XX & XY & ZZ

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Superman gibi X-Ray ışınlarına sahip olmadığımız bu gezegende, çoğu insanın kıyafetlerinin altında ne olduğunu bilmiyoruz.
İkinci kuşak feminizmde cinsiyetin doğuştan gelen, toplumsal cinsiyetinse toplumsal ve kültürel olarak inşa edilen kimlik özelliklerimiz olduğu savunulmuştu. Bu, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet ayrımını kurması ve hak talepleri için iyi bir başlangıçtı elbette. Fakat 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren daha çok feminist ve queer araştırmacı; biyoloji, tıp, sosyal bilimler gibi alanlarda araştırmalar yapma fırsatını edindikçe, var olan modeller de sorgulanmaya ve yeniden inşa edilmeye başlandı.
Bunlardan biri, biyolog Anne Fausto-Sterling. Cinsiyetin sosyal yapısını ve interseks insanların sosyal ve tıbbi tedavisini araştırdığı kitabı Bedeni Cinsiyetlendirmek: Cinsiyet Politikaları ve Cinsellik İnşası'nda cinsiyete bakışımızın da inşa edilmiş ve bir spektrum olduğunu (ikiden fazla, sonsuz çeşitte cinsiyet olduğunu) söylüyor. Kimi insanlar çift cinsiyetli (hermafrodit) doğuyor ya da belli bir yaşa gelene kadar kendini kadın olarak görmesine rağmen spor müsabakaları için kromozom testi yapıldığında XY (erkek) kromozomu olduğunu öğrenen ve erkek olduğuna karar verilerek ödülleri elinden alınan insanlar var. Doğduğunda çok büyük bir klitorise ya da çok küçük bir penise sahip olduğundan, tamamen sağlıklı cinsel organları doktor ve ailenin kararıyla “normal” (erkek/kadın) bir birey olabilmesi için kesilen ya da uygun toplumsal cinsiyet kategorisine girecek şekilde hormon tedavisine başlatılan milyonlarca insan da (bebek ve çocuk dâhil) verilen örnekler arasında. Uluslararası Af Örgütü’ne göre insanların %1,7’si interseks özelliklerle doğuyor ve bu oran, kızıl saçla doğanların sayısına yakın. Fakat yazının başında ifade ettiğim gibi, onları göremiyoruz. “Normal” kabul edilmediklerinden toplumda yeterli temsilleri de yok.
Önceki yazılarda da toplumsal cinsiyet temsilleri ve normallerinden bahsetmiş; reklam panolarında gördüğümüz ve normal kadın ve erkeğin ne olduğunu söyleyen aşırı feminen ve aşırı maskülen erkek temsillerinin dışında, hangi kategoriye ait olduğu anlaşılamadığından “arada” kalmış gibi düşünülenlerin (androjen) varlığını hatırlatmıştım. Yani toplumsal cinsiyet ifadelerimiz de feminenlik ve maskülenlik arasında gidip gelebilir, sayısız çeşitte olabilir.
Tesadüf değildir ki bilim alanındaki bu gelişmelere paralel olarak cinsiyet ve toplumsal cinsiyet çeşitlilikleri, modada da yansımasını bulmuş. ABD'de de 60’larda başlayan bir cinsel devrim ve ona eşlik eden renkli kıyafetler, alışılmışın dışında tarzlar ve modacı Rudi Gernreich’ın avangart ve toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen -fakat Papa’nın kınadığı- tasarımları… Mad Men’in çok iyi bir görsel referans olduğu o ciddi, takım elbiseli, maskülen erkek kimliğinin; “tavuskuşu devrimi” (peacock revolution) ile gelen rengarenk kıyafetlerin kucaklanması, uzun saç bırakabilmek için yasa değişikliği talepleri ve özgür cinsellik ifadeleriyle yaşadığı sarsıntı… Unisex kıyafetler de biyolojinin kader olduğunu düşünenlerle insanlığın öznelliğinin DNA dizilimlerini yenebileceğine inananlar arasındaki kültürel savaşların ön sıralarında yer alıyordu.
ABD'de modadaki yansımalarıyla iç içe bu tüm renkleri ve özgürlükleri kucaklayan cinsel devrim ve yine o dönem yükselişteki insan hakları hareketlerini birbirinden ayrışmaz görenler de var, bu ikisinin bir olmadığını (ya da cinsel devrimin fazla ileri gittiğini) düşünenler de. Benim altını çizmek istediğim, kıyafetlerimizin önemli bir ifade aracı olduğu kimliklerimizin nasıl toplumsal mekanizmalarla, nasıl toplumsal mekanizmaların parçası olarak üretildiği. Yani, bundan 100 yıl önce oğlanlar pembe giyiyordu ve bebeklerle oynayabiliyorduysa bugün pembenin kız çocuklarının fıtratında olduğunu söylemek ne kadar mantıklı olabilir? Ya da insanların doğuştan gelen cinsiyet özellikleri de toplumsal cinsiyet ifadeleri de bu denli çeşitliyse “normal” nedir, “fıtrat” nedir? Bir kadın/erkek gibi giyinmek ne demektir? Neleri dışarıda bırakır? İnsanların çeşitliliklerini ve renklerini yalnızca feminen dişi ve maskülen erkek ikiliğine indirgemenin insan hakları ihlaline götüren patikasını gözden kaçırıyor muyuz?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Modanın bireysel başarı odaklı dünya görüşü, sürdürülebilir göz boyama, yerli üretimin anlamı ve faydaları, Fihrist'ten yerli markalar, moda ve toplumsal cinsiyet ilişkisi.
28 Mar 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?



