Sorgulayan, tasarlayan, programlar yapan ve onlara isimler bulan biri: Müge Turan

“Başlığını bildiğimiz bir şeyin altını doldurmak belki biraz daha kolay.”
Sorgulayan, tasarlayan, programlar yapan ve onlara isimler bulan biri: Müge Turan

9 Mart - Artıbir - Duende
Artıbir ile birlikte

Salon’un Dönüşünü Mart Ayında +1 Sunar Konserleriyle Kutluyoruz!

Şehrin eğlencesi bol, kültür sanat demirbaşı Salon İKSV ’yi, üst katından ayakları sarkıtmalı konserler izlemeyi sen de bizim kadar özledin değil mi sevgili Duende okuru? Özlemini paylaşıyor, seni şimdi vereceğimiz müjdenin sevincine +1…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Müge’yi keşfetmek. Bağdat Caddesi’nde sonradan Boyner ve Marks and Spencer’a dönüşen sinemalarda Grease gibi filmlerle ve yaşına aldırmadan ailesinin sürüklediği Jaws’ın bıraktığı travmatik izlerle ve video yıllarında evde kardeşiyle “hunharca” izlediği “cheesy” korku filmleriyle başlamış Müge’nin sinemayla ilişkisi. Profesyonel olarak sinemaya adım atışını sorduğumdaysa, “Aslında sinemadan önce müzik vardı.” diyor. Kod Müzik’te çalışarak başlayan meslek hayatı, hiç yazar olmayı planlamadan Roll ve Time Out Istanbul’da yazmaya başladığı müzik yazılarına, oradan sinema yazarlığına evrilmiş. Empire dergisinde Spider-Man dosyaları hazırlarken bir teklifle uzun yıllar sürecek bir yola sapmış: “Takım arkadaşlarımı aşırı sevmeme rağmen, çok da eğleniyor olmamıza rağmen İstanbul Modern’den gelen teklif çok cazip geldi çünkü benim kendi dünyama daha yakın bir dünyaydı.”

Müge, İstanbul Modern Sinema'nın fuayesinde

Müge, İstanbul Modern Sinema'nın fuayesinde


“Müzik mi, sinema mı?” İstanbul Modern’de yaptığı ilk film programlarından biri, adı söylendiğinde soyadını zihnimizde tamamlayabildiğimiz, bu dünyadan olmadığına ikna olduğumuz büyük bir yıldıza adanmış bir program olmuş: Tilda. Diğeriyse, belli ki Müge’nin o yıllardaki mesleki ve kişisel çatışmasını yansıtıyor: “Müzik mi, sinema mı?”. Şu an bir yandan — müzikle değil belki ama — sesle, insan sesiyle, dublajla ilgili bir konuda akademik kariyerini Toronto Üniversitesi’nde sürdüren Müge, bir yandan da İstanbul Modern Sinema’da film küratörlüğü yapmaya devam ediyor. “Film küratörü ve film programcısı arasında çok büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum.” diyor ve devam ediyor:

“Ama film küratörü biraz bağlı olduğu, programı düzenleyeceği mekâna, konseptine, göstereceği filmin formatına, bütün filmler arasındaki bağlantılara bakan, biraz gündemin nabzını tutmaya çalışan ve belki onu sorgulayan, film programları tasarlayan biri.” 

İstanbul Modern Sinema’nın bugün artık gelenekselleşmiş programlarının ilk yıllarında, hiçbirinin bir seriye dönüşebileceğini düşünmemiş Müge. Fakat kapılarda kuyruklar oluşturan ilgi, bu programları kalıcı kılmış: “Kolaya kaçmak mı? E başlığını bildiğimiz bir şeyin altını doldurmak belki biraz daha kolay olabilir aslında. Ama bir yandan da her bir programın kendi zorluğu var. Bu bazen o seçkiyi oluşturmaktaki denge olabilir, bazen kopyaların bulunması olabilir.”

Müge'yle İstanbul'un en soğuk günlerinden birinde, muhabbetin ortasında

Müge'yle İstanbul'un en soğuk günlerinden birinde, muhabbetin ortasında


Müge’yle keşfetmek. Kayıttan birkaç hafta önce, hangi yönetmenden konuşmak istediğini sorduğumda hızlı cevap verenlerden oluyor Müge. Birkaç yıl önce Alice Rohrwacher’in bir masterclass’ına katıldığını söylüyor, belki de bunun etkisi var. İyi de oluyor bence, çünkü doğrudan yönetmenin söylediklerini bana, dolayısıyla sana aktarabiliyor. Rohrwacher sinemasında onu neyin çektiğini soruyorum; sıralıyor: “Duygunun akışkanlığına izin vermesi”, “anlara odaklanması”, “doğaçlamaya açık olması” ve tabii ki oyuncu kardeşi Alba Rohrwacher’e yer vermesi… “Bazı sahneler, kendi yerini çok net koyduğunu çok iyi hissettiriyor.” diyor. “Herhangi bir sahnede ben neredeyim, nerede olmalıyımı sorduğunu hissediyoruz.” Filmlerinde kişisel bir psikolojidense kolektif psikolojiyle ilgilenişini, kendisinin ve sinemasının filmlerindeki karakterlerle birlikte büyümesini konuşuyoruz. “Yaşla mı alakalı, kadın olmakla mı alakalı bilmiyorum, sorduğu sorular, sorgulaması bana çok yakın geliyor.” demesi hoşuma gidiyor.

Diyor ki... 

“Benim asıl merak ettiğim şey insan sesi, insan sesinin bedenle olan ilişkisi… Bizi sadece terk ettiğinde var olan, bedene ait ama bedene ait olmayan bir şey. Bir de bizim Yeşilçam filmlerinin dublajlı olması, o ses - beden ilişkisini bana daha fazla düşündürüyor.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🎬 Keşif Sineması #1.9: Müge Turan

Müge Turan'la Pera sokaklarında buluşuyor, Alice Rohrwacher sinemasını keşfe çıkıyoruz. Müzik ve sinemanın kesişimine tanık oluyor, Müge'nin İstanbul Modern yolculuğa göz atıyoruz.

09 Mar 2022

Artıbir ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar