Tartışmalı İklim Kanunu teklifi TBMM'de: Uzmanlar ve vekiller nelere itiraz ediyor?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 8 Nisan’da yayımladığı “14 soruda İklim Kanunu” başlıklı metne göre İklim Kanunu’nun temel amacı Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefleri ve yeşil büyüme. Aynı metinde kanunun iklime dirençli şehirlerin oluşturulması ve afet risklerinin azaltılmasında kritik bir öneme sahip olduğu, biyoçeşitlilik ve doğal kaynakların korunmasında, su ve gıda güvenliğinin sağlanmasında ormanların ve yeşil alanların artırılmasında, yenilenebilir enerji kapasiteleri artırılarak enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasında yol haritası oluşturacağı belirtiliyor.
- Bilim insanları ve sivil toplum kuruluşları ise kanunun eksik ve yanlışlarına dikkat çekerek geri çekilmesini ve revize edildikten sonra tekrar meclise sunulmasını istiyor.
Türkiye’nin iklim alanında çalışan 15 sivil toplum kuruluşunu biraraya getiren İklim Ağı’nın kanundaki eksikliklere dikkat çekerek yeniden düzenlenmesini talep ettiği açıklamada, sera gazı emisyonlarını bugünden itibaren azaltmayı hedefleyen, fosil yakıtları yerin altında bırakan, biyolojik çeşitliliği ve doğal sistemleri koruyan, adil geçiş mekanizması oluşturan bir İklim Kanunu hazırlanması gerektiği vurgulanıyor.
Uzman görüşleri ve denetim mekanizması
Sivil toplum örgütleri ve uzmanların tüm tepki ve ısrarlarına rağmen, kanun teklifi hazırlanırken bilim insanlarının ve iklim alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının görüşlerine başvurulmaması tepki çekiyor. Uzman ve STK temsilcilerine, teklif edilen kurul ve mekanizmalarda da yer verilmemesi akla denetim ve hesap verme mekanizması ile ilgili soruları getiriyor.
Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz’ün konu ile ilgili görüşleri şöyle:
“Kanuna istinaden alınacak kararları, belirlenen hedefleri veya uygulamaları denetleyen bir yapı, kanunda teklif edilmiyor.
İklim değişikliği ile ilgili ulusal çalışmaların, politikaların, eylemlerin ve hedeflerin belirlenmesi süreçlerinde Paris Anlaşması doğrultusunda mevcut en iyi bilimsel olanaklardan faydalanılmasını, kurum ve kuruluşların bu kanun kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini ve iklim değişikliği hedeflerine yönelik ilerlemelerinin izlenmesini ve iklim politikalarında katılımcılık ve şeffaflığın artırılmasını amaçlayan bağımsız bir bilimsel danışma kurulu kurulması gerekiyor.
Hükümet yetkilileri kanun teklifinde geçen ‘enstitüler ile araştırma ve uygulama merkezleri kurulabilir’ ifadesine istinaden kanun teklifinde bir bilimsel danışma kurulu bulunduğunu iddia ediyor. Ancak cümleden de anlaşıldığı üzere bu düzenleme başkanlığın takdirine bırakılmış. Daha önemlisi, şeffaflığı, topluma hesap vermeyi, ‘araştırma ve uygulama merkezi faaliyetine indirgemiş durumda."
Sera gazı azaltımı ve kömürden çıkış
Paris Anlaşması’nda belirlenen küresel ortalama sıcaklıkları sanayi öncesi döneme göre 1,5 derece artış ile sınırlama hedefine ulaşmak için atılması gereken en hızlı ve etkili adım ülkelerin sera gazı salımlarını bugünden başlayarak hızla azaltması. Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi olsa da teklifte kömürden çıkışa dair net bir ifade bulunmuyor.
Yukarıda bahsedilen bakanlık metninde yenilenebilir enerji kapasiteleri artırılarak enerjide dışa bağımlılığın azaltılacağı belirtilse de, kömürden tamamen çıkılmayacağının altı özellikle çiziliyor.
“Kanunla kömür, petrol kullanımının tamamen kaldırılacağı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Kanun, çevre dostu temiz enerji teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Kanundaki tüm maddeler ülkenin kalkınma önceliği ve toplumsal refahı dikkate alınarak hayata geçirilecektir.”
Kaldı ki mevcut durumda Türkiye, sera gazı salımında net bir düşüş değil artıştan azaltım hedefi ile ilerliyor. Katısöz bu hedefi şöyle açıklıyor:
“Türkiye’nin sera gazı salımı hedefi 2030’a kadar emisyonlarını %33 artırmayı ve bu artışın 2038’e kadar devam etmesini öngörüyor. Bir insanın kilo vermeyi hedeflemesine benzetirsek bir sene içinde net olarak 20 kilo vermeyi hedefleyen bir insanın, ilk altı ayda 10 kilo alıp sonraki altı ayda 30 kilo vermeyi hedeflemesine karşılık gelen bir sera gazı azaltım hedefi.
Ne yazık ki İklim Kanunu teklifi de bugünden itibaren emisyon azaltımını sağlayacak bir çerçeve çizmiyor. Kanun teklifi, iklim politikasının ana eksenini tanımlamayı, kısa-orta vadeli politika belgelerine (ulusal katkı beyanları, ulusal iklim stratejileri ve eylem planları vb) bırakıyor. Tam tersi İklim Kanunu çerçeveyi, gidilecek yolu belirlemeli; kurumlar kısa-orta vadede hayata geçirilecek somut ara hedefleri ve bu hedeflere yönelik önlemleri, eylem ve sorumlulukları buna göre detaylandırmalı.”
İklimin ekonomisi: Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)
TBMM’de yapılan görüşmelerde muhalefet vekillerinin en büyük eleştirisi bu teklifin bir İklim Kanunu’ndan ziyade karbon piyasası düzenleme kanunu olduğu yönündeydi. Bu eleştirilerin temelinde ise sera gazı emisyonlarının azaltımını hedeflemeden devreye alınacak bir emisyon ticaret sisteminin düşük karbon fiyatlarının oluştuğu, sığ bir emisyon piyasasına dönüşme riski taşıması ve “denkleştirme” adı altında karbon salımı yapan şirketlere yurt içi ya da dışında fidan dikme gibi uygulamalarla hem emisyonlarını azaltmaktan hem de bedelini ödemekten kaçınma yolu açması. Katısöz, bu iki uygulamanın getirdiği risklerin altını çiziyor:
“Taslağın hazırlanmasındaki temel motivasyon, Avrupa Birliği’nin 2023’te pilot olarak uygulamaya başladığı, 2026’dan itibaren ise hakiki uygulama sürecinin başlayacağı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasına (SKDM) uyum. AB kendi sınırları içinde fosil yakıt kullanımına bağlı karbon salımlarını fiyatlandırıyor. Örnek olarak, AB’deki bir kömürlü termik santral şirketi ürettiği elektrikle atmosfere saldığı karbondioksitin bedelini ödüyor.
Bu bağlamda AB kendi sınırları içindeki işletmelerin dezavantajlı duruma düşmemesi ve AB’ye ihraç edilen ürünlerde de benzer bir maliyetin uygulanması için SKDM’yi kurdu. Böylece AB’ye ihraç edilen ürünlere, bu ürünlerin üretiminde sebep olunan karbon salımlarıyla orantılı olarak sınırda vergi uygulanacak. Türkiye bu kapsamda kendi ihracatçılarının bu vergiyi AB’ye değil de kendisine ödemesi için karbon salımlarını fiyatlandırmak zorunda. Bu taslağın arkasındaki temel motivasyon bu fiyatlamayı sağlayacak olan Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) kurulması.
Ancak Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon vizyonu doğrultusunda sera gazı emisyonu azaltımını hedeflemeden, yanlış tasarlanan bir ETS, bir yandan düşük karbon fiyatlarının oluştuğu, sığ bir emisyon piyasası haline gelme, diğer taraftan da haksız kazançların elde edildiği bir sistem olma riskini barındırıyor.”
Kanun teklifinin sıklıkla tartışılan bir başka yönü ise ETS’nin devreye girmesiyle şirketlerden toplanacak milyarlarca liranın nerede ve nasıl kullanılacağı. Katısöz, teklifin şu anki hâliyle ETS düzenlemesinin ilkelerini bilmediklerini, kanun teklifinden bunu anlayamadıklarını, o nedenle azaltıma hizmet edip edemeyeceğine dair bir değerlendirmede bulunamadıklarını belirtiyor:
“ETS’nin gelir yaratması için sistem emisyonları azaltmayı hedeflemeli ancak biliyoruz ki Türkiye’nin 2038’e kadar emisyon azaltma hedefi yok. Bu hedefle uyumlu bir ETS’de azaltımı sağlayacak emisyon tavanı oluşmaz ve fiyat oluşmaz, bu durumda gelir de elde edilmez.
Gelir elde edileceği durumda ise; bu gelirin iklim afetlerinde zarar gören, fosil yakıtların tüketiminin sonlandırılması süreciyle örneğin kömürlü termik santrallerin kapanmasında adil geçiş ihtiyacı duyan çalışanlara ve yöre sakinlerine harcanmasını öngörmüyor. Kanun teklifi, gelirlerin sadece “yeşil teşvikler” adı altında özel sektörün yeşil dönüşümü için kullanılmasını öneriyor. Diğer yandan fosil yakıtlara verilen teşviklerin kaldırılmasına dair bir düzenleme yapmıyor. Yani özel sektörün yeşil yatırımlarına kaynak aktarırken, kirli yatırımlarını da desteklemeye devam ediyor.
Diğer taraftan içeride fiyatlamadığımız karbon emisyonunun AB’ye ihracat sürecinde bize Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kaynaklı ek maliyetler yaratacağını da akıldan çıkarmamak gerekli. Bu nedenle ETS üzerinden bir karbon fiyatının ulusal seviyede ortaya çıkması ve bu mekanizmayla toplanacak gelirlerin bilim temelinde oluşturulmuş, düşük karbonlu ve adil bir dönüşüm için harcanmasının Türkiye açısından en uygun seçenek olduğunu değerlendirebiliriz.”
Uluslararası anlaşmalarla uyum
AB ülkelerinden çöp ithalatı, madencilik faaliyetlerinin yarattığı ekolojik hasar gibi konularda somut çözümler sunmayan, biyolojik çeşitliliği ve ekosistemleri güvence altına alacak spesifik bir planlama ve su yönetimi stratejisi bulunmayan teklif, uluslararası iki büyük anlaşma olan Paris Anlaşması ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin gerekliliklerini karşılama konularında da yetersiz. Özlem Katısöz teklifteki en büyük sıkıntıları şöyle anlatıyor:
"Kanun teklifinin Paris Anlaşması ile uyumlu olması için küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlama hedefine hizmet etmesi gerekiyor. Bunu başarmak için birinci olarak yapılması gereken fosil yakıt tüketiminin sonlandırılmasıdır. Kanun bunu hedefleyen bir çerçeve sunmalı. Ayrıca Paris Anlaşması'nın 3 ve 4. maddeleri ilerleme ilkesi içeriyor yani azaltıma ilişkin hedeflerin ve çabaların zaman içerisinde bir ilerlemeyi sağlaması diğer bir ifadeyle daha iddialı hale gelmesini sağlaması gerekiyor. Kanun teklifinde bu şekilde bir yaklaşım da yok.
Biyolojik çeşitlilik ile ilgili kısmına gelirsek; insan faaliyetleri sonucu açığa çıkan karbondioksitin yarısından fazlası doğal ekosistemlerce tutuluyor ve atmosfere karışması önleniyor. Bu bakımdan doğal alanların korunması, bununla beraber habitat ve tür kaybının durdurulması iklim kriziyle mücadelede son derece kritik. Biyolojik Çeşitliliğin Korunması Sözleşmesi kapsamında 2022 yılında kabul edilen Kunming Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi uzun vadeli amaçlar ve bunları hizmet eden net hedefler içeriyor. Bunlardan en önemlisi 2030 yılına kadar küresel ölçekte karasal, denizel ve tatlı su alanlarının %30'unun koruma altına alınması hedefi. İklim Kanunu korunan alanların oranının artırılmasına dair bir ibare içermekle beraber bu kapsamda net bir hedef vermiyor. Yani bu bağlamdaki küresel hedefe ne ölçüde ve nasıl katkı sağlayacağımız net değil. Korunan alanların oranının artırılması yanı sıra bozulan ekosistemlerin onarılması da karbon yutak kapasitesinin iyileştirilmesi için son derece önemli. Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi 2030 yılına kadar küresel ölçekte bozulan ekosistemlerin %30'unun onarılmaya başlanmış olmasını öngörüyor. Ancak Kanun'da buna dair herhangi bir hedef veya referans görmüyoruz."
Vekiller ne diyor?
Salı günü teklifin TBMM Genel Kurulu'na gelmesinin hemen öncesinde CHP, DEM, EMEP VE TİP milletvekilleri ile iklim alanında çalışmalarını yürüten 120 platformu temsilen gelen üyeler Meclis’te düzenlenen bir basın toplantısıyla tepki gösterdi.

Toplantıda, CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, "Bu bir karbon piyasası düzenleme kanunudur. AKP hükümeti IMF raporlarına göre GSYH'nın yüzde 1,7'sinden daha fazlasını fosil yakıtlara örtük destek olarak sunmaktadır. Bu kadar büyük bir kaynağın fosil yakıtlara aktarılmak yerine gerçekten derin yoksulluğu ortadan kaldıracak bir sistem yapılabilirdi. Biz bu kanuna karşıyız. Türkiye'de halkın ihtiyaçlarını gerçekten karşılayacak bir iklim kanunu teklifi hazırlanması için elimizden gelen çabayı sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.
TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, "Türkiye'nin doğasını, toprağını, havasını şirketlere peşkeş çekenler üzerine bahşiş olarak emekçinin canını bırakıyorlar. Yaşadığımız bütün emekçi katliamlarında bunu görüyoruz. Bu Saray rejiminin sahiplerinden bu ülkenin halkının menfaatine olan herhangi bir yasa çıkmaz" dedi.
DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, "Bütün muhalefet olarak bunun gerçek anlamda bir iklim kanunu olmadığını sadece karbon piyasasını oluşturmak üzere kurulmuş bir kanun olduğunu düşünüyoruz. İsmi iklim kanunu olmasına rağmen iklimle ilgisi olmayan bir kanunu görüşüyoruz. Şunu söylemek isteriz; iklimin şu anda bozulmasına sebep olan sonuçlar hiçbir şekilde bu yasada geçmiyor. Fosil yakıtların tüketimi konusunda 2053 yılında sıfır emisyon planının hiçbir şekilde burada karşılığı yok. Avrupa'da buna ilişkin önlem alınmışken Türkiye'de her yerde fosil yakıt tüketiliyor ve teşvik ediliyor. Türkiye, Avrupa'nın ve birçok ülkenin çöplüğü durumuna getirilmek isteniyor" şeklinde konuşurken, Burcugül Çubuk teklifte iklim krizinden en çok etkilenecek kadınlarla ve toplumsal cinsiyetle ilgili hiçbir şey bulunmadığına, kanunda "zaten halktan yana hiçbir şey olmadığı için" bu durumun olağan olduğuna dikkat çekti.
EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ise şöyle konuştu:
"Adına sırf göz boyamak için 'iklim yasası' denilmiş bu yasaya hayır diyoruz. Saray'da öyle bir iktidar var ki uluslararası sermayenin Medusa'sı gibi. Nereye baksa, neye dokunsa sermayeye hizmet için kar ve ranta çeviriyor. Memlekette 'bir derdimiz var' demeye gelmiyor onu ticaretin, rantın konusu haline getiriyor. Dilerim önümüzdeki dönem bu Medusa'nın gözlerini kör edeceğiz."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?




