Tarihsel süreç içinde: Merkantilizm

Tarihsel süreç içinde: Merkantilizm

8 Kasım - Mükellef
Mükellef ile birlikte

Mükellef ’in yeni durağı Hollanda Mükellef’in yeni durağı Hollanda Bireysel girişimcilerin ihtiyaçları için uçtan uca çözümler sunan Mükellef , küresel pazarda büyümeyi sürdürüyor. Yurt dışında bugüne kadar ABD , İngiltere , Estonya ve Almanya ’da hizmet veren şirket, son olarak Hollanda operasyonunu hayata geçirdi. Nedir? Şirket kuruluşu ve sonrasındaki tüm finansal süreçlerin tek bir platformdan online olarak takip edilmesini sağlayan Mükellef ; girişimciler için Türkiye’de ve yurt dışında şirket kurmayı, yönetmeyi ve büyütmeyi kolaylaştırıyor. Girişimciler Mükellef sayesinde e-ticaret hacminin büyüklüğü ve vergi avantajlarıyla ön plana çıkan Hollanda ’ya gitmelerine gerek kalmadan şirketlerini online olarak kurabiliyorlar. Neler var? Mükellef; Hollanda’da şirket kuruluşunun yanı sıra yasal adres, online banka hesap açılışı, finansal hizmetler, yurt dışında ticaret yapabilmek için gerekli olan VAT ve EORI numaralarının temini gibi girişimcilerin farklı ihtiyaçlarını karşılayan çözümler sunuyor. Hollanda veya diğer ülkelerdeki Mükellef hizmetleriyle ilgili detaylı bilgi almak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

15 ve 16.Yüzyıllarda ortaya çıkmaya başlamış, feodalizmin güç kaybetmesiyle birlikte Orta Çağ’ın bitişine sebep olmuş, Yeni Çağ’a damga vurmuş, endüstri devrimine zemin hazırlamış ve dünyayı tamamen değiştirmiş bir akım, bir ideoloji vardır: Merkantilizm.

Adını, ticari/ticaret anlamlarındaki “mercantile” teriminden alan merkantilizm, Amerika kıtasına, zenginliklerin merkezi olan “Doğu”ya ve Afrika’ya doğru başlamasına sebep olduğu coğrafi keşif ve ticaret hareketleriyle dünyayı tamamen değiştiren bir akım olmuştur.

Kelime anlamı olarak “ticaretçilik” olarak adlandırılabilecek olan merkantilizm, bir devletin gücünün ve bir milletin ne kadar müreffeh olduğunun, o devletin ve milletin sahip olduğu değerli maden ve sahip olduğu “para” miktarına bağlı olduğunu düşünen bir ideolojidir.

Merkantilist düşünceye sahip olan bireylere göre devlet, oldukça yüksek miktarda altın ve gümüş biriktirmeli ve bunları olabildiğince harcamaktan sakınmalıdır.

Bu nedenden dolayı Merkantilist düşünce sistemi, sürekli ihracat yapmayı ve her ne kadar imkansız olsa da ithalatı sıfırlamayı savunur.

Feodal Sistemin Çöküşü ve Burjuvazi

Merkantilizm ayrıca devletin sahip olduğu gücün sermaye birikiminden geldiğini iddia ederek, yüzyıllardır süregelen ve Orta Çağ’a da hakim olan “güç topraktan gelir” düşünce sistemini de reddetmektedir. Gücün topraktan geldiğinin düşünüldüğü bir dönem olan feodal dönemin temsilcisi nasıl feodal derebeyleri ise, merkantilist düşüncenin temsilcileri de burjuvazi sınıfıdır. Geçimlik ev ekonomisinin sona ermesi ve piyasaya yönelik üretim metodu, üretimin her aşamasının kontrol edildiği putting out sistemi, Yeni Dünya Amerika ve zenginliğin kaynağı olan Asya’ya yapılan ticaret ve sömürgecilik akımları ve sermaye birikiminin çoğalmasıyla gelişip, serpilen bankacılık sistemi, bu dönemde burjuvazinin gelişerek, gücü ele geçirmesine sebep olmuştur.

Bir malikane etrafında örgütlenmiş olan ve ekonomik aktiviteleri toprağa bağlı yarı hür bireyler olan serfler aracılığıyla yapılan geçimlik tarım ve hayvancılığa dayanan feodal derebeyleri ise ticaret yoluyla dünyanın dört bir yanına uzanan burjuvazi sınıfıyla rekabet edememiştir. Yüzyıllar boyunca kraliyet ve kilisenin hükmü altında tüccarları küçük gören, kimi zaman da ezen feodal beyler, eskiden alay ettikleri tüccarların sermaye birikimi yoluyla gücü ele geçirmesiyle birlikte büyük bir şoka uğramışlardır.

Burjuvazinin güçlenmesiyle birlikte feodal derebeyleri deyim yerindeyse dehşete düşmüştür. Değişen konjonktür ile birlikte feodal beyler, “oiko-nomia” diye isimlendirilen, geçimlik ev ekonomisi sisteminin güçlenen burjuvazi ile rekabet edemeyeceğini anlamış ve yıllardır savundukları “güç toprağımızdan gelir” düşünce sistemini bir kenara bırakarak topraklarını kiraya verme yoluna gitmişlerdir.

Örneğin Britanya adasında bazı feodal beyler, geçimlik tarımın para getirmediğini görerek topraklarını global bir rekabet değeri olan yün üretimine açmaya karar vermişlerdir. Alınan bu karar sonucunda malikane etrafında çalışan serfler kovulmuş, topraklar yün üretimi için koyunlarla doldurulmuş, hayvanlarla doldurulan topraklar da eskiden serf olan yeni hür bireylere kiraya verilmiştir. Böylece “toprak piyasası” kavramı doğmuş, kırsal bölgelerden kovulan serfler de şehirlere göç ederek sanayinin gelişimine önemli ölçüde katkıda bulunmuşlardır. Özellikle Londra ve Birmingham gibi bölgeler, bu göç dalgasından önemli ölçüde etkilenmişlerdir.

Oturduğu temel düşünce sistemini rekabet edemediği için askıya almak durumunda kalmış olan feodalizm ise Avrupa'da 18. yüzyılda sona ermiş, Merkantilist dalgayı yakalayamayan Rusya gibi ülkelerde ise 19.yüzyıla kadar devam etmiştir.

Kolonicilik

Merkantilizm dalgasının en büyük etkileri ayrıca coğrafi keşif alanında olmuştur. Gücün, sermaye birikiminden geldiğini düşünen Avrupalı tüccar ve seyyahlar, altın ve gümüş madenleriyle dolup taşan “Yeni Dünya”ya yani Amerika kıtasına akın etmişlerdir. 

Coğrafi Keşif dalgasını ilk başlatan millet olan İspanyollar, Kristof Kolomb’un kıtayı keşfinin ardından Amerika’ya hücum etmiş, Hernan Cortes ve Francisco Pizarro gibi conquistador'ların önderliğinde Aztek ve İnka toprakları ele geçirilerek kolonileştirilmiştir.

Çocukken masallarda okudukları doğunun büyük hazinelerini ele geçirmek ve yıllarca dışlandıkları İpek Yolu ticaretinden pay almak için harekete geçen Portekizliler ise Denizci Prens Henri’nin girişimleri sonucunda Ümit Burnu’nu geçerek Hindistan ticaretini ele geçirmeyi başarmışlardır.

Merkantilist düşüncenin Avrupa'yı kasıp kavurduğu ilerleyen yüzyıllarda ise İspanyollar Güney Amerika’yı neredeyse tamamen ele geçirmiş, Portekizliler Brezilya ve Batı Afrika kıyılarını almış, İngilizler Kuzey Amerika, Avustralya ve Hindistan’ı ele geçirmiş, Hollandalılar ise Güneydoğu Asya adalarını ellerinde tutmuşlardır.

Öyle ki 19. yüzyılda dünya topraklarının 4'te 3'ünden fazlası Avrupalılar tarafından kontrol edilir hale gelmiştir. Bu topraklardan elde edilen gelirler ise Avrupa'ya aktarılmıştır.

Sermaye biriktirmenin onlara güç getireceğine inanan ve sömürgelerinde yaşayan insanları insandan bile saymayan Avrupalı koloniciler, ele geçirdikleri bölgelerde güçlenmek adına çeşitli zulümlerde de bulunmuşlardır. Özellikle İspanyollar ve Portekizlilerin giriştikleri katliamlar ve kıtaya taşıdıkları çiçek hastalığı sonucunda yaklaşık 55 milyon Latin Amerikalı hayatını kaybetmiş, yüz binlercesi de gümüş madenlerinde ve Encomienda adı verilen ve conquistador’lar tarafından yönetilen topraklarda zorla çalışmak zorunda bırakılmıştır. 

Yine Avrupalılar tarafından gelir elde etmek adına, Afrika–Amerika arasında (Atlantik Üçgeni) yapılan köle ticaretinde yüz binlerce Afrikalı özgürlüğünü kaybetmiş, pek çoğu zincirler içinde, korkunç şartlarda Amerika’daki plantasyonlara çalışmaya gönderilmiş ve birçoğu da yoldaki şartlardan ötürü hayatını kaybetmiştir.

İktisat Biliminin Gelişimi

Değerli maden biriktirmenin güç getirdiğine inanan Merkantilistler, milyonlarca ton gümüş ve altının Amerika'dan Avrupa'ya taşınımını sağlamışlardır. Transfer edilen değerli madenler, pahalı savaşların finanse edilmesinde ve lüks tüketim eşyalarının satın alımında kullanılarak bütün Avrupa'ya yayılmıştır. 

Piyasada birden bollaşan gümüş paralar, arzın sabit kalması halinde talebi aniden artırarak muazzam bir enflasyonun ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır. Öyle ki bu bollaşma dünyanın neredeyse bütün noktalarını etkilemiş, Çin'de hayat pahalılığı neticesinde çıkan isyanlar nedeniyle Ming hanedanlığı devrilerek yerine Qing hanedanlığı geçmiştir. 

Enflasyonun bütün dünyayı dalga dalga etkilemesinin ardından insanlar, "Elimizdeki para bollaşıyor fakat biz neden zenginleşmiyoruz?" sorusunu akıllarına getirmişlerdir. Bu sorular üzerine Thomas Gresham, Jean Bodin veya Thomas Munn gibi farklı disiplinlerden kişiler ilk miktar teorilerini geliştirmeye başlamışlardır.

Bu konudaki en büyük gelişme ise bir ahlak felsefecisi olan Adam Smith tarafından ortaya atılmıştır. 

Bütün sosyal bilimciler tarafından bilinen “Ulusların Zenginliği” adlı kitabında Smith, gücün biriktirilen değerli madenlerden gelmediğini söylemiş ve Emek Değer Teorisi’ni savunarak, bir ülkenin gücünün sahip olduğu emek gücünden ve onun kalitesinden geldiğini savunmuştur.

Yine Smith tarafından geliştirilen Mutlak Üstünlükler Teorisi'nde ise merkantilizme karşı durularak ithalat yapmanın iddia edildiği kadar kötü bir şey olmadığı savunulmuştur. Smith'e göre bir ülke üretiminde başarılı olduğu ürünü ihraç etmeli, verimli bir üretim gerçekleştiremediği ürünü ise ithal etmelidir.

Smith bu düşünceleriyle klasik iktisat düşüncesinin de resmen başlamasına neden olmuş ve iktisat biliminin ayrı bir disiplin olarak kabul edilmesine de sebebiyet vermiştir.

19.Yüzyıldan itibaren ise kısıtlamacılıktan uzak, serbest ticaretin iktisadi gelişmeyi beraberinde getireceğine inanan ülkeler, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” (Laissez-faire) mentalitesiyle birlikte merkantilizmden vazgeçmiş ve onun bir üst formu olan liberal kapitalizm düşüncesine geçiş yapmışlardır.

Özetlemek gerekirse merkantilizm akımı, dünyada globalleşmeyi başlatmış, kapitalizm düşüncesinin öncüsü olmuş ve günümüz iktisat biliminin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Zamanında dünyayı kasıp kavurmuş olan merkantilizm, yaklaşık 200 yıl evvel terkedilmiş olsa da günümüzde etkileri hala görülmektedir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

EXANTEEXANTE

BÜLTEN SAYISI

📦 Enflasyon muhasebesi

Rifat Hisarcıklıoğlu, enflasyon düzeltmesi uygulanması için hükümete çağrıda bulundu. Hazine'nin nakit açığı 160 milyar lirayı aştı. Birleşik Krallık, Truss hükümetinin tam aksi yönünde bir sıkılaşma paketi hazırlığında.

08 Kas 2022

Mükellef ile birlikte
TCMB

YAZARLAR

Emircan Yaman

Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE

HİKAYE

Girişi kolay, çıkışı zor: Verim eğrisi kontrolü daha önce nasıl uygulandı, nasıl sonuçlandı?

Verim eğrisi kontrolü (YCC), merkez bankalarına belirli vadelerde faizi doğrudan sabitleme gücü veriyor ancak bu güç, taahhüt sorgulanmaya başladığında hızla bir tuzağa dönüşebiliyor. ABD’den Japonya’ya, İngiltere’den Avustralya’ya uzanan örnekler YCC’nin asıl sınavının girişte değil çıkışta verildiğini, başarının ise büyük ölçüde zamanlama, kademelilik ve iletişime bağlı olduğunu gösteriyor.

Eren Kuru

·

28 Ağu 2026

Girişi kolay, çıkışı zor: Verim eğrisi kontrolü daha önce nasıl uygulandı, nasıl sonuçlandı?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Tek karar, üç yorum: Merkez Bankası iletişiminde sorun mu var?

TCMB’nin haftalık repo ihalelerine beklenenden erken dönmesi teknik olarak bir normalleşme adımıydı ancak piyasa aynı karardan Eylül’de faiz indirimi, Ekim’e kadar bekleme ve erken gevşeme olmak üzere üç farklı sonuç çıkardı. Merkez bankacılığında iletişim doğrudan bir politika aracıysa belki de asıl soru kararın kendisinden çok piyasanın neden TCMB’nin hangi gelişmeye nasıl karşılık vereceğini hâlâ ortak bir çerçeveden okuyamadığıdır.

Tek karar, üç yorum: Merkez Bankası iletişiminde sorun mu var?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Enflasyonun ötesindeki soru: Gelirimiz temel ihtiyaçları karşılamaya yetiyor mu?

Gelirlerin fiyatlara yetişemediği bir yerde enflasyon verisinin gündelik hayattaki yansıması bir karşılanabilirlik sorununa dönüşüyor. Enerjiden gübreye, tarladan rafa uzanan maliyet zinciri gıdanın hane bütçesindeki yükünü artırırken TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de fertlerin %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir yemeğin masrafını karşılayamıyor. Yani mesele aslında "karşılanabilirlik".

Hakan Bektaş

·

26 Ağu 2026

Enflasyonun ötesindeki soru: Gelirimiz temel ihtiyaçları karşılamaya yetiyor mu?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Kemer sıkmanın bedeli: Milei’nin elektrikli testeresi Arjantin’i nereye götürüyor?

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin kamuda radikal kesintilerin ve kemer sıkma politikalarının simgesi olarak siyasi şovlarında kullandığı “motosierra” (elektrikli testere) politikaları halktan giderek daha çok tepki çekiyor. Şirket iflasları artarken enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın borç yükü rekor seviyeye ulaşıyor. Vatandaşlar gıda, ilaç ve temel giderler için kredi çekmek zorunda kalıyor. Hükümet ise borçlanmayı "özel bir mesele" olarak nitelendirerek yapısal reformları savunmaya devam ediyor.

Pelin Cengiz

·

25 Ağu 2026

Kemer sıkmanın bedeli: Milei’nin elektrikli testeresi Arjantin’i nereye götürüyor?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Borç döngüsü: ABD’nin giderek büyüyen borcunu kim finanse edecek?

Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio’ya göre asıl risk ABD’nin ne kadar borçlandığı değil, giderek büyüyen tahvil arzını yatırımcıların hangi faiz seviyesinden taşımaya razı olacağı. Sıfıra yakın faizlerle kamu borcunun maliyetinin görünmezleştiği dönem kapanırken piyasa artık yalnızca enflasyonu ve merkez bankalarını değil, devletlerin bilançolarını da fiyatlamaya hazırlanıyor.

Eralp Ersoy

·

25 Ağu 2026

Borç döngüsü: ABD’nin giderek büyüyen borcunu kim finanse edecek?