Solo girişimcinin yapay zeka günlüğü

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Üçüncü nesil bir kahvede, cam kenarındaki kıvrımlı ahşap masadan dışarı bakarken, bir yerlere yetişmeye çalışan insanları görünce kendi kendine şunu söyledi:
“Ben de bir zamanlar böyle değil miydim? Bitmek bilmeyen iş listeleri, geceleri bile durmaksızın gelen e-posta bildirimleri… Bütün çabam kurumsal hiyerarşinin tepesindekileri mutlu etmek değil miydi?”
Bunları düşünürken, sütlü kahvesinden bir yudum aldı. Baharın bu ilk günleriyle beraber, artık mutlu edeceği tek bir kişi vardı. O da kendisiydi. Orhan Veli’nin şiirindeki gibi “Böyle havada istifa etmişti” kurumsal hayattaki memuriyetinden. Artık hep hayalini kurduğu “girişimcilik” yolculuğuna başlamıştı. Çok uzun değil, bundan birkaç hafta önce gelen, “Yönetim kurulumuz bu proje için firmanız ile çalışma kararı almıştır” e-postasıyla birlikte ilk büyük projesini almıştı bile.
Kahvesini masaya koyarken, kulaklığını kulağına takmış, Spotify’dan en sevdiği şarkı listesini açmıştı bile. Projenin ilk aşaması olan etkinliğe davet edeceği doğru firma ve kişileri bulması gerekiyordu. Yakın zamanda keşfettiği Apollo.io’yu açtı. Satış araştırması (sales prospecting) için doğru bir başlangıç noktasıydı. 275 milyon kişi ve toplam 65 milyon şirket bilgisi. “Aradığım bağlantıları burada bulmak zor olmasa gerek” diyerek platforma giriş yaptı. Soldaki arama bölümünden, ilk aşamada hedef pozisyonlar, şirketin bulunduğu şehir, sektör bilgisi ve en önemlisi “onaylanmış e-posta” (verified email) filtrelerini seçerek aramasını yaptı. Saniyeler içinde sayfalarca bağlantı bilgisi karşısına çıktı. İlk aşamada 100 kişilik bir listeyle başlamak doğru diye düşündü. İlk 4 sayfadayı seçerek listesine ekledi.
Daha önce tanışmadığı bu insanlara atacağı ilk e-postada dikkatlerini çekmesi lazımdı. “Yüzlerce e-posta alan bu kişiler, kopyala-yapıştır, samimiyetsiz şablonların ötesinde bir şeyler görmeyi bekliyorlar” diye düşündü. Herkesin farklı gözükmeye çalıştığı bir dünyada, kendisi olmayı tercih etmeliydi. Tarayıcısındaki Vidyard ikonuna bastı. 30 saniyeden kısa sürecek bir video, iyi bir ilk izlenim bırakmak ve e-posta içinde dikkat çekmek için iyi bir başlangıç noktasıydı.
Öncelikle kameraya tıklayarak kendisine baktı. Kulaklığını test etti, kahve ortamı belli olmasın diye arka plana blur (bulanıklık) efektini ekledi. “Ne söylemeliyim?” diye düşünürken Konuşmacı Notları özelliğini açtı. Tarayıcı ekranını ekranın sağ yanına doğru ayarlarken, konuşmacı notlarını da hemen sol tarafa konumlandırdı. Böylece notlara bakarken kendini rahatlıkla kaydedebilecekti. Ulaşacağı kişilerin 30 saniyeden fazla zaman ayıracağını düşünmediğinden AI Metin Düzenleyici (AI Script Generator) kısmına “İzleyen kişiyi global firmalarla tanışacağı, dışarıya kapalı özel bir etkinliğe davet etmek üzere 30 saniyelik bir metin yaz” komutunu girdi. Metin saniyeler içinde karşısındaydı. Sonuç odaklı ve net bir metindi. Birkaç defa okuyarak hızlı bir prova yaptı.
Kamerada kendisine bir kere daha baktı. Bir anlığına kendisini ünlü bir oyuncu gibi hissetti. Tek farkı dışarıdan “Ve kayıt…” diyerek direktif verecek bir yönetmenin olmamasıydı. Girişimcilik denilen oyunda senarist, oyuncu ve yönetmen kendisiydi. Kayıt tuşuna bastı, ekrana birkaç saniyeliğine el salladı ve kısa sürede videosunu kaydetti.
“Beklediğimden daha güzel olmuş” diyerek videosuna mutlulukla baktı. Kahvesinden bir yudum daha alırken, not defterindeki video yazısının yanına da bir tik attı.
E-posta için kısa da olsa bir metin lazımdı. ChatGPT’yi açarak, “Profesyonel bir metin yazarısın. İçinde okuyucuya özel bir etkinlik daveti içeren e-posta için bir metin yaz” komutunu girerek bir metin önerisi aldı. Yazılan metnin etkili olduğundan emin olmak için bir görüş daha almak iyi olacaktır diye düşünerek, tarayıcısında Twain’i açtı. Sonuçta Twain kendini “Hedefinizin ilgisini daha fazla çekecek co-pilot” olarak tanımlamıyor muydu? Son dönemde, tarayıcı eklentisi sayesinde, Gmail üzerinden gönderdiği tüm e-postalarda Twain’den zaten destek alıyordu. “Bu e-posta için de yardım isteyebilirim” diyerek Editör kısmını açtı.
Sağ taraftaki menüden, sırasıyla kanal olarak e-mail, kullanım amacı olarak tanıtım, mesajın amacı olarak ise etkinliğe davet seçeneklerini girdi. Metnin tonunu doğru belirlemek adına, uzunluk, formalite, netlik, yaratıcılık ve emoji kullanımı parametrelerinden doğru ayarlarla kendisinin "Profesyonel İş” tonu olarak adlandırdığı tanımlamayı da ekledi.
ChatGPT’den gelen metni hemen ortadaki bölüme yapıştırdı. Twain okuma süresi, kelime sayısı ve mobil cihazlarla uyuma bakarak bir skor belirdi. Ek olarak metinde bazı öneriler de vardı. Hemen üstlerine tıklayarak bu değişiklikleri kabul etti ve metnin genel skorunu 100’e taşıdı. "Tamamdır, istediğim mesajı verecek metni de hazırladım" diyerek listesindeki bir diğer işin yanına da onay işaretini (check mark) atmıştı bile.
Apollo.io’da hazırladığı 100 kişilik listeyi bilgisayarına indirdi. Bu kadar kişiye e-posta atıp takibini yapmak işin önemli bir kısmıydı. Sadece bir e-posta yetmeyebilirdi, belirli aralıklarla hatırlatma için de kendilerine ulaşmak lazımdı. Bütün bu işleri kendi başına notlarla yapması imkansızdı.
Daha önceden e-posta adresini içine eklediği Instantly’nin ekranını açtı. Hemen bir erişim kampanyası oluşturarak, Twain’in final hâle getirdiği metni ve Vidyard ile kaydetttiği videosunu ekledi. Bu ilk e-posta olacaktı, birkaç gün sonrası içinde bir hatırlatma e-postası gönderecekti. Bu sırada iletişim listesini Instantly içerisindeki kampanyaya yükledi. E-posta metnine kişiselleştirme amaçlı olarak bağlantı kurulacak kişinin ismi, şirket bilgisi gibi dinamik alanları da ekledi.
Son kontrolleri yapmak için kendisine bir test e-postası attı. Her şey gayet güzel gözüküyordu. Henüz yolun başında bir girişimci olarak, bir anda yüzlerce kişiye e-posta atıp kendisini spam olarak konumlandırmaktan kaçınıyordu. Instantly üzerinden erişim kampanyasını günde maksimum 25 kontağa ulaşacak şekilde ayarladı. Ve Kampanyayı Başlat butonuna bastı. Listedeki ilk kontak kişiye, kişiselleştirmiş e-posta, içerisindeki video ile gitmişti bile. Bir anda e-postasına, Vidyard’dan “Videonuz ilk izlenmesini aldı” mesajı düştü. Her şey planlandığı gibi başlamıştı.
Koltuğunda keyifle arkasına doğru yaslanırken kahvesinden bir yudum daha aldı. Listesine yeni bir tik işareti atarken, sadece 1 saat içerisinde bütün işlerini bitirmişti. Tek başına çıktığı bu yolculukta yalnız olmadığını düşündü. Kullandığı araçların en temel fonksiyonları sayesinde bir erişim kampanyasını çok kısa sürede başlatabilmişti. Sonraki aşamada bütün bu araçların daha da detaylı incelemesini yapmayı iş listesine ekledi. Daha da farklı özellikleri kullanmaya başladıkça yapabileceklerinin sınırı yoktu. Hatta “Bütün bu işleri yaparken bana yardımcı olacak yapay zeka bir çalışma arkadaşım olabilir miydi?” diye de aklına geldi. Öncelikle başarıyla başlattığı kampanyası için, yeni bir kahve ve yanında bir adet brownie ile kendini ödüllendirmeye karar verdi.
Tarayıcısını kapatırken, bilgisayarının arkasındaki duvar kağıdında, en sevdiği konsol oyunundaki bir mesaj yazıyordu: Sic Parvis Magna – küçük başlangıçlardan gelen büyüklük.
Esasında Sir Francis Drake’in bu güzel sözü, çıktığı girişimcilik yolculuğunun da bir özetiydi. Bugün, satış amaçlı yaptığı bu küçük başlangıçlar, çoğalmaya devam ederek onu yolun sonunda başarıya ulaştıracaktı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
YAZARLAR

Çağdaş Önen
Pazarlama uzmanı. 10 yılı aşkın süredir yazılım, lojistik, fintech, teknoloji şirketleri ve eğitim kurumları da dahil olmak üzere çeşitli sektörlerde üst düzey pazarlama yöneticisi olarak çalışan Önen, yazarlığının yanı sıra konuşmacı ve TV programı yapımcısı olarak projelerde de yer alıyor.

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.




