TCMB’nin sıkılaştırma adımları piyasalarda neleri değiştirdi?

2023’ün Haziran ayında başlayan kapsamlı bir parasal sıkılaşma döneminin ardından, 2025 Mart ayının ilk yarısında ekonomik göstergeler Türkiye ekonomisi için pozitif bir dönemin başladığını ima ediyordu. Ancak ilerleyen dönemde bu tablo önemli ölçüde değişti. Peki TCMB’nin dezenflasyonu sürdürme adına attığı bu sıkılaştırma adımları, ekonomik göstergelerde ne kadar sakinleşme sağlayabildi?
TCMB’nin sıkılaştırma adımları piyasalarda neleri değiştirdi?

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

2023’ün Haziran ayında başlayan kapsamlı bir parasal sıkılaşma döneminin ardından, 2025 Mart ayının ilk yarısında ekonomik göstergeler Türkiye ekonomisi için pozitif bir dönemin başladığını ima ediyordu.

TCMB uzun süreli bir sıkılaşmanın ardından faiz indirimlerine başlamış, politika faizi %42,5’e indirilmiş, swap hariç net rezervler 65,4 milyar dolar seviyesine çıkmış, manşet enflasyon ise %38,1’e kadar gerilemişti. Bu dönemde 2 yıllık tahvil faizleri %37 seviyelerine doğru çekilmiş ve BIST 100 endeksi 10.000 puan düzeyini aşarak 2024’ün yaz aylarından bu yana en yüksek kapanışlarını yapmaya başlamıştı. Ancak ilerleyen dönemde bu tablo önemli ölçüde değişti.

Mart’ın ikinci yarısı

Ayın ikinci yarısından itibaren ibre farklı bir yöne çevrildi. 19 Mart’ta yaşanan gelişmeler ve ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın 2 Nisan’da duyurduğu ağır gümrük vergilerinin ardından, hem Türkiye’den hem de diğer gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarının yaşanmaya başladığı görüldü. 

TCMB tarafından yayımlanan verilere göre yabancı yatırımcılar, 14 Mart haftasından 18 Nisan haftasına kadar hisse senedi tarafında 1,1 milyar dolarlık net çıkış yaparken, DİBS tarafında bu çıkışlar 7,2 milyar doları buldu. Bu süreçte yabancı yatırımcıların DİBS stoku, tahvil fiyatlarındaki gerilemenin de etkisiyle 20,9 milyar dolardan 9,7 milyar dolara kadar geriledi. Aynı dönemde hisse senedi stoku ise 34,5 milyar dolardan 28,1 milyar dolar seviyesine gerileyerek Borsa İstanbul’da yabancı takas oranının %39,28’den %35,64’e inmesine neden oldu. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre bu sırada Borsa İstanbul’da işlem yapan yabancı yatırımcı sayısı da 29 bin 199 ile 2024 Ocak’tan bu yana en düşük seviyeye düştü.

Bu çıkışların diğer makroekonomik göstergelere de önemli etkisi oldu. 18 Mart’tan Nisan sonuna kadar geçen dönemde dolar/TL %5’e yakın artarak 38 seviyesini aştı ve bu sırada TCMB swap hariç net rezervleri 65,4 milyar dolardan 13,8 milyar dolara kadar geriledi. BIST 100 endeksi %13’ün üzerinde düşerek 9.300’ler seviyesine inerken, 2 yıllık tahvil faizi %38,76’dan %49,70 düzeyine kadar yükseldi. Bu sırada bütçeden yapılan faiz harcamaları da yıllık bazda %128,6 artarak 260,7 milyar TL’ye ulaştı.

TCMB bu gelişmeler karşısında dezenflasyonist patikanın bozulmasını engellemek ve yerli yatırımcının da TL dışında farklı araçlara yönelmesini engellemek adına hızlı davrandı. İlk aşamada bir ara toplantı yaparak gecelik faizini %46’ya çıkaran TCMB, bu süreçte repo ihalesi açmayarak piyasayı bu seviyeden fonladı. Ardından Nisan ayında yapılan toplantıda politika faizi %46’ya, gecelik faiz ise %49’a yükseltildi. Aynı dönemde makro ihtiyati önlemlerle de sıkılaşmaya devam eden TCMB, tüzel kişi TL mevduat payı %60’ın altında kalan bankalara dönüşüm hedefleri getirdi. İhracatçıların döviz bozdurma zorunluluğu %35’e çıkarıldı ve döviz mevduatları için tesis edilen zorunlu karşılık oranları artırıldı.

Peki TCMB’nin dezenflasyonu sürdürme adına attığı bu sıkılaştırma adımları, ekonomik göstergelerde ne kadar sakinleşme sağlayabildi?

‘Piyasa görünümü hâlâ zayıf

Konuyla ilgili Aposto’ya konuşan ÜNLÜ & Co Araştırma Bölümü Başkanı Erol Danış, Mart ayında finansal piyasalarda yaşanan dalgalanmaların siyasi gelişmeler ve küresel belirsizlik ortamı nedeniyle derinleştiğini ifade etti.

“Bu gelişmeler, sermaye piyasalarında ciddi bir baskı yaratarak risk algısını artırdı. Oysa Şubat ayı sonlarına doğru Avrupa ve ABD'deki jeopolitik gelişmelerin Türkiye lehine sonuçlar doğurabileceğine dair beklentilerle birlikte piyasa olumlu bir eğilim sergilemiş, Borsa İstanbul güçlü bir ivme yakalayarak boğa piyasasına geçiş sinyalleri vermeye başlamıştı. Ancak 19 Mart sonrası siyasi atmosferdeki kırılganlık, piyasa dinamiklerini tersine çevirdi.

TCMB ve SPK tarafından uygulamaya alınan faiz artışı, açığa satış yasağı, kamu alımları ve çeşitli makro ihtiyati tedbirler gibi önlemler durumu dengelemeye çalışsa da piyasa görünümü hâlâ 19 Mart öncesine kıyasla daha zayıf bir noktadadır. Piyasa göstergelerine bakıldığında, 19 Mart sonrasında BIST 100 endeksi yaklaşık %11 oranında geriledi. Risk primi olarak izlenen CDS, 250 baz puandan 370 seviyesine kadar yükseldikten sonra, son günlerde 291 baz puan civarında işlem görüyor. Benzer şekilde, 10 yıllık tahvil faizleri %28’den %35,3’e kadar yükselmiş, şu sıralarda ise %34 seviyelerinde dengelenmiş durumda. Türk lirası da bu dönemde kur sepeti karşısında yaklaşık %8 oranında değer kaybetti.”

Piyasalarda kısmi sakinleşme

TCMB’nin yaptığı sürpriz faiz artışının ardından piyasalarda kısmi bir sakinleşme gözlendiğine dikkat çeken Danış, hisse senedi ve DİBS tarafında sınırlı girişlerin başladığını söyleyerek, “Ancak buna rağmen, Merkez Bankası verilerine göre yabancı yatırımcılar hisse senedi piyasasında 21 Mart haftasından 9 Mayıs haftasına kadar toplamda 1,2 milyar dolar çıkış yaparken, DİBS tarafında ise yabancı çıkışları nette 8,9 milyar doları buldu” dedi. 

“Mehmet Şimşek’in Haziran 2023’te göreve gelmesinin ardından, DİBS tarafında yabancı yatırımcıların oldukça güçlü bir alıma gittiği görülmüştü. Buna karşılık, hisse senedi piyasasına yönelik yabancı ilgisi çok daha sınırlı kalmıştı. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, son dönemde DİBS tarafında faiz artışına rağmen gözlenen yüksek yabancı satışı, aslında bu yatırımcıların geçmişte bu alanda biriktirdiği yüksek pozisyonlardan kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, satışın büyüklüğü geçmişteki yoğun girişlerin bir sonucudur diye düşünüyoruz. 19 Mart’tan itibaren yaşanan çıkışlara rağmen Haziran 2023’ten bu yana DİBS piyasasına net 13,3 milyar dolar yabancı girişi gerçekleşirken, aynı dönemde hisse senedi piyasasındaki net giriş sadece 59 milyon dolar ile sınırlı kalmıştır.”

Son dönemde yaşanan sorunların temelinde siyasi gelişmelerin yer aldığını, bu durumun ekonomi yönetiminden kaynaklanmadığını değerlendiren Danış, “Bu nedenle, mevcut koşullarda ekonomi yönetiminin piyasaların normalleşmesine yönelik atacağı adımların etkisi sınırlı kalabilir. Bununla birlikte, para politikasının ötesinde; özellikle bütçenin harcama tarafında atılabilecek adımlar ya da uzun süredir gündemde olan yapısal reformların hayata geçirilmesi, piyasalarda güven ortamının yeniden tesisi açısından kısmen de olsa olumlu katkı sağlayabilir” açıklamasında bulundu. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emircan Yaman

Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE

HİKAYE

Girişi kolay, çıkışı zor: Verim eğrisi kontrolü daha önce nasıl uygulandı, nasıl sonuçlandı?

Verim eğrisi kontrolü (YCC), merkez bankalarına belirli vadelerde faizi doğrudan sabitleme gücü veriyor ancak bu güç, taahhüt sorgulanmaya başladığında hızla bir tuzağa dönüşebiliyor. ABD’den Japonya’ya, İngiltere’den Avustralya’ya uzanan örnekler YCC’nin asıl sınavının girişte değil çıkışta verildiğini, başarının ise büyük ölçüde zamanlama, kademelilik ve iletişime bağlı olduğunu gösteriyor.

Eren Kuru

·

28 Ağu 2026

Girişi kolay, çıkışı zor: Verim eğrisi kontrolü daha önce nasıl uygulandı, nasıl sonuçlandı?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Tek karar, üç yorum: Merkez Bankası iletişiminde sorun mu var?

TCMB’nin haftalık repo ihalelerine beklenenden erken dönmesi teknik olarak bir normalleşme adımıydı ancak piyasa aynı karardan Eylül’de faiz indirimi, Ekim’e kadar bekleme ve erken gevşeme olmak üzere üç farklı sonuç çıkardı. Merkez bankacılığında iletişim doğrudan bir politika aracıysa belki de asıl soru kararın kendisinden çok piyasanın neden TCMB’nin hangi gelişmeye nasıl karşılık vereceğini hâlâ ortak bir çerçeveden okuyamadığıdır.

Tek karar, üç yorum: Merkez Bankası iletişiminde sorun mu var?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Enflasyonun ötesindeki soru: Gelirimiz temel ihtiyaçları karşılamaya yetiyor mu?

Gelirlerin fiyatlara yetişemediği bir yerde enflasyon verisinin gündelik hayattaki yansıması bir karşılanabilirlik sorununa dönüşüyor. Enerjiden gübreye, tarladan rafa uzanan maliyet zinciri gıdanın hane bütçesindeki yükünü artırırken TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de fertlerin %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir yemeğin masrafını karşılayamıyor. Yani mesele aslında "karşılanabilirlik".

Hakan Bektaş

·

26 Ağu 2026

Enflasyonun ötesindeki soru: Gelirimiz temel ihtiyaçları karşılamaya yetiyor mu?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Kemer sıkmanın bedeli: Milei’nin elektrikli testeresi Arjantin’i nereye götürüyor?

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin kamuda radikal kesintilerin ve kemer sıkma politikalarının simgesi olarak siyasi şovlarında kullandığı “motosierra” (elektrikli testere) politikaları halktan giderek daha çok tepki çekiyor. Şirket iflasları artarken enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın borç yükü rekor seviyeye ulaşıyor. Vatandaşlar gıda, ilaç ve temel giderler için kredi çekmek zorunda kalıyor. Hükümet ise borçlanmayı "özel bir mesele" olarak nitelendirerek yapısal reformları savunmaya devam ediyor.

Pelin Cengiz

·

25 Ağu 2026

Kemer sıkmanın bedeli: Milei’nin elektrikli testeresi Arjantin’i nereye götürüyor?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Borç döngüsü: ABD’nin giderek büyüyen borcunu kim finanse edecek?

Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio’ya göre asıl risk ABD’nin ne kadar borçlandığı değil, giderek büyüyen tahvil arzını yatırımcıların hangi faiz seviyesinden taşımaya razı olacağı. Sıfıra yakın faizlerle kamu borcunun maliyetinin görünmezleştiği dönem kapanırken piyasa artık yalnızca enflasyonu ve merkez bankalarını değil, devletlerin bilançolarını da fiyatlamaya hazırlanıyor.

Eralp Ersoy

·

25 Ağu 2026

Borç döngüsü: ABD’nin giderek büyüyen borcunu kim finanse edecek?