Tiyatroların güç birliği: Yeşim Özsoy'la Tiyatro Kooperatifi üzerine

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
2018 yılında özel tiyatroların ekonomik, sosyal, hukuki açılardan güçlenmesi ve sürdürülebilir hâle gelmesi için kurulan Tiyatro Kooperatifi’nin Yönetim Kurulu Başkanı, GalataPerform’un kurucusu Yeşim Özsoy’la 27 Mart Tiyatro Günü için özel tiyatroların durumunu, kooperatifin projelerini, hükümetin tiyatroya dair politikalarını konuştuk.
Özel tiyatroların bir dayanışma içinde olması çok kıymetli. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Neden böyle bir oluşuma ihtiyaç duydunuz?
Tiyatro ve sahne sanatları alanında örgütlenme fikri dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hep olmuştur aslında. Daha önce de Bağımsız Tiyatrolar Birliği, Alternatif Sahneler, Çağdaş Gösteri Sanatları Girişimi, Disiplinlerarası Genç Sanatçılar Derneği gibi oluşumlar kurulmuştu. Buna rağmen şehir, devlet ve belediye tiyatroları dışında kalan sahneli ve sahnesiz özel tiyatroların varlığını sürdürebilmesi Türkiye'de her zaman sorunaların yaşandığı bir alan oldu. Bu sorunları çözebilmek için tiyatroların biraraya gelmesi, güç oluşturması, ortak sorunlara ortak çözümler araması kaçınılmazdı. Tiyatro Kooperatifi bu ihtiyaca cevap veren bir yapı oldu. 2018’de 15 tiyatronun inisiyatifiyle başlayıp şu an için sadece İstanbul’da 74 tiyatroyu kapsayan bir yapı oluşturdu.
Üyelik süreci nasıl işliyor? Üyelik aidatı veya herhangi bir şartı var mıdır üye olmanın?
Üye değil ortak oluyoruz kooperatifte. Tüzel kimliğe sahip her tiyatro ortak olabilir. Bir giriş ücretinin yanı sıra düzenli aylık aidat zorunluluğumuz var. Kooperatifin ayakta kalması çok önemli. Bu anlamda aidatlar temel masraflarımızı karşılayamıyor ama yine de önemli bir süreklilik ve temel oluşturuyor. Pandemi sırasında Anadolu’da bizim dışımızda 6 farklı bölgede de Tiyatro Kooperatifleri kuruldu, onlarla 120 civarında özel tiyatro bu yolla temsiliyet kazandı.
Tiyatro Kooperatifi neler yapıyor? 6. yılı geride bırakırken nasıl projelere imza attınız? Gelecek için planlarınız arasında neler var?
Tiyatro Kooperatifi olarak başta ortaklarımız olmak üzere Türkiye çapındaki tüm özel tiyatrolar için çalışıyoruz. Şehir, devlet ve belediye tiyatroları dışında kalan tüm tiyatroları kapsayan alanımızın ekonomik, sosyal ve akademik olarak iyileşmesi için çaba gösteriyoruz. Bugüne kadar yaptığımız çalışmalarla özel tiyatrolar için başta yasal statü değişikliği yani mevzuat yoluyla sistem değişikliği olmak üzere devlet ve yerel yönetim desteklerinin artırılması, tiyatrolarımızın kendi ayakları üstünde durması için gerekli tedbirlerin alınması dahil pek çok konuda çalışıyoruz. Bu kırılgan yapının kriz dönemlerinde çözümler aramak, projeler geliştirmek de temel meselelerimiz arasında yer alıyor.

“Kumbara Sende” diye bir destek programınız dikkatimi çekti. Bize bunu anlatır mısınız? Özel tiyatroların en çok nelere ihtiyacı var?
Tiyatroların durumunun iyileşmesi için çözüm arayışında muhatap olduğumuz üç temel alan var: Devlet, yerel yönetimler yani belediyeler ve özel sektör. "Kumbara Sende" özel sektöre yaptığımız bir çağrı. Bir sosyal kooperatif olarak bağış alma kapasitemizi ortağımız olan tiyatrolar yararına kullanma hedefiyle Anadolu Efes’in öncülüğünde başlattığımız projeye herkes katkıda bulunabilir. Şirket ve kişilerin yaptığı bağışları ortağımız olan; kira, fatura, turne masrafı gibi acil ihtiyacı olan ve bunu bize belirten tiyatrolarımıza yönlendiriyoruz. Bu yolla hem şirketlere sosyal sorumluluk anlamında kültür sanata katkı yapmaları için bir fırsat yaratıyoruz hem de tiyatrolarımıza katkıda bulunuyoruz. Proje henüz yeni başladı.
2022 yılında "Londra’da tiyatro seyircilerinin sayısı Türkiye’dekinin 3 katı" diye bir haber çıktı. Sizce insanlar tiyatroya neden gitmiyor/gidemiyor?
Evet, bu bizim sosyal medyamızda paylaştığımız bir veriydi. Bunun bence pek çok sebebi var. Birincisi bir toplum olarak tiyatro, opera, bale gibi sahne sanatlarıyla olan kültürel kimlik bağımız zayıf. İkincisi bir devlet politikası olarak kültürel politikalar tiyatronun parlamasını, yaygınlaşmasını önceliklendirmiyor. Üçüncü sebep ekonomik kriz, insanların alım gücü ve tercihleri tabii.
Salon kiraları, dekor nakliyeleri, teknik ekibin yevmiyeleri, oyuncu kaşeleri ve vergi derken ortaya ciddi bir maliyet çıkıyor. Buna karşılık tiyatronun tek gelir kaynağı satılan biletler oluyor. Tiyatro bilet fiyatlarını konuşalım. 200-250 liradan başlayan prodüksiyonun büyüklüğüne göre de artan bir fiyatlandırma göze çarpıyor. Ne düşünüyorsunuz bilet fiyatları hakkında? Bu harcamalar için nasıl bir çözüm üretilmeli?
Bilete bağımlılık bir nevi esaret. Bunun değişmesi için sistemin, mevzuatın değişmesi şart. "Özel tiyatro" olarak tabir ettiğimiz yapıyı "özel" diyerek devlet ve belediye tiyatrolarından yani kamu tiyatrolarından ayırmak yerine ticari olan eğlence sektörüne yurt dışı tabiriyle “show business” olan tiyatroyla sanat ve kamu yararına hizmet eden sahne ve tiyatroları kategori olarak ayırmak ve koruma altına almak şart. Almanya’da bir tiyatro hem eyalet hem şehir bütçesinden milyonlarca euro alarak ayakta kalabiliyor. Gişe geliri bu tip tiyatroların bütçesinde sadece yüzde 5’lik bir yer tutar. Müzikallerin, büyük prodüksiyonların bilet fiyatlandırması maliyet ve kâr hesabı üzerinden ilerler ve doğal olarak yüksektir.
Ama buradaki temel problem ezilen orta ve küçük ölçekli tiyatrolar. Yani devletten ve yerel yönetimlerden veyahut fon ya da sponsorlardan bütçe bulamayıp biletle ayakta kalmaya çalışan, bunu satış ve ticareti önceliğine almadan yapan grup. Normal şartlarda seyircisini düşünmese biletini çok daha yüksek yapması gerekirken düşük tutmaya çalışıp yine de yaranamayan, büyük prodüksiyonların hortumlamasıyla ve kamu tiyatrolarının haksız rekabetiyle zarar gören tiyatrolar.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın özel tiyatroların bazı oyunlarına maddi destek sağladığını görüyorum. Sizin bir de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle ara ara tiyatroların durumu hakkında görüştüğünüze denk geldim. İdarecilerin özel tiyatrolara bakışı nasıl?
Kültür ve Turizm Bakanlığı her sene proje bazlı destek yapar tiyatrolara. Yani o sene yapmak istediğiniz oyunun bütçesiyle başvurursunuz genel desteklerde olduğu gibi bütçenizin bir bölümünü karşılar; bu genelde yüzde 20-30 civarında seyreder. Genel olarak bürokraside kültür yöneticiliği vizyon eksikliği ve ölçeklendirme problemi, sistemsel sorunlar; vergi ve mevzuatla ilgili sorunların yanı sıra desteklerin azlığıyla da tiyatrolarımızın devamlılığını zedelerken bizim dünya çapında bir “Türkiye Tiyatrosu” çıkarmamızı engelliyor.
Tabii sansür ve sanatın, sanatçının üzerindeki diğer baskılara daha gelmedim. Açıkça söylemem gerekirse pandemiden beri yerel yönetimlerle özellikle İBB ile çok net bir iletişimimiz oldu. Bu iletişim proje ve iyileştirmelere de sebep olabildi her ne kadar daha yol varsa da. Bakanlıkla da bir iletişim zemini yaratılabildi. Sanırım şimdiye kadar tiyatroları en fazla dinleyen Bakanlık oldular. Ama önerilerimizden elde ettiğimiz kazançlar çok kısıtlı oldu. Ve en önemlisi hâlâ sistem mevzuat değişmedi.
Son olarak bu röportaj 27 Mart Tiyatro Günü’nde yayımlanacak. Tiyatro Günü için bir mesaj vermenizi istesem ne söylersiniz?
Tiyatro sanatı özel değil bir haktır. Su gibi, yemek ve barınma ihtiyacımız gibi tiyatronun ve sanatın temel ihtiyaçlarımız arasında olması dileğiyle...
Editörün notu: Tiyatro Kooperatif’ine bağış yapmak için https://tiyatrokooperatifi.org/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
YAZARLAR

Emrah Akbaş
Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...




