The Room Next Door: Ölüme dair ama hayat dolu

Pedro Almodóvar’ın "The Room Next Door" filmi, ünlü yönetmeni iki yıldız oyuncuyla, Julianne Moore ve Tilda Swinton’la buluşturuyor.
The Room Next Door: Ölüme dair ama hayat dolu

15 Kasım - Odeabank - Duende
Odea ile birlikte

Halka mâl olmuş sanatçılar da halka arz olmuş şirketler de Odea Radyo’da Müzik ve yatırım dünyasını buluşturan Odea Radyo , bu buluşmanın ortak noktalarına dikkat çeken esprili tanıtım kampanyası ile de dikkatleri üzerine çekiyor. Swift denilince aklınıza popüler pop şarkıcısı değil döviz mi geliyor? Halka mal olmuş sanatçılar kadar halka arz olmuş şirketleri de mi merak ediyorsunuz? O zaman sizi müzik ve yatırım ekseninde şekillenen özel bir radyoya, Odea Radyo’ya davet ediyoruz. Odea Radyo’da, uzman ekonomistler tarafından hazırlanan eğitici ve keyifli programlarla tanışarak yatırıma dair bilginizi artırırken, aynı zamanda günün koşturmacasından uzaklaşarak müziğin keyfine de varmak isterseniz günün dilediğiniz zamanında Odea Radyo ’ya kulak verebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Film: The Room Next Door
Yönetmen: Pedro Almodóvar
Süre: 107 dakika
Yapım yılı: 2024 

Almodóvar’ın kadınları kırmızılar giyer, Almodóvar’ın mutfaklarından domatesler eksik olmaz; Almodóvar’ın arabaları, telefonları, perdeleri kırmızıdır. Pedro Almodóvar, kırmızıların yönetmenidir. Renk paletinin en canlı renklerini, ama en çok da kırmızıyı kullanmayı imzasına dönüştürdüğü için değil sadece; filmlerindeki tutku, şehvet ve aşk duyguları da bunu desteklediği için.

İspanyolca sinemaya birden çok başyapıt kazandırmış Oscar ödüllü yönetmenin Hollywood’un aklını çelmesine izin vermeden yıllarca beklemiş olması takdir edilesi. Julianne Moore ve Tilda Swinton’ı buluşturan, ilk gösteriminin yapıldığı Venedik Film Festivali’nden prestijli Altın Aslan ödülü ile ayrılan ve yönetmenin 40 yıla yaklaşan sinema kariyeri boyunca çektiği ilk İngilizce film olan The Room Next Door da tam bir Almodóvar filmi. 

İki eski dostun, savaş muhabiri ve gazeteci Martha ile yazar Ingrid’in, yıllarca aranın ardından Martha’nın ölümcül hastalığı nedeniyle yeniden biraraya gelişini anlatan bu film, ölümün tüm karanlığını üzerinde taşıyan konusuna rağmen Almodóvar’ın renklerini üzerine giymekten çekinmiyor. Martha ölüme hazır olduğunu ve tedavisini durdurma ve zamanı geldiğinde kendi yaşamına son verme kararını gizlice paylaştığı Ingrid’den son günlerinde “yandaki odada” olmasını rica ediyor. Ortaya ölüme dair izlediğim en renkli, ölüme dair yapılmış en hayat dolu filmlerden biri çıkıyor. 

The Room Next Door | Kaynak: IMDb

12 yıl önce, New York’u yetişkin biri olarak ilk kez ziyaret edişimde çocukken beni bambaşka açılardan büyüleyen o şehri farklı gözlerle görmüştüm. Kültürel çeşitlilik, kozmopolitlik, özgürlük hissi ve sanat ayrılmış (kapitalizm izin verdiğince) sonsuz bir alan... Şansıma, henüz yeni binasına taşınmamış Whitney Museum of American Art’ta en sevdiğim sanatçılardan birinin sergisi vardı: Edward Hopper

Hopper’ın beni en çok etkileyen yanı, görünmeyen bir kaynaktan gelen ışığı (güneş ışığı ya da yapay ışık) ve izole insanlar üzerindeki psikolojik etkisini tasvir etmekteki başarısıydı—hâlâ da öyle. Birçokları gibi benim de favori Hopper eserlerim Nighthawks (1942) ve Morning Sun (1952) olsa da sergide gördüğüm çizimler beni bir diğer eseri incelemeye, araştırmaya itmişti: People in the Sun (1960). Zıtlıklarla dolu bir eserdi bu. Şık ve kalın giysileriyle güneşlenen insanlar, uçsuz bucaksız ekin tarlalarının ardındaki simsiyah sıradağlar, soluk ve mat renklerin arasında parlayan parlak zıt renkler—kırmızı ve yeşil. 

People in the Sun (1960), Edward Hopper | Kaynak: Smithsonian American Art Museum

People in the Sun, hatta genel olarak Edward Hopper’ın resimleri, The Room Next Door ile de yakından ilişkili. Martha ve Ingrid’in ölümle sonuçlanacağını bildikleri, izole tatilleri için seçtikleri orman içindeki evin terasındaki şezlonglarda her sabah uzanan Martha, People in the Sun’daki insanları hatırlatıyor. Güneşin, umudun ve hayatın kendisini görmesek de son günlerini yaşayan Martha’nın üzerine yansıyışlarını ve üzerindeki etkilerini görebiliyoruz. Hopper’ın sıklıkla birarada kullandığı zıt renkler, kırmızı ve yeşil, bu filmde de çokça biraraya geliyor. (Yanlarına parlak mavileri, sarıları da almayı ihmal etmiyorlar.) Ölümün ve yaşamın, ölümü kabullenmiş Martha ve ölümden korkan Ingrid’in, yerinde tanıklık eden ve yerinde kalıp yazanın zıtlıkları her şeye rağmen, her karede yan yana geliyorlar. 

Christina’s World (1948), Andrew Wyeth | Kaynak: MoMA

Almodóvar, Edward Hopper ile kalmayıp Amerikan sanatına (görsel sanatlar, fotoğraf, mimari ve sinema) farklı referanslar vermeyi de ihmal etmiyor. Bunlar arasında biri ise özellikle dikkat çekici: Almodóvar sinemasının bir diğer vazgeçilmezi olan geriye dönüş tekniği The Room Next Door’da yalnızca bir kez kullanılırken, bu sahnenin görselliği, sahnenin sadece Andrew Wyeth’in Christina’s World eserine referans verebilmek adına çekildiği izlenimi yaratıyor. Görsel olarak büyüleyici ve oldukça dramatik bu sahnenin filmin büyüsünü bozduğunu, filmin tonuna uymadığını ve filme dahil sevmediğim tek şey olduğunu söylemeliyim. 

Yaşam ya da ölüm en ince ayrıntısına kadar planlasa bile hayatın sürprizlerle dolu olduğunu da hatırlatan bir film The Next Door. Filmde Ingrid’e son günlerini kendi evinde ya da sevdiği herhangi bir yerde geçirmek istemediğini söyleyen Martha; çok sevdiğimiz bir yere geri dönmenin her zaman kötü bir fikir olduğunu, bunun eski, güzel anıları yok edeceğini ifade ediyor. Oysaki ironik bir şekilde Martha’nın son günlerini geçirmek için seçtiği kişi, yıllar sonra geri döndüğü arkadaşının, Ingrid’in ta kendisi oluyor. Hep “yandaki odada” olmasını istediği Ingrid’i alt katında buluyor. Ölümünün nasıl olacağını defalarca düşünmüş olmasına rağmen Ingrid’i de, bizi de, hatta belki kendini de şaşırtıyor. 

The Room Next Door | Kaynak: İKSV

Tilda Swinton ve Julianne Moore’un Martha ve Ingrid rollerinde, muhteşem bir uyumla oynarken, iki karakterin zıtlıklarını ve zıtlıklarına rağmen kurduğu bağı da çok iyi kavradıklarını belli ediyorlar. Muazzam prodüksiyon tasarımı ve kostüm tasarımları Almodóvar’ın renklerine ayak uydururken, yönetmenin uzun süreli işbirlikçisi Alberto Iglesias da hem filmin melodramatik yapısını destekliyor hem de filmi izledikten günler sonra bile izleyicinin zihninde kalacak melodilere imza atıyor. Kısacası Almodóvar, İngilizce çektiği bu ilk uzun metrajlı filminde kendinden ve renklerinden ödün vermeden okyanusun karşısına geçilebileceğini de, ölüme dair bir filmin umutsuz ve karanlık olması gerekmediğini de kanıtlıyor. 

Nerede izleyebilirsin? The Room Next Door, 1 Kasım’dan beri gösterimde.

Benzer işler:

  • Persona (1966, Ingmar Bergman)
  • Silent Heart / Stille hjerte (2014, Bille August)
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🍎 The Room Next Door, Ankara Film Festivali

Pedro Almodóvar’ın son filmi “The Room Next Door”, Ankara Film Festivali’nden notlar...

15 Kas 2024

Odea ile birlikte
The Room Next Door | Kaynak: IMDb

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

Aslı Perker

·

11 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende

HİKAYE

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.

Emre Eminoğlu

·

11 Eyl 2026

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?
DuendeDuende

HİKAYE

Yıldız Tozu | Tutkuların, zamansız rastlantıların ve saplantıların ustası: Pedro Almodóvar

Yıldız Tozu'nda bu haftaki konuğumuz tutkunun, hüznün, kırılganlığın cesur ve sıcak dili; İspanyol yönetmen Pedro Almodóvar. Yeni bir Almodóvar filmine giderken sizi neyin beklediğini hiçbir zaman tam olarak bilemezsiniz. Büyük bir filmle de karşılaşabilirsiniz, küçük bir hayal kırıklığıyla da…

Mehmet Sindel

·

11 Eyl 2026

Yıldız Tozu | Tutkuların, zamansız rastlantıların ve saplantıların ustası: Pedro Almodóvar
DuendeDuende

HİKAYE

Paweł Pawlikowski: 'Ben 20. yüzyıldan kalma bir sürgünüm'

Cannes’da prömiyerini yapan "Fatherland" ile ikinci En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan Paweł Pawlikowski'yle Thomas Mann’dan savaş sonrası Avrupa’ya, minimalizmden müziğe, entelektüellerin toplumdaki rolünden kendisinin bugünkü dünyada hissettiği yabancılığa uzanan bir sohbete daldık.

Müge Turan

·

10 Eyl 2026

Paweł Pawlikowski: 'Ben 20. yüzyıldan kalma bir sürgünüm'
DuendeDuende

HİKAYE

MUBI Fest'te neler izledik?

İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

07 Eyl 2026

MUBI Fest'te neler izledik?