Siyah-beyaz hayaller: Modern filmlerde siyah-beyaz sinematografi

"Siyah-beyaz ikoniktir."
Siyah-beyaz hayaller: Modern filmlerde siyah-beyaz sinematografi

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Siyah-beyaz filmlerin eski, sıkıcı ya da çağ dışı olduğu yanılgısı birçokları gibi bir dönem beni de etkisi altına almış, ön yargımı yıkan film ise, En İyi Film Oscar’ı başta olmak üzere birçok ödüle uzanan The Artist (2011) olmuştu. Film sadece siyah-beyaz görüntüleri değil, sessiz sinema geleneğini de 21. yüzyıla taşımış, bunu yapan ne ilk ne de son film olsa da, o ana kadarki en popüleri olmayı başarmıştı. 2010’lar, belki de The Artist sayesinde, siyah-beyaz filmlerin çok daha gündemde olduğu, daha az yadırgandığı ve geride muazzam görüntüler bıraktığı bir dönem oldu. Başta geçtiğimiz haftalarda yayımlanan David Fincher filmi Mank (2020) olmak üzere, bu yıl da siyah-beyaz sinematografi açısından oldukça verimli geçiyor. 

Cold War (2018, Pawel Pawlikowski)
Cold War (2018, Pawel Pawlikowski)

İkonik ve nostaljik: Modern çağın siyah-beyaz filmlerini iki temel kategoride incelemek mümkün. Dönem filmlerinden oluşan ilk grubun amacı, aslında tam da ön yargıların korkusuzca üstüne gitmek. Bu filmler, bilinçli olarak eskiyi ve geçmişi, nostaljik ve retro olanı çağrıştırıyor; görüntüleriyle de izleyicilerini anlattıkları döneme taşıyor. Alfonso Cuarón’un Roma (2018), François Ozon’un Frantz (2016) ve Michael Haneke’nin The White Ribbon / Das Weiße Band (2009) filmleri bu türün örnekleri arasında. Kişisel favorim ise Polonyalı yönetmen Paweł Pawlikowski ve görüntü yönetmeni Łukasz Żal’ın iş birliğinin ürünü Cold War / Zimna wojna (2018). Żal, yine bir siyah-beyaz dönem filmi olan önceki işleri Ida’nın (2014) ardından bu iş birliğinde tekrara düşmekten korktuğunu söylese de ekliyor: “Ancak Polonya'nın griliği bunu talep ediyordu. Siyah-beyaz daha ikoniktir. Kendi dünya yorumunuzu oluşturmanıza olanak tanır.

Kompozisyon ve estetik: İkinci grubun ise geçmişle hiçbir ilgisi yok. Günümüzde geçen bu filmler, akıllı telefon ve bilgisayar ekranlarını perdeye (ya da akıllı telefon ve bilgisayar ekranlarına) siyah-beyaz olarak taşıyorlar. Yönetmenler ve görüntü yönetmenleri, siyah-beyaz sinematografi tercihlerini tamamen estetik kaygılarla, renkleri değil kompozisyonu öne çıkarma, görüntülerin renklerinin karakterlerin ve hikâyenin renklerinin önüne geçmesine engel olma istekleriyle açıklıyor. Noah Baumbach’ın Frances Ha’sı (2012) örneğin, karakterinin rengârenk kişiliğini ve yitirmediği çocukluğunu New York’un kaosundan siyah-beyaz bir filtreyle ayrıştırıyor. Jan-Ole Gerster'in Oh Boy / A Coffee in Berlin’i (2012), Berlin’in ışıltısını bir kenara bırakarak karakterinin melankolisine odaklanıyor. ABD’nin yollarında geçen baba-oğul ve yol hikâyesi Nebraskanın (2013) yönetmeni Alexander Payne ise şöyle diyor: “Siyah-beyaz sinemayı sadece ticari kaygılarla terk etti. Oysaki fotoğrafçılık sanatını hiç terk etmedi.” 

Mank (2020, David Fincher)
Mank (2020, David Fincher)

En yeni siyah-beyazlar. Modern siyah-beyaz filmlerin en yenisi Mank (2020) ilk gruba dâhil. Fincher bizi Hollywood’un altın çağına götürüyor; film, Herman J. Mankiewicz'in yazdığı senaryo 21. yüzyılın başyapıtlarından birine, Citizen Kane’e dönüşmeden önceki dönemde geçiyor. Orson Welles ve egosundan mümkün olduğunca uzak duran Mank, dönemin politik atmosferini, Hollywood stüdyolarının toplumsal dengeleri ve siyaseti nasıl etkilediğini gösteriyor. Erik Messerschmidt'in siyah-beyaz görüntüleri ise Hollywood’a dair bu Hollywood filmini dönemin ruhuyla, tekniğiyle ve tarzıyla yansıtıyor, stüdyoların altın yaldızlarını ve parlak yıldızlarını griye boyuyor. Son dönemde siyah-beyaz hayaller kuran ve kurduran filmler Mank’le de sınırlı değil: New York’ta kırk yaşındaki siyah bir kadın senaristi konu alan The Forty-Year-Old-Version (2020) ve Andrey Konchalovskiy'nin 1960'ların Sovyetler Birliği'nde bir katliam gününe odaklandığı Dorogie tovarishchi / Dear Comrades! (2020) kaçırmamanız gerekenler arasında.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🌳 Gelecek ne renk?

Sanatçıların gözünden iklim krizi vahameti, siyah-beyaz sinematografi, Arctic Monkeys'i kapan o plak şirketi, Armağan Ekici'nin oyuncak kelimeleri ve dahası.

18 Ara 2020

Olafur Eliasson

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

32. Saraybosna Film Festivali: Balkanlar sineması ve Cannes’ın öne çıkanları

Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

24 Ağu 2026

32. Saraybosna Film Festivali: Balkanlar sineması ve Cannes’ın öne çıkanları
DuendeDuende

HİKAYE

The Invite: Bir ilişkiyi ayakta tutan nedir?

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Aslı Ildır

·

24 Ağu 2026

The Invite: Bir ilişkiyi ayakta tutan nedir?
DuendeDuende

HİKAYE

Caz Datça’nın ritmine karışırken: DatJazz'da Melina ile Doğu Akdeniz müziği üzerine

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Eda Solmaz

·

24 Ağu 2026

Caz Datça’nın ritmine karışırken: DatJazz'da Melina ile Doğu Akdeniz müziği üzerine
DuendeDuende

HİKAYE

Kurgunun tasfiyesi: Otobiyografik anlatı edebiyatı nasıl istila etti?

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Enes Köse

·

21 Ağu 2026

Kurgunun tasfiyesi: Otobiyografik anlatı edebiyatı nasıl istila etti?
DuendeDuende

HİKAYE

Kazdağları'nın geçmişine uzanan bir köprü: Doğaya Sanat programı

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.

Melike Bayık

·

21 Ağu 2026

Kazdağları'nın geçmişine uzanan bir köprü: Doğaya Sanat programı