Üstüne basa basa


Galaxy’nin en yenisi, en güçlüsü: Samsung Galaxy S21 Serisi 5G
Güney Kore merkezli Samsung'un her yıl düzenlediği Galaxy Unpacked etkinliği, teknoloji meraklıları tarafından ilgiyle takip ediliyor. Samsung'un tüketici elektroniğindeki son güncellemelerini paylaştığı, en yeni ve gelişmiş ürünlerini…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
2020 sonu ve 2021 başı, kuraklık tehlikesinin altının defalarca çizildiği ana haber bültenleriyle dolu. Sadece yakın geçmişte değil, 1930’un şubatında bir gün gazeteci Yunus Nadi havanın mevsim normallerinden sıcak gitmesini irdeliyor ve kuraklığın kırılgan gruplar için iyi, çiftçiler ve çiftçilik için ise kötü bir haber olduğunu yazıyor. Kaleminden bir çırpıda dökülen analizler Nadi’nin önerileriyle devam ediyor. Nasıl mesela? “Öncelikle nüfusa dikkat etmeli, mahsul doğru zamanda doğru şekilde boy atmazsa çiftçi işini yani toprağını bırakıp köyünden ayrılıyor.” O zamanlar, kimi köylerin parçalanmasıyla şiddetini belli eden kuraklık sorunu bu sayının yazılı bir düşünce egzersizi olsun.
Kuraklık: Kuraklık, zaman içinde yağışın belirgin şekilde normal değerlerin altına düşmesi olarak tanımlanıyor ve meterolojik, tarımsal ve hidrolojik kuraklık olmak üzere üç farklı şekilde meydana geliyor. Tehlikesi, canlıları açlıkla sınadığı noktada haberlere taşınıyor; örneğin, Sri Lanka’nın 1930’larda yaşadığı bir kuraklığın sonucunda aç kalan maymunların saldırgan hareketleri haber niteliği taşıyor(du).
Yakına gelirsek: Büyük nüfus, büyük yük ve baskıya sebep oluyor. Çünkü barınmak, doymak gibi temel ihtiyaçlarımız için hava değil, su “yakıyoruz”. Hâlbuki, şuradan başlamalı: Dünyada en çok su tüketimi tarımsal amaçlı eylemler için yapılıyor. Sonrası, bizlerin kullanımı ve endüstriyel alandaki tüketim. Bunun üstüne değişen çevresel yaşam koşulları da eklenince kimsenin duşun altında gereğinden fazla durmaması, tazyikli su fışkırtan musluklara kimi tıpaların takılması minvalindeki öneriler hayati önem taşıyor. Hayati önem taşıyan kararlar için kamu kurumlarının teşvik edici veya uygulayıcı olması gerekiyor ki bu hafta gelen haberler umut vadediyor.
Depolanan yağmur suyu: Ankara’daki çalışmalar, depolanan yağmur suyuyla 40 rekreasyon alanının sulanacağını müjdeliyor, İstanbul’da ise tarihî yadigâr sarnıçlar geri dönüyor. Aslında her tedbir “kimilerine kaos, bizlere ev” olan İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan 17 havzasına destek demek. Çünkü günde ortalama 175 litre su tüketirken 25 litrenin ne kadarlık ihtiyacımızı karşıladığını anlamaya çalışıyoruz televizyon yapımlarında. Bu sırada sözünü ettiğim rakamın gelecekte 250 litreye çıkmasının beklendiğini de biliyor muyuz?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul'da bugün kar var. Gündemimizde hava, su ve topraktaki asbest; kuraklık, kamusal alanların değişen anlamı, Balat ve 1960'lar var.
17 Oca 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




