Tunç Şahin: Seyirciyi şaşırtmayı bir amaçtan ziyade, bir araç olarak görüyorum

"İnsanlar İkiye Ayrılır" filmiyle Altın Portakal’da En iyi Senaryo Ödülü alan yazar ve yönetmen Tunç Şahin’le ilk tiyatro deneyimi yaşadığı oyunu Canavar’ı konuştuk.
Tunç Şahin: Seyirciyi şaşırtmayı bir amaçtan ziyade, bir araç olarak görüyorum

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Karışık Kaset filmiyle ilk kez tanıştığım, 7Yüz adlı 7 farklı hikayenin anlatıldığı dizisiyle hafızamda yer eden ve İnsanlar İkiye Ayrılır filmiyle başarısını tescillendiren yazar ve yönetmen Tunç Şahin, temelini 2019'da attığı ve şu an neredeyse her gösteriminin biletleri yok satan oyunu Canavar’la dikkatleri çekiyor. Direklerarası Seyircileri tarafından “En İyi Oyun Yazarı” seçilen Tunç Şahin’le hem Canavar’ı hem de sinema gözüyle tiyatroyu konuştuk.

24. Direklerarası Seyircileri Ödülleri’nde “En İyi Oyun Yazarı” seçildiniz. Bunun için tebrik ederiz. Sıcağı sıcağına alınan ödül sizin ilk tiyatro metninizin sonucu. Böyle bir beklentiniz, düşünceniz var mıydı? Ne hissettiniz? 

Çok teşekkür ederim. Ödülle ilgili bir beklentim yoktu. Sinema tarafındaki deneyimimden ödül süreçlerinin pek tahmin edilemez olduğunu biliyorum. Ödüllerin motive edici yanını yadsımamakla birlikte verilen ödüllerin benim üretimimden bağımsız, tamamen değerlendiren kurumun takdirinde olduğunu bildiğim için, bir iş üretirken onun ödüllerindirilip ödüllendirilmeyeceği pek aklıma gelmiyor.

Tiyatro, sinemaya göre çok daha eserin üretildiği bir alan. Açıkçası bu alanda verilen ödüller, tarihleri ve kapsamlarıyla  ilgili de çok bilgili değilim. Bu yüzden ödül benim için sürpriz oldu ama elbette oyunun takdir görmesinden ve görünürlük kazanmasından çok mutlu oldum.

2020 yılında İnsanlar İkiye Ayrılır filmiyle Altın Portakal’da En İyi Senaryo Ödülü aldınız. Bu başarınızdan sonra sizi tiyatro sahnelerine oyun yazarken görüyoruz. Sizi tiyatroya iten ne oldu? 

Yaklaşık 25 yıldır sinema sektöründeyim. Bütün hayatım sinemayla geçmiş olmasına rağmen son 10 yıldır iyi bir sinema seyircisindense daha çok iyi bir tiyatro seyircisi olarak tanımlıyorum kendimi. Sahne üzerinde üretilen eserleri daha çok izleyip, düşünüp, üzerine emek verenlerle tartışınca, zihnimde yavaş yavaş bu mecra için ne yapabilirim sorusu belirdi. Canavar daha kalemin kağıda değdiği ilk andan itibaren sahne için yazılan bir metin oldu. Sinemanın kurgu, kadraj, müzik gibi unsurlarını kullanmadan gerçek zamanlı bir şekilde anlatılan bir hikaye Canavar. Karakterlerimizin başına geçenler an be an seyircinin gözleri önünde cereyan ediyor. Bu öykü özelinde sahnede yakaladığımız hissi, sinemada yakalamanın mümkün olmadığını düşündüğüm için elimdeki malzemeyi oyun olarak yazmayı tercih ettim.

Son dönemde özellikle sinemada başarılı işlere imza atmış yazar-yönetmenlerin tiyatro sahnesine yöneldiğini görüyoruz. Bu yöneliş sinematik bakış açısının tiyatro sahnelerine yansımasıyla sonuçlanıyor. Sinemacılar neden tiyatroya yöneliyor? Sinematik bakış açınızın oyuna yansıması nasıl oldu?

Sinemacıların neden tiyatroya yöneldiği ya da gerçekten kalıcı bir şekilde bu yönde bir hareket olup olmadığı ile ilgili net bir fikrim yok. Her yazar ve yönetmenin yolculuğunun biricik olduğunu düşünüyorum. Kendi adıma, benden önce bu alana yönelen bir sinema yönetmeninin deneyiminden etkilenerek yola çıkmadığımı söyleyebilirim. Öte yandan sinema ve tiyatro arasında her daim olası sıkı bir ilişki olmuştur. Ingmar Bergman’dan, Sam Mendes’e sayısız isim yönetmenlik kariyerine tiyatroda başlayıp sinemada devam etmiş. Tiyatrodan sinemaya geçiş kafalarda çoğu zaman doğal karşılanırken nedense ters istikametteki kariyer hareketleri akıllarda soru işaretleri yaratıyor.

Oyun üzerine çalışırken, hikaye kurmak, karakter oluşturmak, diyalog yazmak gibi unsurlarda sinemaya göre büyük farklılıklar hissetmedim. Sinemada seyircinin ne göreceği, konuşmanın hangi anında hangi karaktere bakacağına, hatta kadraj içinde odağın nerede olacağına kadar yönetmen karar veriyor. Tiyatro izleyicisi seyir deneyimine çok daha aktif bir şekilde katılıyor.

Canavar’ı sahnelerken sinema araçlarına veda edince, ufak bir yalpalamanın ardından büyük bir rahatlama hissettim. Tiyatro biçim ve içerik anlamında çok daha ilginç bir alan.


Size ödül getiren oyunu konuşalım biraz da. Henüz oyunu izlemeyen ve konuyu bilmeyenler için Canavar ne anlatıyor? 

Bir imza günü için küçük bir Anadolu şehrine gelen roman yazarı Kemal Sönmez, yıllardır görüşmediği kuzenleri Aslı ve Derya’yı ziyaret eder. Kız kardeşler bu habersiz ziyarete hazırlıksız yakalanır. İki kız kardeş, Kemal’in de önerisiyle tarifini unuttukları ve yıllardır yemedikleri aile yemekleri “Kapama”yı yapmaya karar verir. Yapması hatırladıklarından kolay, yemesi ise tahmin ettiklerinden zor olan yemek hazırlanırken, Kemal’in ziyaretinin altındaki gerçek sebep ortaya çıkar.

Oyunun ismi metinle örtüşüyor. Burada isminde yolculuğunu da merak ediyorum. Hem metnin çıkış yolculuğundan hem de isme karar verme sürecinden bahseder misiniz?

Projelerin isimlerine sezgisel bir şekilde karar veriyorum. Metinle ilgili ilk olarak 2018 Ocak’ta bilgisayarıma notlar almaya başladığımda, projenin ismini Canavar olarak açmıştım. Aradan geçen süre içinde projenin ismi “Anlatmak”a dönüştü. 2022 yılının sonunda metni bitirip oyunculara göndermeye başladığımda tekrar ilk isme, Canavar’a döndüm.

Kurmaca yazımı üzerine araştırma yaparken bir süre önce “Unreliable Narrator – Güvenilmez Anlatıcı” diye bir yapıya denk gelmiştim. Hikayeyi gözünden izlediğimiz kişinin motivasyonunu dürüst bir şekilde ortaya koymadığı, gerçeklerin bir kısmını sakladığı ya da çarpıttığı bu anlatı yapısı beni çok heyecanlandırmıştı. BluTV için yaptığım 7Yüz’de de sonraki uzun metrajlı filmim İnsanlar İkiye Ayrılır’ın yazımı sırasında da bu metot aklımın bir köşesinde vardı. Canavar’ı kurarken de bir masa etrafında oturmuş, ilk bakışta birbirine çok yakın görünen ancak birbirlerinden çok temel şeyleri saklamış üç kişi hayal ettim.

Oyunda bahsi geçen hikaye aslında ülkemizin kanayan yarası. Haberlerde neredeyse 3-4 günde bir denk geldiğimiz çocuk ismismarı, taciz… Dili her ne kadar ağır olsa da konuşulmamış, saklanmış, bastırılmış duygular için bir hesaplaşma, bir katarsis yaratıyor. Oyunu izlemeye gelenler arasında eminim ki bu tarz travmalar yaşayan insanlar da vardı. Benim merak ettiğim konu siz bu oyunu sahneye koyarken bir psikiyatri uzmanından ya da bu konulara hakim birinden destek aldınız mı? Bir kaygı yaşadınız mı?

Ben bir projeye başlarken toplumsal bir yaraya parmak basacağım ya da bununla ilgili insanlara şifa olacak bir hikaye üreteceğim diye oturmuyorum masanın başına. Böylesi üstencil bir yaklaşım bana büyük bir sorumluluk getirirdi. Açıkçası o koşul altında da bu hikayeyi anlatmaya cesaret edebilir miydim, bilmiyorum. Kendime istismar ile ilgili büyük sözler söyleyen, büyük tespitler yapan bir oyun yazma görevi vermediğim için böylesi bir kaygı yaşamadım.

Benim yazar olarak esas sadakatim yazdığım karakterlere karşı. Onların hikayesini olabildiğince doğru ve hikayenin gerektirdiği şekilde yazmaya çalışıyorum. Canavar’a hazırlanırken yazım öncesi, sırası ve sonrasında ruhbilimcilerden destek aldım. Ancak bu destek “şurayı nasıl yazayım, bu karakter nasıl davranır” gibi temel sorulara cevap aramaktan ziyade kendimi anlatmak ve yazdığım şeyi okumalarını istemek ve sonrasındaki geri bildirimlerini dinlemekten ibaret oldu.

İstismar olgusuyla ilgili vaka çalışması yapmadım. Her istismar öyküsü birbirinden farklı şekilde cereyan ediyor. Her mağdurun başına gelenler de onlarla başa çıkma şekilleri de farklı. Bunun yerine genel olarak travma sonrası kişilik değişimiyle ilgili yoğun olarak çalıştım. Travmanın oluşumundan çok, travma sonrası bireylerin özellikle yetişkinlik sırasında ne gibi sorunlar yaşadığıyla ilgili olarak Tim Fletcher adında bir terapistin seminerlerinin neredeyse tamamını dinledim.

7Yüz ve İnsanlar İkiye Ayrılır filmlerinin etkileyici senaryolarından sonra burada da şaşırtıcı bir akış seyirciyi karşılıyor. Sinemadaki projelerde de buna yakın bir anlatım var. Sonunu bilmediğimiz, tahmin etmemiz için zihnimizde zaman harcamamız gerektiren işler. Biraz bu tarzdan bahseder misiniz? 

Seyirciyi şaşırtmayı bir amaçtan ziyade, bir araç olarak görüyorum. Hikaye kurulum tekniğimde karakterlerin başlangıçta kendileri ve dünya ile ilgili bir kabulleri oluyor. Hikaye geliştikçe bu inançları sarsılıyor. Hikayelerin orta noktalarında içinde bulundukları dünya ile ilgili kabullerini değiştirecek yeni bir bilgi koymayı seviyorum. Olay örgüsündeki bu ani değişim karakterlerin kendilerini ve inançlarını test etmelerine olanak sağlıyor. Benim sevdiğim pek çok filmin final kısmında karakterler, film boyunca yaşadıkları sayesinde kendileri ya da içinde yaşadıkları dünya ile ilgili yeni bir şeyin ayırdına varıyorlar. Ben buna “idrak anı” diyorum. Bu an benim yönetmen olarak çekmeyi en çok sevdiğim an. Sanırım bu anlatı yapısı yüzünden “sürprizli sonlar” yazan bir yönetmen olarak biliniyorum.


Oyunun aynı zamanda yönetmeni konumundasınız. Bir sinema filmi yönetmek ile bir tiyatro filmi yönetmek arasında nasıl farklılıklar var? Tiyatroda sizi en çok etkileyen, zorlayan neydi?

Film yaparken hikayeyi küçük anlara bölmeniz gerekiyor. Bazen bir sahne, bazense karakterin söyleyeceği tek bir kelime için açı değiştirmeniz, saatlerce beklemeniz gerekiyor. Filmin hikayesine ilişkin büyü, sette değil çekimden belki de aylar sonra kurgu odasında planları bir araya getirdiğinizde ortaya çıkıyor. Tiyatroda ise bu büyüyü daha provanın ilk gününden hissetmek mümkün. Metin üzerine konuştuğunuz her şey, reji namına aldığınız her karar o an gözünüzün önünde, temsilde seyircinin karşısında cereyan ediyor.

Tiyatroda oyun bir kez başladıktan sonra yönetmen olarak performanstan tamamen kopuyor, seyirci hâline geçiyorsunuz. Bu bir yandan yönetmen için endişe verici bir süreç olmakla birlikte, verdiğiniz kararların her akşam canlı olarak seyirci üzerindeki etkisini izlemenin benzersiz bir tatmin duygusu yaşattığını söyleyebilirim.


CANAVAR

Yazan-Yöneten: Tunç Şahin
Oyuncular: Tülin Özen, Gülçin Kültür Şahin, Hakan Emre Ünal
Sahne Tasarım: Aslı Dadak, Barış Yıkılmaz
Işık Tasarım: Yasin Gültepe
Kostüm Tasarım: Emre Donmaz
Ses & Efekt Tasarım: Safa Herdem
Afiş Tasarım: Sadi Güran
Uygulayıcı Yapımcı: Elif Özge Maltepe
Reji Asistanları: Şevval Öztay, Mislina Kurtuldu, Naz Öngen
Işık Operatörü: Umut Rışvanlı
Süre: 75 dk / Tek perde

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR