🎫 The Prodigy yıllar sonra İstanbul'da

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Big beat, breakbeat ve tekno gibi janrları yeraltının raver dans kültürüyle bir araya getiren efsanevi grup The Prodigy, 2013 yılında gelmeyeyazdığı İstanbul'u yeniden rotasına koydu.
1990 yılında Liam Howlett, Keith Flint ve Sharky'yle bir üçlü olarak kurulan gruba 1991 yılında Maxim bir MC olarak katılmış; Sharky'nin aynı yıl içinde verdiği ayrılık kararıyla The Prodigy'nin çekirdek kadrosu son şeklini almıştı. En verimli ve üretken oldukları 1990'lı yılların sonuna değin Experience (1992), Music for the Jilted Generation (1994) ve The Fat of the Land (1997) albümlerini yayımlayan grup, onları evrensel bir fenemone dönüştüren ve aralarında Firestarter'ın da olduğu birçok klasik şarkılarını o dönemde çıkarmıştı.

The Prodigy'in ilk İstanbul konserinin bir posteri
Türkiye'ye ise ilk defa ünlerinin zirvesinde oldukları 17 Nisan 1997 yılında, ardından 3 Ekim 2004'te ve son olarak 2009 yılında rock 'n' coke festivaliyle gelen The Prodigy, 29 Haziran 2013'te vermeyi planladıkları İstanbul konserlerini iptal etmişti.
Geçen zamanda grubun punk yüzü olan, âdeta Sex Pistols'ün Johnny Rotten'ının dans pistindeki bir versiyonu gibi görünen dansçı ve vokalist Keith Flint'in 2019 yılındaki intiharı, son albümleri No Tourist'ten (2018) sonra The Prodigy'nin geleceğini belirsiz bir duruma sokmuştu. Flint'in ölümünden sonra ve COVID-19 pandemisinin etkisiyle konserlerine ara veren grup, en son 2019 yılında çıktıkları sahnelerine 2022 yılında, The Fat of the Land'in 25. yıl dönümü vesilesiyle yeniden çıkmıştı.
Artık Liam Howlett ve Maxim'den oluşan bir ikili olan The Prodigy, canlı müziğe geri dönüşlerinden bir yıl sonra direksiyonu İstanbul'a kıracak. Grubun yeni İstanbul konseri 23 Temmuz akşamı KüçükÇiftlik Park'ta gerçekleşecek. Etkinliğin biletleri de 15 Mayıs saat 12.00'den itibaren Mobilet üzerinden satışa çıkacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Paris’te düzenlenen Rock En Seine festivalinin son gününde The Cure, 40 binden fazla kişiye 3 saate yakın süren bir performans sundu. 67 yaşındaki Robert Smith’in sesi, geçen yıllara rağmen daha da güçlü ve bir o kadar kırılgan. Karanlığın, yalnızlığın ve umudun şarkılarını birlikte söyleyen binlerce kişiyle birlikte yazı The Cure’un müziğiyle uğurluyoruz.

Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.



