-Atina arası alışveriş durakları ve kuzu kol milanese tarifi.
17 Ağu 2024

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.




