Suriyeliler giderse ekonomimize neler olur?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
En uzun kara sınırına sahip olduğumuz Suriye’de büyük değişiklikler yaşanıyor. Ülkede 1963 yılında iktidara gelen Baas Partisi’nin 61 yıllık yönetimi sona erdi. 2011 yılında özgürlük talebiyle başlayan halk hareketi, birçok kanlı eylemle bastırılmak istendi ve ülke önce bir iç savaşa, ardından da yabancı ülkelerin kendi ajanlarını dolaştırdığı bir alana dönüştü. Başkent Şam, Amerika ve İsrail’in ortak operasyonuyla harekete geçirilen HTŞ militanları tarafından ele geçirildi. Ülkenin diktatörü Esad ise ülkesini terk etti; nerede olduğu henüz bilinmiyor.
Suriye’de muhalifler, 8 Aralık tarihini “Milli Bayram” olarak ilan etti. Hem Suriye içinde hem de Suriye dışında muhalifler, Esad iktidarının yıkılışını sevinç gösterileriyle kutladı. Türkiye’de de bu duruma yönelik birçok gösteri düzenlendi. Bu gösteriler, bazı kesimler tarafından tepkiyle karşılanırken, bazı Türk vatandaşları gösterilere destek verdi. Kendi adıma bu gösterilerden rahatsız olmadım. Eğer bir muhalifseniz ve kanlı bir rejim nedeniyle yurdunuzdan edilmişseniz, o rejimin düşmesine elbette sevinirsiniz. Bu, bence şaşırtıcı bir durum değil.
Suriye’nin geleceği hâlâ belirsiz. Bugünkü haritaya baktığımızda, ülkenin 4-5 farklı gruba bölündüğünü görüyoruz. Bunlardan bizim terörist olarak gördüğümüz ve haklı nedenlerle karşı durduğumuz gruplar, Batı’da ve özellikle Amerika’da özgürlük savaşçıları olarak adlandırılıyor. Bu durumun nasıl şekilleneceğini ve bizi nelerin beklediğini kimse bilmiyor. Başkente giren HTŞ militanlarının Suriye’yi bir Afganistan’a mı dönüştüreceği, yoksa Amerika ve İsrail’in müdahalesiyle bu bölgeden çıkarılıp çıkarılmayacakları zamanla netleşecek. Bu bilinmezlikler ışığında, Suriyeli'nin hemen evlerine döneceklerini düşünmek bana pek gerçekçi gelmiyor.
Türkiye’de 13 yıldır misafir ettiğimiz Suriyeli göçmenlerin önemli bir kısmı Türk vatandaşlığına geçti. Türkiye’de doğan çocukları ise bugün 13-14 yaşına geldi; Türkçe öğrendiler ve Türk okullarında eğitim alıyorlar. Zorlu şartlarla başlayan hayatlarını düzelten ve esnaflık yaparak iş kuran birçok aile var. Bu kişilerin görece daha rahat oldukları Türkiye’yi bırakıp geri döneceklerini düşünmüyorum. Elbette ilk etapta geri dönenler olacaktır. Bu ilk grup, ekonomik açıdan Türkiye’ye büyük katkı sağlamayan, hatta harcamalar nedeniyle zarar getiren bir kesim olduğu için olumlu değerlendirilebilir.
Bazı çevreler, göçmenlerin gitmesi hâlinde Türkiye sanayisinin büyük zarar göreceğini öne sürüyor. Ancak bu görüş, asgari ücrete sınırlı zam yapılmasını savunan ve düşük maliyetle iş gücü elde etmek isteyen zihniyetin bir yansımasıdır. Suriyeli işçilerin büyük bir kısmı ya asgari ücrete ya da daha düşük maaşlara çalıştırılıyor; sosyal hakları ise çoğu zaman göz ardı ediliyor. Göçmenlerin gitmesiyle sanayi çökmez; yalnızca onları sömüren kesimin kâr marjı normalleşir.
Göçmenlerin dönüşüyle Türkiye’de nüfus azalması, genel harcamaların düşmesi anlamına gelir. Bu, hane halkı tüketiminin azalması nedeniyle GSYH üzerinde olumsuz bir etki yaratabilir. Ancak talebin azalması, özellikle gıda ve kira enflasyonunda düşüşe neden olabilir. Göçmenlerin yoğun olduğu bölgelerde konut arzının artması, kira ve konut fiyatlarının düşmesine yol açabilir.
Hayvancılık sektörü, ağırlıklı olarak Afgan göçmenler tarafından destekleniyor. Sanayide Suriyelilerden boşalan alanların Afgan göçmenlerle doldurulması, hayvancılıkta sorunlar yaratabilir. Bu alandaki yapısal sorunlar çözülmediği sürece problemler artarak devam edecektir.
Göçmenlerin dönüşüyle etkin bir sınır korumasının sağlanması, uzun vadede Türk vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamalarının hafifletilmesi açısından etkili olabilir. Ancak Türk vatandaşlığı almış olan göçmenler bu haklarını kullanmaya devam edecek ve çifte vatandaşlık avantajlarından faydalanacaklardır. Dolayısıyla bu sürecin uzun vadede sonuçlanması daha olası.
Suriye’nin gelecekte nasıl bir devlet yapısına sahip olacağını öngörmek zor. Üniter bir devlet olarak mı kalacağı, yoksa federatif bir yapıya mı dönüşeceği belirsiz. Türk inşaat sektörünün bu belirsizlik netleşene kadar beklemesi gerekecek. Ancak uzun vadede istikrarlı bir Suriye’nin, Türk müteahhitlik firmalarına birçok iş imkânı sunacağı kesin.
Bu yazıyı bir fikir jimnastiği olarak değerlendirmenizi öneririm.
Kalın sağlıcakla.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Gözler Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun ilk toplantısına çevriliydi. İlk toplantıdan bir rakam çıkması beklenmiyordu, beklendiği gibi de oldu. Ancak taraflar, taleplerine ilişkin genel çerçeveyi belirledi.
11 Ara 2024

YAZARLAR

Prof. Dr. Burak Arzova
Akademisyen. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun olmasının ardından araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1996 yılında yüksek lisans, 2000 yılında doktorasını tamamlayan Arzova, 2004 yılında doçent, 2009 yılında da profesör oldu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi, Muhasebe-Finansman Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Küresel endeks sağlayıcılarının Türkiye'ye bakışı sertleşmeye devam ediyor. Haziran ayında MSCI'ın uyarısıyla başlayan süreç, temmuzda S&P DJI'ın Türkiye'yi izleme listesine almasıyla devam etti. Ağustosta FTSE Russell Türk hisselerine yönelik endeks güncellemelerini erteledi. Üç kurumun da aksiyonu fiili dolaşım oranlarının güvenilirliği, hissedar şeffaflığı ve bazı küçük ölçekli şirketlerle ilişkili fonlar üzerinden yapıldığı düşünülen koordineli işlemlere dayanıyor.

Küresel piyasalarda enflasyon dinamikleri, tahvil getirileri ve hisse senedi performansı arasındaki ilişki son dönemde dikkat çekici bir ayrışma sergiliyor. ABD'de enflasyonun beklentilerin üzerinde gelmesine ve Hazine tahvili getirilerinin yüksek seviyelerde seyretmesine rağmen, hisse senedi piyasalarının hala dirençli kalması öne çıkıyor.

AB’nin yeni “Made in Europe” kuralları, AB’den ayrılan İngiltere’yi içeride tutarken otuz yıllık Gümrük Birliği ortağı Türkiye’yi dışarıda bırakıyor. Bu tercihin ardında bir aidiyet ve rekabet kaygısı var. Türkiye’nin yanıtı rica değil, mütekabiliyet olmalı.

Türkiye ile Suriye arasında, savaş yıllarında büyük ölçüde atıl kalan sanayi tesislerinin yeniden faaliyete geçirilmesi ve yeni sanayi bölgelerinin kurulması için uzun zamandır geniş kapsamlı bir hazırlık yürütülüyor. Son dönemde açıklanan projeleri birlikte değerlendirdiğimizde, Türkiye’nin Suriye’de üç ayaklı büyük bir yatırım planı uygulamaya hazırlandığı görülebiliyor

Bu hafta yurt içinde TCMB'nin faiz kararı ve tüketici güven endeksleri öne çıkarken, yurt dışında Çin'in üçüncü çeyrek büyümesi, İngiltere ve Japonya enflasyonu ile ABD, Almanya ve Avro Bölgesi öncü PMI verileri ön planda.
19 Eki 2026




