Sinema Kulüpleri Birliği: Birlikte direnen bir sinema dünyası istiyoruz

Sinema Kulüpleri Birliği, 6 Nisan Pazar günü sosyal medyada bir bildiri yayımladı. Onlara, sinema öğrencileri ve sinemasever öğrenciler olarak yaşadıkları zorlukları ve sinema dünyasından taleplerini sorduk.
Sinema Kulüpleri Birliği: Birlikte direnen bir sinema dünyası istiyoruz

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Sinema Kulüpleri Birliği, 6 Nisan Pazar günü sosyal medyada bir bildiri yayımladı. Bildiride şöyle diyorlardı:

Sinema Kulüpleri Birliği olarak,

Ülkemizde yaşanan baskı, hukuksuzluk ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırılar karşısında sessiz kalmıyoruz. Geçtiğimiz haftalarda Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan ve üniversitelerimizde akademik boykotla devam eden süreç, ilk günden bu yana gençlerin sokakları doldurmasıyla kalmamış, toplumun her kesimi gibi sanat ve sinema dünyasını da derinden etkilemiştir.

Anayasal hakkını kullanarak barışçıl eylemlere katılan yüzlerce arkadaşımızın tutuklanması, Oyuncular Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Cem Yiğit Üzümoğlu’nun gözaltına alınması ve birçok sanatçının çalıştıkları kurumlar tarafından işlerinden edilmesi, özgür sanata ve ifade hakkına doğrudan bir saldırıdır. Birçok üniversitede akademik boykotlar öğrenciler tarafından demokratik haklarını savunmak için sürdürülürken, 'satın alım' boykotları halk kesimleri tarafından bu kadar sahiplenilirken, bu direnişi destekleyen sanatçıların susturulmaya çalışılması, sıra arkadaşlarımızın tutuklanması baskının ne kadar geniş bir çerçevede uygulandığını göstermektedir.

Bütün bunlar yaşanırken, sinema sektörünün önemli aktörlerinden olan İKSV ve MUBI Türkiye gibi kurumların bu sürece dair hiçbir destek açıklaması yapmaması, hukuksuzluk karşısında sessiz kalmayı tercih etmesi büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. MUBI Türkiye'nin, ancak gelen tepkiler sonrası yaptığı açıklama, mücadelenin yanında saf tutmayan bir tavırdır. MUBI ve benzeri platformlara Türkiye'de yöneltilen mevcut sansür, yasak ve ceza benzeri baskıların farkında olduğumuzu; buna rağmen, öğrencilerin ve sinema emekçilerinin desteklerini böylesi önemli bir zamanda karşılıksız bırakmalarını kabul etmediğimizi belirtmek istiyoruz.

Ayrıca, İKSV’nin her yıl düzenlediği İstanbul Film Festivali’nde, 2014 yılından beri programda yer alan ve kuir filmlerden oluşan 'Nerdesin Aşkım?' bölümünü bu yıl kaldırmasını; sanatın kapsayıcılığına ve ifade özgürlüğüne engel bir adım olarak görüyor, İstanbul Onur Haftası Komitesi’nin çağrısına katılarak bu kararın karşısında durduğumuzu belirtiyoruz.

Sinema sadece bir sanat dalı değil, aynı zamanda hakikatin anlatıcısıdır. Bugün yaşananlara karşı sessiz kalmak, yarının baskıcı düzenine zemin hazırlamak demektir. Sinema camiasını, sektör bileşenlerini, akademiyi ve tüm sanat emekçilerini bu gidişata karşı net bir tutum almaya, baskıya karşı dayanışmayı büyütmeye ve mücadele etmeye çağırıyor, kampüslerimizde ve alanlarımızda yükselttiğimiz 'Genel Grev, Genel Direniş!' çağrısını tüm Sinema/Televizyon sendikalarına yeniliyoruz!

Adalet, özgürlük ve dayanışma için bir aradayız!



Sineküb, bu hafta bu bildirinin ardından, sinema öğrencileri ve sinemasever öğrenciler olarak yaşadıkları zorlukları ve sinema dünyasından taleplerini Aposto için yazdı.

En temelde, öğrenciler olarak sanata erişimimizin ne denli kısıtlı olduğunu vurgulamak gerekir. Bir izleyici olarak ekonomik zorluklar sebebiyle sinemaya rahatça gidemiyor, fahiş fiyatlı çevrimiçi platformları birkaç kişi bölüşerek kullanmaya çalışıyoruz. Üstelik bu platformlarda da çoğu zaman egemen ideolojilerin propagandalarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Sansür politikaları özgür sanat üretiminin önünde ciddi engeller oluşturuyor.

Sinemanın üretici kısmında yer alan gençler için de durum farklı değil. Ekipmanların pahalılığı, çekim ve post-prodüksiyon süreçlerinin ekonomik yükü, festivallerin sponsorluklar nedeniyle programlarında uyguladıkları kısıtlamalar, bu alana adım atmak isteyen gençler için büyük engeller yaratıyor. Sinema-Radyo-Televizyon bölümlerinin bulunduğu okullarda ise uygulamalı eğitime erişimde çeşitli sorunlar yaşanıyor. Örneğin MSGSÜ’de bazı stüdyoların kullanıma kapatılması, öğrencilerin zorunlu derslerini alamamasına neden oluyor. Bu da sinemayla kurduğumuz bağı yalnızca teorik düzeye hapsediyor.

Bu süreçte yalnızca İKSV ve MUBI değil, birçok kurum baskılar karşısında sessiz kaldı. Ancak özel olarak bu kurumun tepki çekmesinin sebebi, önceki dönemlerde baskılara karşı daha farklı, daha destekleyici tutumlar sergilemiş olmalarıydı. İKSV ve MUBI, aynı zamanda alternatif ve bağımsız sinemayı destekleyen yaklaşımlarıyla biz genç sinemaseverler için önemli bir yere sahipti. Seyircinin ve sinema emekçilerinin güvenini kazanmış, kültürel hafızada yer etmiş yapılardı. Dolayısıyla sessizlikleri yalnızca bir pasiflik değil, mevcut baskı ortamını normalleştiren bir etki yaratıyor.

Örneğin geçen yıl MUBI Fest’in açılış filmi Queer’in gösterimi valilik kararıyla yasaklandığında, MUBI tüm festivali iptal ederek bu baskıya karşı net bir duruş sergilemiş ve kamuoyunun desteğini almıştı. Bizler de Sinema Kulüpleri Birliği olarak o dönem bu kararı desteklemiş, bir dayanışma mesajı yayımlamıştık. Çünkü iktidarın saldırılarının bu kadar açık olduğu bir dönemde, bir kurumun geri adım atmadan destek göstermesi ve ekonomik kaygıları ikinci plana atarak festivalini iptal etmesi çok kıymetliydi.

Benzer şekilde, İKSV’nin “Nerdesin Aşkım?” seçkisine programında yer vermesi, kadınlara ve LGBTİ+ bireylere yönelik sistematik saldırıların karşısında anlamlı bir görünürlük oluşturuyordu. Ancak iktidarın 2025 yılını “Aile Yılı” ilan ettiği, kadınlara ve LGBTİ+ bireylere yönelik baskının arttığı bir dönemde bu görünürlüğün geri çekilmesi tepkiyle karşılandı. Çünkü bizleri karanlığa mahkum etmeye çalıştıkları zamanlarda, bu tür görünürlükler o karanlıkta bir ışık işlevi görüyor.

Bugün ise bağımsız sinemaya, kuir sinemaya sözde alan açan bu kurumların, bu alanlar tehdit altındayken geri çekilmesi bizler için bir suskunluk değil, doğrudan bir inkar anlamına geliyor. Baskıların arttığı noktada bir sinema kurumu yalnızca filmi değil, sinemacıların sesini, izleyicinin hafızasını ve öğrencilerin kolektif mücadelesini de taşımalıdır. Aksi hâlde yalnızca içerik sunan bir platforma dönüşür ve toplumsal bir anlam taşımaz. Çünkü bu sesler yalnızca birer içerik değil; bir toplumun, bir kuşağın belleği ve direnişidir.

İKSV ve MUBI’ye eleştirilerimizi yöneltirken, onları sansürleyen zihniyetin; halkın seçme ve seçilme hakkına darbe vuran, anayasal haklarını kullandıkları için arkadaşlarımızı tutuklayan, üniversitelerimize kayyum atayan aynı zihniyet olduğunu da görüyoruz. Dolayısıyla tüm bu baskılara karşı birlikte ses çıkarmamız gerektiğine inanıyoruz.

Biz sinemasever gençler yalnızca izleyici değiliz; bu alanın aktif bir parçasıyız. Kurumlardan ve sektörden beklentimiz, gençlerin sinemayla kurduğu ilişkiyi tanımaları, bu alanı dönüştürücü bir mecra olarak kabul etmeleridir. Yalnızca “alan açmak”la kalmayıp, bu alanı kimlerle ve nasıl kurduklarının da sorumluluğunu taşımaları gerekir. Gençlere söz hakkı tanımayan, görünürlük vermeyen, onları yalnızca vitrinde barındıran bir sektör değil; birlikte düşünen, birlikte üreten, birlikte direnen bir sinema dünyası istiyoruz. Çünkü bir film festivali yalnızca film göstermez. Ne gösterdiği kadar neyi göstermediğiyle, kime söz verdiği kadar kimin sözünü susturduğuyla da anlam kazanır. Sanatın temsil gücünü taşıyan her yapı gibi, ya baskıya karşıdır ya da onunla uzlaşır.

Bu süreç, Türkiye’nin farklı üniversitelerindeki sinema kulüpleri olarak birarada olmanın ne kadar önemli olduğunu bizlere bir kez daha gösterdi. Dayanışmasını hissettiren festivaller arasında İstanbul İşçi Filmleri Festivali, Documentarist, Hangi İnsan Hakları? Film Festivali ve Pembe Hayat KuirFest öne çıktı. Aynı zamanda Altyazı Sinema Dergisi’nin desteği ve üniversitelerimizdeki hocalarımızın desteği de bizim için oldukça değerliydi.



*Sineküb: Acıbadem Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Biruni Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Dicle Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, Haydarpaşa Lisesi, İstanbul Aydın Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi,  İstanbul Üniversitesi Kültür Kulübü, İstanbul Üniversitesi Yedinci Sanat, İzmir Yaşar Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kadir Has Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Nişantaşı Üniversitesi, ODTÜ, On Dokuz Mayıs Üniversitesi, Yalova Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi sinema kulüpleri ve sinema toplulukları

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

✊ Öğrenciler sinema dünyasından ne istiyor?

Sinema Kulüpleri Birliği’ne dertlerini ve taleplerini sorduk. İstanbul’dan Cannes’a sinema gündemine bir bakış attık.

11 Nis 2025

Sineküb

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?
DuendeDuende

HİKAYE

Yıldız tozu | Yüzün sinemadaki anlamı: Juliette Binoche

Juliette Binoche’un oyunculuğu, yüzün sinemadaki anlamını genişletir. Yüz, duyguların aynası olmanın ötesinde zamanın, hafızanın, arzunun ve insan deneyiminin ortak mekanına dönüşür. Her film bu mekanı yeniden keşfeder. Her yönetmen aynı yüzde başka bir evren bulur. Her seyirci kendi hayatından bir parçayı o bakışlarda yeniden hatırlar.

Mehmet Sindel

·

10 Tem 2026

Yıldız tozu | Yüzün sinemadaki anlamı: Juliette Binoche
DuendeDuende

HİKAYE

Ritmini direnişten alan bir müzikal: Sebastián Lelio'dan 'Dalga'

Cannes Film Festivali’nin ardından Türkiye prömiyerini 15. Uluslararası Suç ve Ceza Filmleri Festivali’nde yapan Sebastián Lelio'nun "Dalga"'sı (La ola) Şili'de 2018'de yaşanan üniversite işgallerinin politik atmosferini, 2019'da dünyanın dört bir yanına yayılan performatif feminist direnişin mirasıyla birlikte düşünüyor. Lelio, yaşanmış bir hareketin ritmini sinemanın anlatı diline taşıyarak müzikali, gündelik gerçekliğin dışında konumlanan bir tür olmaktan çıkarıp toplumsal deneyimin taşıyıcısı hâline getiriyor.

Tuba Büdüş

·

09 Tem 2026

Ritmini direnişten alan bir müzikal: Sebastián Lelio'dan 'Dalga'
DuendeDuende

HİKAYE

Erkekliğin mirası, kadınların hafızası: 'No Good Men'

Shahrbanoo Sadat'ın yönetmenliğini üstlendiği "No Good Men", Anwar Hashimi'nin yayımlanmamış otobiyografik günlüklerinden beslenen beş filmlik serinin üçüncü halkası. Hashimi'nin yaklaşık sekiz yüz sayfalık günlüklerini okuduktan sonra uzun soluklu bir sinema projesini hayata geçiren Sadat'ın projesi zamanla tek bir yaşam öyküsünün sınırlarını aşıyor ve Afganistan'ın yakın tarihini taşıyan ortak bir hafızaya dönüşüyor.

Tuba Büdüş

·

06 Tem 2026

Erkekliğin mirası, kadınların hafızası: 'No Good Men'