Suyun, toprağın, belleğin izinde: 'Yüzeyin Kabuğunda'

Green House Art Days oluşumunun ikinci sergisi olan "Yüzeyin Kabuğunda", 4 Ekim Cumartesi günü, Antalya Geyikbayırı’ndaki Greenhouse’da düzenleniyor. Oksitosin Tıp ve Sanat Platformu işbirliğiyle Melike Bayık küratörlüğünde hayata geçecek sergi, Aşkın Ercan ve Seniha Ünay’ı ağırlıyor.
Suyun, toprağın, belleğin izinde: 'Yüzeyin Kabuğunda'

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

24 saatlik sergi Yüzeyin Kabuğunda, insanın doğayla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi, su ve toprağın taşıdığı sembolik ve fiziksel anlamlar üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Sergi, yeryüzünün yüzeyinde görünenin ötesine bakarak belleğin, inancın, ritüelin ve kaybın izlerini takip ediyor. 

Oksitosin Tıp ve Sanat Platformu kurucusu Prof.Dr. Elif Vatanoğlu-Lutz ve Greenhouse konseptinin yaratıcısı Züleyha Geels kuruculuğunda hayata geçen Green House Art Days, elementleri sanat yolu ile yeniden ele almayı amaçlıyor.  

Antalya Geyikbayırı’nda bulunan Greenhouse, Green House Art Days oluşumu kapsamında bu yıl ikinci sergisiyle karşımıza çıkıyor. Greenhouse’un genel ziyaretçi kitlesinin ve çevrede yaşayanların etkinliklerle kurduğu ilişki ve yorumları neler oluyor?

Züleyha Geels: Geyikbayırı ilginç bir yer, köyümüz Yörük köyü ve şehirden taşınmış olanların çoğunluğu doğa sporları ile ilgilendiklerinden dolayı buraya yerleşmiş insanlar. Yörükler doğanın döngülerini, ritimlerini okuyarak var oldukları için derenin, suyun, havanın, ormanın kıymetini bilirler. Genç nesilden sanat, fotoğrafçılık gibi dallarda eğitim almış olanların sayısı da az değil. Şehirden gelip sonradan Geyikbayırı köylüsü olanlar ise doğa sporlarına merakları gereği doğaya saygı ve sevgisi bol, doğa bilinci yüksek olan insanlardan oluşuyor. Aralarında yine sanatla uğraşan insanlar ve sanata meraklı olanlar var. Bu sebeplerle sanatın doğaya taşınmasının ilgiyle karşılandığını söyleyebilirim. Antalya’dan gelen sanatseverler için ise kolay erişilir ve farklı bir deneyim oluşturdu.

Greenhouse Art Days’den ve geçen yıl nasıl bir deneyim yaşadığınızdan bahsedebilir misiniz?

Elif Vatanoğlu-Lutz: Bu sürpriz işbirliği son derece verimli sonuçlar doğurdu. Sevgili Züleyha’nın kurucusu olduğu Greenhouse’un bulunduğu Geyikbayırı, benim için modern dünyanın getirdiği yoğun tempo ve dikkat dağıtıcı unsurların arasında, insanın kendi iç dünyasına dalmasını ve anın tadını çıkarmasını sağlayan bir doğa harikası oldu her zaman. Bu muhteşem doğaya bir de sanat eklenince, katılan herkes için yaratıcı ve dönüştürücü etkilere sahip bir şölen ortaya çıktı. Bir sergi olmanın ötesinde aynı zamanda anın tadını çıkarma pratiğinin bir parçası olarak da değerlendirilebilir. 

Greenhouse Art Days, insanlara, doğanın ortasında iç dünyalarını ifade etmek ve duygusal yüklerini hafifletmek için sığınabilecekleri, güvenli ve özgür bir alan sunuyor. Hem sanatın iyileştirme gücünü doğaya nakletmeyi hem de doğanın iyileştirme gücüne dikkat çekmeyi hedefliyoruz. İnsanın doğa üzerindeki etkisini ya da daha doğru bir deyimle tahribatını tanımlayan küresel ısınma, ekoloji, çevre sorunları ve sürdürülebilirlik gibi kavramları sanatın gözüyle yeniden tartışmak istiyoruz.

Sergiler 24 saatlik bir sürece yayılmasıyla dikkat çekiyor. Bunun sebebi nedir, bu kurguyla mı devam edecek?

Züleyha Geels: Sergilerin 24 saat sürmesine ilham olan bir sanat türü oldu; Tibetli Rahiplerin kum mandalaları. Rahipler renkli kumlar kullanarak tamamlanması günleri bulan ve birden fazla rahibin birarada çalışmasıyla ortaya çıkan son derece ayrıntılı ve zengin bir sembolizme sahip kum mandalalar yaparlar. Mandala tamamlandıktan sonra ziyaretçiler etrafından bir defa dolaşır ve eser, yaratılmasından bir gün bile geçmeden yok edilir, kumlar biraraya süpürülür ve toprağa iade edilir. Geçiciliğin harikulade bir örneğidir bu. 

Geyikbayırı'ndaki sergiler de 24 saatliktir; bu buluşmaları yoğun ve kıymetli kılan da tam olarak budur. Sanatçılar vizyonlarını, deneyim ve birikimlerini şekillendirerek eserlerini ortaya çıkarır. Eserler buradaki mekanda ziyaretçilerle buluşur ve bu etkileşimin sonrasında eser, mekan ve izleyici yeniden yollarını ayırır. Sonrasında hepimize kalan bizlere kattığı izlenimler olur. Etkinlik serimizin ilerleyen buluşmalarında başka zaman dilimlerine yayıldığımız da olacak mı? Pekala olabilir.

Bu seneki sergi Yüzeyin Kabuğunda'nın teması nasıl ortaya çıktı ve şekillendi?

Melike Bayık: Yüzeyin Kabuğunda sergisi hem şiirsel hem de somut anlamlarla beraber yüzeye yani toprağa ve altındakine odaklanıyor. Geçen Mart ayında Oksitosin Tıp ve Sanat Platformu'nun kurucusu Elif Vatanoğlu-Lutz ve Greenhouse’un kurucusu Züleyha Geels’ın girişimi ile Greenhouse Art Days çatısı altında başlayan ekoloji temelli araştırmalar serisinin ikincisi olarak bu sergi, toprak ve suyu odağına koyup, bölgeyi mercek altına alıyor.

Coğrafya ile yakın temasım, özellikle bölgede yaşayan halkların kadim Yörük kültürü ve doğayla güçlü bağları, şu an yaşanan ekolojik yıkımların iyileştirme ve farkındalık çabası bu sergiyi oluşturdu. 

Yerel halkın ve bölgeye sonradan taşınan spor ve turizm temelli kişilerin yüksek farkındalığı ile son yıllarda sayıca daha da artan maden ve taş ocakları, HES projeleri gibi doğa ile pek de barışık olmayan girişimler neticesinde bölgede ve çevrede yaşayan halkın farkındalığı ve daha da bilinçli olma edimi üzerine bu sergiyi hazırladık. Burada özellikle coğrafyanın kişisel hayatımdaki önemli yeri, bu coğrafyaya tanıklık, bölgedeki doğa ile uyumlu yaşam döngüsü üstünden sosyo-kültürel katmanları da katarak doğaya, suya ve toprağa odaklanmayı seçtik. Özellikle Yörüklerin doğa ile barışık yaşam kültü üstünden toprak, su ve hava ile olan uyumlu yaşamları yanında zaman içinde ciddi ölçüde azalmış olan tarım ve hayvancılığın bölgedeki zafiyeti yanında doğa ile olan unutulmaya başlayan ilişkiyi yeniden kucaklamak; ağacı, toprağı ve suyu koruyarak bir olmayı yeniden hatırlayarak üretmek üzerine bu sergi kurgulandı.

Sergi, ekolojik kriz çağında insanın doğa ile kurduğu ilişkileri sorguluyor. Sizin bu konuyla ilgili bölgeden gözlemleriniz nedir?

Züleyha Geels: Ekolojik kriz çağında olduğumuz gerçeğinden kaçınabileceğimiz yer kalmadı gibi geliyor bana. Burada kaya tırmanışının yapıldığı bölgeye maden arama ruhsatı verildi; deremiz bir hidroelektrik projesi için beton borulara hapsedilmeye kalkışıldı ve yakın çevremizde yeni maden alanlarının oluşturulmaya çalışıldığı haberlerini almadığımız ay geçmiyor. 

Gelişmelerden haberdar olmak ve harekete geçmek için Geyikbayırı Yaşam Platformu kuruldu. Gerektiğinde biraraya gelip doğanın korunması için güçlü bir ses oluşturabiliyoruz. Doğa yoksa biz de yokuz, bu hem yerel anlamda hem de gezegenimiz için geçerli olan çok basit bir gerçek.  

Etkinlik serinizin bölgedeki farkındalığa katkıda bulunacağını düşünüyor musunuz?

Züleyha Geels: 
Greenhouse Art Days etkinlik serisinin bu farkındalığa destek verdiğine, farklı yaklaşımlar sunarak, ilham vererek, bildiklerimizi hatırlatarak hepimize güç kattığına inanıyorum. Sanatın onu görmeye alışkın olduğumuz yerlerden çıkıp daha geniş ve özgür etkileşim alanlarına açılması da son derece heyecan verici.

İnsanın doğayla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi merkeze alan serginin küratöryel sürecini sizden dinleyebilir miyiz?

Melike Bayık: Küratörlüğünü üstlendiğim her sergimde doğa, ekoloji odaklı bakış açıları ya konunun direkt içinde, araştırma sürecinde ya da kamusal yan etkinliklerinde oluyor. Ancak burada Aşkın Ercan ve Seniha Ünay’ın çalışmaları ile birlikte çok boyutlu, çok sesli bir doğa araştırması söz konusu. 

Özellikle çocukluğumdan anımsadığım Antalya’nın tropik kış yağmurlarındaki bir sel felaketinde toprak altında kalan cam seranın şimdi bir buluşma alanına dönmüş olması oldukça etkileyici. Greenhouse’un sergi, etkinlik, yoga ve meditasyon gibi çok katmanlı etkinlikler ve çalışmalar için kullandığı bu cam sera Yüzeyin Kabuğunda sergimize de ev sahipliği yapıyor. Sergide Aşkın Ercan ve Seniha Ünay’ı davet ederek özellikle su ve toprak ekolojisine odaklanan eserlerini burada göstermeyi planladım. 

Bölgeye referans veren su konusu, özellikle iklim değişikliği ve aşırı sıcaklıklar, çevre kirliliği ile kirlenen sular ve toprak temel konumuz oldu. İki sanatçının doğanın içindeki bu havzada sergiyi düzenlemesi ve birbirleriyle uyumlu bir diyalog içinde eserleri kurgulamış olması bizler için heyecan verici. Anlatıyı, öğretiyi ve kadim kültürleri, doğa ile uyumlu yaşamı yeniden hatırlatarak bölgenin değerli ekolojisine bir saygı gibi hazırladık sergiyi.

Sanatçıların tema ile kurduğu diyalogdan ve çalışmalarından bahsedebilir misiniz?

Melike Bayık: İki sanatçının da ortak üretimleri kent ve kırsal arasındaki topluluklar, ekoloji, su, toprak, ağaçlar ve çeşitli türdeşlikler üzerine. Çoğunlukla üretimlerinde spesifik konuları belirleyerek unutulan ya da kaybetmek üzere olduğumuz doğa konularını çok boyutlu biçimde ele alıyorlar.

Aşkın Ercan’ın sergide yer alacak fotoğraf, yerleştirme ve ses eserleri ile birlikte sergi esnasında ayrıca bir de katılımcı pratikte bir atölye çalışması düzenleyerek izleyicilerle doğa, su ve toprak ekolojisi, kadim kültürler üstüne coğrafyayı temel alan bir oyun, sohbet ve diyalog alanı yaratacak.

Aşkın Ercan’ın Geçmişin Sesi & Zerban ve Gözlerimiz Suyun Yüzeyinde Düşlerimiz Derinlerde Dolaşır, Kutlama eserlerini sergide göstererek su ve toprak ile kurduğumuz kadim kültürlerin, geleneklerin saygı ve bilincini ön plana çıkararak aynı zamanda doğa ile kurulan ilişkileri, ekolojik yıkımları ve koruma çabasını da konuşacağız. Amaç burada sadece geçmişin izlerini hatırlatmak değil; aynı zamanda doğa ile kurduğumuz ilişkileri, ekolojik yıkımları ve bu çerçevede taşıdığımız sorumlulukları da birlikte tartışmak, iyileştirmek ve olası gelecekleri yeniden hayal edebilmek olacak. Su ve toprak ile buluşma doğanın döngüsünü, hayatın sürekliliğini hatırlatır.

Seniha Ünay ise kağıt ve ses yerleştirmeleri ile Düzce’de yer alan ormanlar ve Geyikbayırı Deresi’nin türleri üzerine çalışmalarını sergileyecek ve söyleşi gerçekleştirecek. Seniha Ünay bu varlıkları eserlerinde sosyo-politik ve kültürel bir açıdan ele alıyor. Nuray’ın Ormanı: aradım, bulamadım, bakıyorum, yok adlı yerleştirmede gördüğümüz ağaçlar Düzce’de yer alan bir ormana referans veriyor. Bireysel bir hikayeden yola çıkan anlatıda kişinin çocukluğunda gördüğü alıç ve çitlembik ağaçlarını artık bölgede göremediğini ifade etmesi ile bu ormanda bir yokluk ve olamayış, kaybolup giden türler üzerine bir ifade yer alıyor.

Sergiye özel üretilen Geyiklere Ne Oldu? adlı yerleştirme ise çim bir zeminde Geyikbayırı Deresi üstünden bölgedeki türler ve derenin güncel durumuna bakış, bölgenin adını aldığı geyik türlerinin artık iyice azalması gibi meseleler işleniyor. Seniha Ünay'ın sergide yapacağı söyleşide eserleri üstünden Düzce ve Antalya arasında bir köprü kurarak toprak, su ve yaşam döngüsü içinde insanların türlerle olan ilişkisi ve geleceğin soru işaretlerini tartışacağız.

Oksitosin Tıp ve Sanat Platformu sanat ile işbirliği kurmaya devam edecek mi, gelecek planlarınız neler?

Elif Vatanoğlu-Lutz: En başta sağlık çalışanlarına bir nefes, bir teşekkür amacıyla yola çıkan Oksitosin Tıp ve Sanat Platformu önce sanat işlerinin konusu tıp ile ilişkili olan sanatçılarla projeler üretmekteydi. Ancak son birkaç yıldır platformun aktiviteleri‚ bilim, doğa, tıp üçgeninde sanat olarak evrildi.  Bu değişim beraberinde daha geniş bir etkileşim alanı, daha fazla sanatçı ile işbirliği olanağını getirdi. Halihazırda farklı sanatçılarla devam eden projelerimiz var, zaten yurt içi ve yurt dışında Oksitosin konuşmalarını yapmaya devam ediyorum. Sanatın iyileşmeye ve bire bir tedaviye katkısı ile ilgili akademik çalışmalarımız devam ediyor.

Peki önümüzdeki süreçte bizi neler bekliyor, Greenhouse Art Days’in gelecek planları neler?

Elif Vatanoğlu-Lutz: Aramıza sevgili Melike Bayık‘ın da katılması bizim için büyük moral oldu. Şimdi hep birlikte daha da çoğalarak büyümek, Greenhouse Art Days bünyesine bir misafir sanatçı programı da eklemek istiyoruz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?

Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Soner Can

·

14 Eyl 2026

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?
DuendeDuende

HİKAYE

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Eda Solmaz

·

14 Eyl 2026

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine
DuendeDuende

HİKAYE

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Tuba Büdüş

·

14 Eyl 2026

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

Aslı Perker

·

11 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende

HİKAYE

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.

Emre Eminoğlu

·

11 Eyl 2026

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?