Kadıköy'de bir sinema mabedi: Sinematek/Sinema Evi


Sofradan taşanların dükkânı: apéro dükkân Duende okuyucusu, bugünün bülteninde seni sofradan taşan bir dükkâna, apéro dükkân’ın ağız sulandıran dünyasına davet ediyoruz. Dükkâna girişler de buradan . apéro dükkân: Aposto!’nun kendine has yeme-içme bülteni apéro , yeni nesil esnaf kafasıyla e-ticaret (é-ticaret de diyebiliriz) esnaflığına adım attı ve apéro dükkân’ın kepenklerini nihayet açtı. Nihayet dediğimize bakma, dükkân geçtiğimiz aydan beri açık ve evladiyelik ürünleriyle seni bekliyor. Neler var? Dükkân’da; ay keşke benim de olsa diyeceğin, hem göze hem mideye hitap eden tişörtler , duvarları iştahla süsleyecek bir poster , uzaklara göndermeye kıyamayacağın kartpostallar , içinde şarabın devrilirse anında iade imkânı sunan bir çanta ve anneannenin senden çalıp salonun vitrininde sergilemek isteyeceği t abaklar var. El yapımı tabak seti : AMARKORD Ceramics'in kurucusu Ekin Demirhanoğlu imzası taşıyan apéro dükkân etiketli seramik tabakların hepsi el emeği göz nuru. Hayatlarına şenlikli sofralarda devam etmek üzere hazırlanan bu tabaklara yemek koymaya kıyamayabilirsin ama hepsi tam apéro vaktine uygun boyutlarda, servise uygun olmak üzere tasarlandılar. "Yıkılmadım Ayaktayım" modundayken gecenin sonunda kendini “Yıkıldım” hâlinde bulduğun günlerin kaderini seninle paylaşan bir bardağın hikâyesini bulabileceğin bu tabak setine buradan ulaşabilir, apéro dükkân’da ne var ne yok incelemek için buraya uğrayabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Emre Eminoğlu
Neler oluyor? Yoğurtçu Parkı'nın hemen paralel sokağında, yüksek apartmanların arasında saklı kalmış üç katlı bir köşk... Köşkün duvarları sinema tarihinin mihenk taşlarının afişleriyle dolu. Hemen yanındaki cam cepheli yeni bina ise buzdağının sadece görünen yüzü: Yerin altında 160 kişilik yepyeni bir sinema salonu var — tam da sinema tarihinin o sayfaları arasında gezmenin, birlikte film izlemenin, perdede film izlemenin tadını çıkarmak için.
Neden önemli? Her şeyden önce 50-60 yıl öncesinin Sinematek Derneği'nin mirasını yaşatan ve tüm dünyadaki sinematek geleneğinin bir uzantısı olan Sinematek/Sinema Evi, Jak Şalom öncülüğünde, Kadıköy Belediyesi'nin çabalarıyla kuruldu. Geçtiğimiz ay kapılarını açan mekânın farklı kavramsal çerçevelerde hazırlanmış ya da farklı yönetmenlerin filmografilerine odaklanan gösterim programlarındaki filmleri, Onat Kutlar'ın adının verildiği sinema salonunda izlemek mümkün; fakat bir sinema salonu olmanın ötesinde Sinematek/Sinema Evi, sinemacılar ve sinema severler için bir buluşma noktası olmayı hedefliyor ve gösterim programlarını sinema odaklı sergi ve etkinliklerle destekliyor. Ayrıca randevuyla hizmet veren kütüphane ve arşiv bölümü, sinemaya dair zengin birer kaynak niteliğinde.
Ne söyledi? Sinematek/Sinema Evi'nin sanat yönetmenliğini üstlenen, Tepenin Ardı, Abluka ve Kız Kardeşler filmleriyle tanıdığımız yönetmen ve senarist Emin Alper sorularımı yanıtladı.

Sinematek/Sinema Evi arşivinden
Sinematek/Sinema Evi, 1960'lar Türkiye'sindeki Sinematek Derneği'nin mirasını nasıl yaşatacak - ya da böyle bir hedefi var mı?
Sinematek/Sinema evi sinema klasiklerini seyirciye belli bir perspektif içinde sunmak ve sinema kültürünü geliştirecek entelektüel etkinliklere ev sahipliği yapmak anlamında Sinematek Derneği’nin mirasını sürdürmeyi hedefliyor. Ancak bu mirasa etkin bir şekilde sahip çıkmanın önündeki ilk engel ne arşiv anlamında ne de kurumsal anlamda iki kurum arasında bir devamlılığın söz konusu olması. Daha da önemlisi Sinematek’in 60’lar ve 70’lerdeki işleviyle bugünkü işlevini bir tutmak mümkün değil. Bugün filmlere ulaşmanın çok kolay olduğu ve arşiv mantığının ise tamamen değiştiği bir dönemde yaşıyoruz. Negatif film tarihe karıştı, üzerine DVD’ler de tarihe karıştı. Bugün tümüyle dijitalize olmuş filmlerin nasıl arşivlenebileceği başlı başına bir tartışma konusu.

Sinematek/Sinema Evi arşivinden
Birçok filmin dijital olarak çok daha erişilebilir olduğu günümüzde Sinematek'i sürdürülebilir kılmak ve özellikle genç izleyici kitlesine ulaşabilmek için kısa vadede ve uzun vadede nasıl bir programlama yapmayı ve nasıl etkinlikler gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz?
2000’li yılların sonuna kadar sinemaseverler için en büyük sorun filmlere ulaşmaktı. O zamanlarda dünya sinemateklerinin en önemli işlevi de seyircilere nadir filmlere ulaşma fırsatı sunmasıydı. Bugün bu durum büyük ölçüde değişti; ancak bugün de muazzam bir film bolluğu içinde yaşamaya başladık. Güncel ifadesiyle içerik denizinde boğuluyoruz. Dolayısıyla bugün belki de bu bolluk içinde izleyiciye belli bir yön öneren yahut belli bir perspektif ve belli bir entelektüel çerçeve sunan programlar yapmak Sinematek’lerin en önemli işlevi hâline geldi. Biz de bu anlamda sinema tarihinin kurucu akımlarına ve sinema dilinin gelişimine ciddi katkılarda bulunmuş ustaların retrospektiflerine yer vermeyi düşünüyoruz. Bunları da belli bir kronoloji ve estetik tema sürekliliği içinde yapmayı hedefliyoruz. Bizim için film gösterimleri kadar önemli olan etkinlikler ise söyleşi ve paneller. Gösterimlerimize paralel olarak iki haftada bir muhakkak bir söyleşi ve panelle gösterimlerimizi entelektüel olarak desteklemek istiyoruz. Alman dışa vurumculuğunu orta vadede Fransız şiirsel gerçekçiliği takip edecek. Oradan kara film geleneğine uzanıp çağdaş neo-noirler’ı ele almayı düşünüyoruz. Bunun yanında da pek çok heyecan verici yönetmenin retrospektifleri programımızda yer alacak. Örneğin hazır dışavurumculukla başlamışken estetik eğitimini iki savaş arası avangardı içinde almış gerçeküstücü bir yönetmenle, Buñuel'la devam edelim istiyoruz.

Sinematek/Sinema Evi kütüphanesi
Sinematek/Sinema Evi'nin salonunu festivallere açmayı düşünüyor musunuz?
Bu konuda İstanbul Film Festivali’ne verilmiş bir sözümüz var; ancak daha fazlasını yapmamız mümkün değil. Eğer İstanbul’da düzenlenen irili ufaklı festivallere açarsak salonumuzu, bizim kendi programımızı yapmamız matematiksel olarak imkânsız hâle geliyor. Ayrıca Sinematekler salon hizmeti sunan yerler değildir. Her Sinematek’in kendi özgün programı ve bağımsız bir işleyişi olmalıdır. Bu durumda maalesef salon sıkıntısı çeken festivallere olumsuz cevap vermek durumunda kalıyoruz ama kendilerini Kadıköy Belediyesi’nin diğer sinema salonlarına yönlendiriyoruz.
Film gösterimlerinde sinema tarihinin önceki dönemleri kadar çağdaş ve güncel yapımlara da yer vermeyi düşünüyor musunuz?
Özellikle ticari gösterim şansı bulamayan belgesellere programımızda yer vermeyi düşünüyoruz; ancak burada da seçici olmak durumundayız. Yılın çokça konuşulmuş, festivallerde beğeni toplamış belgesellerini sınırlı bir program içinde seyirciye ulaştırmayı istiyoruz. Bunun dışında tabii ki yer yer yakın tarihli filmlere yer vereceğiz. Örneğin şubat ayı program içinde ileride açıklayacağımız bir bağlam içinde son 10 yılın önemli sinemasal ürünlerinden bir seçkiyi seyirciye sunacağız.

Sinematek/Sinema Evi'nin duvarları sinema tarihinin mihenk taşlarının afişleriyle dolu
Gösterimlere dışa vurumcu Alman Sineması ve Metin Erksan toplu gösterimiyle başladınız. İlk ayki gösterimlerde en çok ilgiyi hangi filmler gördü?
Pandemi koşullarına rağmen genel ilginin memnun edici olduğunu gördük. İlgi daha çok sinema tarihinin çok konuşulmuş, ismi çok duyulmuş filmlerine yönelik oluyor. Örneğin dışa vurumcu filmler içerisinde Dr. Caligari ve Metropolis en çok seyirciyi çeken filmler oldu. Metin Erksan’ın filmleri arasında ise Susuz Yaz ve Yılanların Öcü… Fakat maalesef Kuyu gibi bir gizli cevher yeterli ilgiyi görmedi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Emin Alper'le Sinematek'te buluştuktan sonra Sorrentino'nun son gözdesi The Hand of God'la Napoli masalına kapıldık.
10 Ara 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026



