Tragedyaların kıyıda kalmış karakterleri: Haberci

Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü'nü alan ekiple yeni oyunları "Haberci"yi konuştuk. Yönetmen Güray Dinçol, yazar Pınar Akkuzu ve oyuncular Adem Mülazim, Çağdaş Ekin Şişman, İbrahim Can Sayan anlatıyor.
Tragedyaların kıyıda kalmış karakterleri: Haberci

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 28'incisi düzenlenen İstanbul Tiyatro Festivali 22 Ekim’de başladı. 14 yerli oyunun bulunduğu festivalde bir süredir oyun koymasını merakla beklediğim Fiziksel Tiyatro Araştırmaları oyunu Haberci de var. Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü alan ekiple yeni oyunlarını konuştuk.

Yönetmen Güray Dinçol, yazar Pınar Akkuzu ve oyuncular Adem Mülazim, Çağdaş Ekin Şişman, İbrahim Can Sayan anlatıyor.

Fiziksel Tiyatro Araştırmaları sahneledikleri oyunlarla seyircinin beğenisini kazanan bir topluluk. Oyun sahneleme biçimlerindeki farklılığıyla da başarılı. Haberci’de nasıl bir anlatım var ve neler bekliyor bizi?

Güray Dinçol: Haberci, Şatonun Altında ve Kalabalık Duası oyunlarımızda olduğu gibi bedeni, hareketi ve teatral olanı öne çıkarıyor. Oyunlarımızda anlatı, teatrallik ve oyuncu performansı farklı fiziksel tiyatro türlerine ve farklı sahne disiplinlerine alan açarak kendi özgün anlatım dilini arıyor. Oyuncu performansları ve ses, ışık, video gibi farklı sanat birimlerinin de fiziksel etkileriyle seyircisine alan açan, izlediği oyunun hep bir tiyatro eseri olduğu, seyircisine teatral bir deneyim içinde olduklarını, bunun bir oyun olduğu bilgisini sürekli sıcak tutan bir bakışımız var. Haberci de bu bakışla sahneye taşındı. İki çok farklı yapıyı -clown ve tragedyaları- aynı potada eritebileceğimiz oyuna has bir oyunculuk ve sahneleme biçimi araştırdık. Merkezinde bedenin olduğu bu anlatım, sahnede her bir anın fizikselleştiği, beden bulduğu ve trajik düzleme, komik-parodik ve oyunsu bir bakışın nasıl etki edeceğini merak eden bir sahneleme dilimiz var Haberci’de.

Pınar Akkuzu: Aslında diğer oyunlarımızda araştırmasına giriştiğimiz, sahne üzerinde inşa etmeye çalıştığımız benzer dinamikler bu oyunun da temelini oluşturdu. Yine fiziksel tiyatroya dair farklı biçimlerin bir araya geldiği, sahne üzerinde oyunsu olanın peşinden gidildiği ve teatral olanın rehberliğinde seyirci deneyimini önceleyen bir anlatım biçimi var etmeye çalıştık.

Birçok oyun hakkında fiziksel tiyatro olup olmadığı tartışmaları sürüyor. "Fiziksel tiyatro" ne demek? Bunu sizden duymak önemli. Bununla beraber clown alanında çalışmalarınız da var bunlardan bahseder misiniz?

G.D.: En basit tanımıyla fiziksel tiyatro beden ve hareket odaklı, sahnede söz kadar devinimin de öne çıktığı bir biçim diyebiliriz. Bunun için clown disiplini bize büyük bir alan açıyor. Seyircisi için sürekli oyun üreten basit, naif, kırılgan ve aptal diyebileceğimiz bir sahne kişisi clown. Clownu ve clownesk bakışı neredeyse tüm oyunlarımda kullanıyorum. Çünkü seyirciyle doğrudan ve çok güçlü bir bağı var clown sanatının. Oyunu psikolojik bir yerden ziyade sahnede, seyircisinin önünde şimdi ve burada, tüm oyunsuluğuyla, saf bir merak ve çabayla kuran clown, teatral olanın benim için en güçlü biçimlerinden. Hem hayata hem sanata bakışımda ötekiliği, norm dışı olanı anlatıyor olmak, kahramanların dünyasına kıyıda kalanların, düşenlerin, pek de ciddiye alınmayanların, soytarıların, düşmüşlerin ve en önemlisi bununla barışık olanların gözünden bakmak hem çok ilgi çekici hem de çok politik geliyor bana.

P.A.: En temel tanımıyla fiziksel tiyatro niyet edilen duygu, düşünce, mekan ve zaman anlatısının sahnede beden ve hareket aracılığıyla aktarılması diyebilirim. Oyuncuların içinde bulundukları ana dair aktarmak gayretinde oldukları şeylerin, kendi bedenleri üzerindeki etki ve tepkilerini seyirciye göstererek anlatıyor olmaları ya da. Bu yüzden oyuncuların psikolojik olarak ne hissettikleri ya da içinde bulundukları durumların oyuncularda ne yarattığı değil, kendi bedenlerinde nasıl görünür kıldıkları önemli.

Tragedyaların kıyıda kalmış karakterlerinin başrolü üstlendiği Haberci ne anlatıyor?

G.D.: Sofokles’in üçlemesini merkeze alan oyun, hatalarının bedelini hem kendisine hem topluma ödeten kahramanların karşısına zoraki tanıklıklarını aktaran habercileri koyuyor ve onları içinde bulundukları durumu sorgulayan, kendi kişisel tarihlerini arayan komik anlatıcılara dönüştürüyor. Haberci, Sofokles’in Kral Oidipus, Oidipus Kolonos’ta ve Antigone üçlemesinden hareketle, antik çağda yüzlerce savaşa ve trajediye tanık olmuş Thebai Devleti’nin tarihini tragedyaların isimsiz karakterleri habercilerin perspektifinden yeniden şekillendiriyor. Tragedyalarda krallarla halk, tanrılarla insanlar arasında haber taşıyan, köprü görevi üstlenen haberciler savaşlara, cinayetlere, ölümlere, doğal felaketlere zoraki olarak tanıklık edenlerdir. Kendilerine verilmiş rol kadar sahne alır, tanımlanan alan kadar var olur ve sonrasında kaybolurlar. Kim olduklarını, hayattaki varoluşlarını hiçbir zaman bilemeyiz. Bu oyunda haberciler artık sadece bilgi aktaran pasif ve iletken kaynaklar olmaktan çıkıp sahip oldukları naif kudretle bulundukları anı adım adım sorgulayan anlatıcılara dönüşüyorlar.

P.A.: Haberci aslında tragedyalarda varlıklarına hep tanık olduğumuz ama hiçbir zaman tragedyadaki destansı kahramanlar kadar ayrıntılı bilmediğimiz haber taşıyıcıların, Sofokles’in üçlemesini odak noktasına alarak oluşturulan Thebai tarihi içerisindeki yolculuklarını ele alıyor. Şimdiye kadar tragedyaların bir anlamda araçsallaştırdığı bu haberciler, tam tersini yaparak yani bu defa anlattıkları tarihi ve verdikleri haberleri araçsallaştırarak içinde bulundukları yapıyı sorgulamaya girişiyorlar. Bu sorgulama da onları kendileri için yazılmış olandan nasıl özgürleşebileceklerinin yollarını aramaya itiyor.

Fiziksel Tiyatro Araştırmaları metin seçerken nelere dikkat eder? Nasıl bir yol izler? Haberci oyunun çıkış yolcuğunu dinlemek isterim?

G.D.: Her metnin ayrı bir yolculuğu oldu aslında. Temelde baktığımız, metnin bize denemeci, farklı disiplinleri yan yana araştırabileceğimiz oyunsu bir zemin sağlaması ve bizi heyecanlandırması. Haberci, beş yıl öncesine dayanan bir proje. Antik Yunan tragedyalarına clownesk ve komik bir bakış nasıl getirebiliriz ve bugünden bu kadim metinlere bakarken fiziksel tiyatronun ve özellikle clownun bize açtığı alanı tragedyalarla buluşturarak nasıl bu büyük metinlere kendi biricik bakışımızı getirebiliriz sorusunun cevabını aradık. Uzun bir düşünsel süreç, okuma ve araştırmadan sonra ekibimize Aslı Ekici’nin yazar olarak katılmasından sonra ortak üretim tiyatrosu (devised) modelini aldık ve yaptığımız bir araştırma atölyesiyle oyuncuları seçerek metni yazı-reji ve oyuncu ekibi birlikte inşa etmeye başladık. Pınar Akkuzu ve Aslı Ekici tarafından oyuncularla yaptığımız sahne araştırmaları, dramaturjik çalışmalar, sanat grubumuzun oyuna getirdiği bakış, seyirciye açık provalar, akademisyen, yazar ve tiyatrocu dostlarımızdan gelen geri bildirimlerle metni defalarca yeniden inşa ettik ve bugünkü sahne metnine ulaştık. Metin bizim için organik, sürekli devinen canlı bir yapı. Oyunun ihtiyacına göre şekil alan, değişen, dönüşen ve muhtemelen seyirciyle buluştuktan sonra dönüşmeye devam edecek bir canlılık peşindeyiz. Bu yüzden son temsiline kadar araştırmaya, oynarken dönüştürmeye devam edeceğiz.

P.A.: Fiziksel Tiyatro Araştırmaları şu ana kadar seçtiği metinlerde bir yandan bir diğeriyle benzer ama bir yandan da kendine has bir bağlamda ilerledi. Metinlerdeki ortaklıktan bahsedecek olursak, her birinin de yaratım ve yazım süreçlerinin uzun süren araştırmalarla oluşturulup, sahne üzerinde defalarca performe edilerek inşa edilmesi diyebilirim. Ve en temelinde aslında başat anlatı ya da kavramlara öteki olanın gözünden, bedeninden ve dilinden bakmayı hedeflemesi. Haberci projesi özelinde konuşacak olursam, bu proje aslında neredeyse yedi yıl önce tohumlarını attı bizim için. Şatonun Altında çıktıktan sonraki yıllarda sadece Antigone habercileri özelinde başlayan ancak son hâline bir türlü varamayan düşünsel ve araştırma süreci uzun bir demlenmeden sonra şu an şekillendi ve varlığına kavuştu.

Söz konusu fiziksel tiyatro olunca prova süreci de farklı işlemiştir. Nasıl bir prova süreci geçirdiniz?

G.D.: Provalarımızı üç aylık bir sürece yaydık. İki kamp yaptık ve bu kamplarda hem masa başı hem de yoğun fiziksel çalışmalar yürüttük. Provalar uzun doğaçlamalar, atölye çalışmaları, yazım egzersizleriyle geniş bir araştırma alanı sundu bize. Oyuncuların kondisyonlarını arttıracak, oyun yelpazelerini genişletecek birçok egzersiz ve deneme yaptık. Metin yazımı ve provalar iç içe ilerledi. Oldukça zorlu ama bir o kadar öğretici ve zenginleştirici bir süreç oldu diyebiliriz.

P.A.: Prova sürecimiz yine diğer projelerde de olduğu gibi sahne üzerinde araştırma odaklı, doğaçlaması yapılan temaların ve metin için oluşturulan yazımın aynı paralellikte gittiği bir yöntemle ilerledi.

Bu süreçteki çalışma metotlarınızı merak ettim. Devised metodu çalıştınız. Bize bu metottan ve bu metodun oyuncu etkisinden bahsedebilir misiniz? 

Adem Mülazim: Yapılan araştırma ve doğaçlama çalışmaları, biz oyuncuların birbirini çok iyi tanımasını ve güven geliştirmesini sağladı. Süreçte bir sürü metin parçasını, birçok yöntemle (hareket, maske, clown) denedik ve bu arayış geniş bir yelpaze oluşturdu. Bu yelpazeyi, birçok kombinasyonla yeniden dizdik, attık, geri ekledik. Sonunu bilmediğin bir yolculuğun içinde, sahnede çalışırken hep an’a teslim olmanız gerekiyor. Çok eğlenmek ve gelişmekle birlikte elbette birçok kez kaybolduk ve kaygılandık da. Ancak en heyecan verici kısmı sanırım, yapılan tüm çalışmaların izinin oyunda varlığının görünecek olması.

Oyuncu Çağdaş Ekin Şişman: Pek çoğumuzun ilk kez deneyimlediği bir metotmuş devised, kolektif yaratım tiyatrosu. Fakat bir yanıyla da devised çalışmaya, kolektif yaratıma, üniversite tiyatrosu zamanlarından beri yakın işler de yaptığımı düşündürdü bana. Tabii Haberci’de koskoca bir Antik Yunan külliyatına ve Oidipus hikayesine dalmamız uzun bir çalışmayı gerektirdi. Çok yapıp çok yıktık, yapıp yıkmaya da devam ediyoruz. Bu anlamda kesinlikle devinen ve canlı, kendine sürekli dışarıdan bakmaya çalışan bir süreç. Ekibin diğer parçaları gibi oyuncu olarak da sonsuz araştırma potansiyeli taşıyor. Bu sonsuzlukta kaybolma tehlikesi var tabii. Dolayısıyla böyle bir işi birbirini açık bir biçimde kollayan, omuz veren, dinleyen, eleştiren ve destekleyen insanlarla yapmak lazım. Bu açıdan şanslı olduğumuzu hissediyorum. Her ekip kendine has bir kolektif yaratım biçimi buluyor nihayetinde. Oyuncu olarak ise bu yaratım ve yıkım döngüsü, fiziksel ve zihinsel anlamda biraz yıpratıcı olabiliyor. Öğreniyoruz. :)

İbrahim Can Sayan: Süreç boyunca, kolektif üretimle, ortak akılla özgün üretimler üzerine çalışmalar yürütüyoruz. Yola çıktığımız Antik Yunan külliyatına sırtımızı verip üzerinden çalışmalar yapmaya devam ediyoruz. Dolayısıyla oyuncu sadece oynadığı karakterin serüvenini takip etmiyor, metnin, oyunun, rejinin bileşenlerini oluşturmak için de araştırmanın parçasına dönüşüyor. Oyuncu olarak böyle bir sürecin içinde olmak sonsuz bir araştırma ve deneme alanı yaratıyor. Bu bir yanıyla eğlenceli, geliştirici ve yeniliklere gebe. Bir yanıylaysa sürekli yeniden inşaya açık olmayı, esnek olmayı, bilinmeyeni aramayı, kaybolmayı gereksiniyor, bu açıdan da zorlayıcı olabiliyor.

Oyun Engin Cezzar-Gülriz Sururi Tiyatroya Teşvik Ödülü’yle desteklendi. Öncelikle bu teşvik ödülü sizin için ne ifade ediyor ve tiyatro topluluklarına bu ve benzeri tarzda yapılan destek modellerini nasıl değerlendiyorsunuz sektör için?

G.D.: Bu tür ödüller öncelikle üretimi teşvik ediyor, yaptığımız işe dair motivasyonumuzu ve inancımızı tazeliyor. Gitgide daralan ve belli formüllere sıkışan tiyatromuzda yeniyi, kendi dilini, ana akım bir bakış açısı dışında alternatif denemeleri seyirciyle buluşturacak bir alan açıyor.

P.A.: Bu ödüller tiyatro üreticileri için oldukça önemli. Bu ödül, bizim için Haberci projesine dair motivasyon kaynağımızın temelini oluşturdu diyebilirim mesela. Özellikle bizim gibi araştırma ve araştırarak üretmeyi şiar edinmiş ekipler için muazzam bir dayanak.

Son olarak neden Haberci oyununa gelsinler?

G.D.: Şatonun Altında ve Kalabalık Duası oyunlarımızı izlemiş ve beğenmiş seyircilerimiz için benzer bir deneyim vadediyor Haberci.Tiyatro tarihinin temel metinlerini en büyük yapı taşlarını aktarırken bunu bugünün bakışı, olanakları ve clownesk-komik bir düzlemden yapmak, tiyatronun estetik, oyunsu ve düşünsel değerlerini kendi potasında eriten özgün bir teatral dille karşılaşmak, yeniyi arayan, araştıran bir ekibin yolculuğunun son halkasına tanık olmak için oyunumuza gelmelerini dileriz seyircimizin.

P.A.: Haberci, FTA’nın yine sahne üzerinde araştırmayı öncelediği, kendine özgü sahne dilini anlatmak niyetinde olduğu mesele etrafında örerek inşa etmeyi amaçladığı bir proje oldu. Tıpkı diğer oyunları gibi. Ama bu defa devised tiyatro ve sahne üzerinde kullanılan multidisipliner tekniklerle daha çok bileşenli ve daha karnavelesk bir yapı oluşturmayı hedefledik. Hem bu yapıyı deneyimlemek hem de tragedyalarda adlarını bile bilmediğimiz üç habercinin Thebai tarihi boyunca yaşadıklarına tanıklık etmek ve tarihteki yolculuklarına eşlik etmek isteyen herkesi Haberci’ye bekleriz.

Oyunun festival kapsamındaki gösterim bilgileri burada.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor