Megapolleri, yalnızlaştıran grotesk şehirleri terk ettiren bir ütopya: Bristol

Mahalle: Bristol. Yazı & Fotoğraflar: Hazal Yılmaz.
Megapolleri, yalnızlaştıran grotesk şehirleri terk ettiren bir ütopya: Bristol

8 Mayıs - BeyEvi Alaçatı - Soli
BeyEvi Hotel ile birlikte

BeyEvi Alaçatı ile dört mevsim Alaçatı deneyimi Yıl boyu esen tatlı rüzgârıyla bir sörf merkezi olarak adını duyuran Alaçatı, bugünkü bültende Soli okurlarına göz kırpıyor. Nostaljik Arnavut kaldırımlı sokaklarında yer alan salaş ve samimi kafeleri, dükkânları ve doğal güzellikleriyle Ege’nin en popüler kasabalarından biri olan Alaçatı’nın ilk otellerinden BeyEvi Alaçatı , 150 yıllık bir tarihi günümüze taşıyan iki adet Rum evinin restore edilmesiyle hayat buluyor. Hem Alaçatı’nın merkezine yürüme mesafesinde bulunan, hem de doyasıya sessizlik ve huzur vadeden otel, her biri zevkle dekore edilmiş 15 odası ve ferah avlusuyla yıl boyu hizmet vererek misafirlerine dört mevsim Alaçatı’yı deneyimleme imkânı sunuyor. BeyEvi Alaçatı , Soli okurlarını sıcak yaz aylarında hurma ağacının gölgesindeki bahçesinde, havuz başı barında yudumlanan imza kokteylleri deneyimlemeye, kışları ise şömine başında edilen keyifli sohbetlere katılmaya davet ediyor. Güne Alaçatı pazarının doğal ürünleriyle hazırlanmış enfes bir sabah kahvaltısıyla başlamak ve gece Alaçatı’nın otantik sokaklarında kaybolmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.

Daha fazlasını öğren

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Doğduğun bina, kan bağı olan ailen, çocukluk fotoğraflarınla dolu albümlerin dizildiği raflar, elmaların turta olmak için beklediği tezgâh, birer sayfası okunmuş kitapların üst üste yığıldığı komidin, alfabetik sıraya göre kategorize edilmiş kütüphanen, hengâme içinde aradığını bulduğun çekmeceler mi ev? Yoksa diş fırçanı ceplerinden birine yerleştirip fermuarını kapadığın çanta, bir ülkeden diğerine birlikte hareket edilen insanlar kümesi, soluklanmak için durduğunda beyninde tezahür eden kaygılar mı? 

Anımsamalar mı acaba ev, çevrende kalabalıklar varken anımsadıkların, aradıkların, özlediklerin mi? Geri dönülen bir yer mi, mütemadiyen sana eşlik edenler mi? Seçtiğin mi, maruz kaldığın mı ev? Yazlık, kışlık, baharlık, ülkelik mi? Peki ya ilk kez gittiğin yer, evin olabilir mi? Bristol mesela, evim olabilir mi?

Bristol sakinleri


Yarı açık kadife perdeler ardında muhtelif hayatlar

Birleşik Krallık’a taşınmamın beşinci yılında bir megapolde, hâlâ Londra’dayım. Bunun yarısını çevremde "Hafta sonu atlayıp bir yere gitsek mi?" önerisinde bulunanlara "Bristol," diyerek; Bristol tren biletlerine bakıp çeşitli nedenlerle erteleyerek; "Acaba taşınsam mı?" düşüncelerine kapılıp ev, oda, devre mülk ilanlarına bakarak; her Portishead veya Massive Attack çaldığında doğum yerleri olan Bristol’ü anarak; Banksy’nin dünya markası olmasında katkısı olmuş bu kenti merak ederek; "Bir gün Bristol’e gittiğimde Waterfront’ta caz dinleyeceğim; Southville mural'larını keşfedeceğim; OOwe’da vegan burger yiyeceğim; Stokes Croft’ta punk konseri şart!" listeleri yaparak geçirdim. Ve sonunda, Bristol’deyim!

İlk duygum: tanıdık. Buraya daha önce gelmişim, yaşamışım, birbirimizin çocukluğunu, ergenliğini görmüş arkadaşlarız sanki. Birleşik Krallık'ın şehirlerine özgü içine, avluya kapalılık; loşluk; üzerine bol ünlemle "Reklam bırakmayın!" notlarının yazıldığı posta kutuları ve demir sürgülü kapılar arkasına gizlenmişlik yok. İki sokağı kesiştiren kaldırımların önü açık, sandalyeler atılmış, Paris’e aşina olanların bildiği terasta oturma kültürü baki. 

Trafiğe kapanmış hemen her sokağı abluka altına almış piknik masalarında sıkışarak pint’larını yudumluyor mahalleliler. Beton, tuğla, ferforje balkonlarda aroması burna dolan orkide desenli çay kupaları, bir ısırık alınmış sandviçler, devrilmiş içki şişeleri göze çarpıyor.

Şehrin kuzeyinde Clifton-Montpelier arasında sokakları zikzak çizerek yürüyorum. Yerden beş metre tavana uzanan, sokak ve içerdeki hayatı birleştiren pencereler bir sahne görevi görüyor âdeta. Yarı açılmış perdeler arkasında devam etmekte piyes. "Koi balığı yüzen sabahlık," "Şarabı içmiş masa," "Son kalan badem," ve "Eşini kaybetmiş çorap," yazdığımız hikâyelerden bazıları. Bahçedeki ahşap banklar 180 derece dönüp eve ve yaşama bakmalı; biz oturup izlemeliyiz hayatın tiyatrosunu diye düşünüyorum. “Güneşli limanın saksafon sesi,” “Giden şeylerin kısa tarihi,” “İki kadın ve bir tüylü kedi,” diyerek anlatmaya devam ediyor suflör olmuş ve olacak arasındaki mizansenleri.

Bristol'ün ışığı içeri alan evleri


Binalarda tarihin izini okumak

Bristol’ün zengin ama bir o kadar memleketlisinin içine dert bir geçmişi var. Bu tarihi dünyanın çok az şehrinde gördüğüm kadar çeşitli, hatta birbirinden alakasız mimarisinde okumak mümkün. On beşinci yüzyıl ortasında önce kanun kaçaklarını yerleştirmek için kullanılmış, ardından yıkılmış olan Bristol Kalesi, onuncu yüzyılda şehri korumak için inşa ediliyor; yıkılan kale önündeki alan uzun yıllar tacirlerin alım satım yaptığı bir merkez oluyor. Bristol’de hissettiğim "Kim olursan ol gel," kapsayıcılığının sebebi belki de bu. 

1485-1603 yılları arasında İngiltere Krallığını idare eden Galler kökenli Tudor Hanedanları’nın limanda ticaret yaparken uyumak ve yiyip içmek amacıyla inşa ettirdiği Ashton Court, Red Lodge gibi kâşaneler bugün hâlâ yerli yerinde. Ardından Bristol için karanlık olarak değerlendirilen çoğunlukla köle ticaretiyle zengin olanların şehrin çehresini değiştirdiği Stuart (İngiliz Barok) ve Georgian (Gürcü mimari) tarzında köşklerin yerleştirildiği bir süre yaşanıyor. Bizim bugün Clifton ve Gotham bölgelerinde sıklıkla gördüğümüz, on dokuzuncu yüzyıl bitişik nizam İngiliz mimarisi Regency ve on sekizinci yüzyılın üçgen kubbeli Victorian binaları. 

Beni en şaşırtan, bu kıtada karşıma çıkmayan ABD’nin Louisiana, Mississippi bölgesine özgü Fransız ve İspanyol kolonyal stilinden ilham alarak yapılmış creole mimarinin örnekleri. Üzerinde adım attığım kaldırımın üç beş asır öncesine açılan bir portal hayal ediyorum. Geminin yanaştığı limandan zincirlerle mi çıkarıldım, Hannah More'la birlikte köleliğe son vermek için savaş verenlerden biri miydim? Hiçbir paralel evrende köle taciri olduğum gerçeğini kabul edemiyorum.

Bristol evleri


Memleketim: Bristol

Bristol misafirperver, yardım sever, umursamaz ve canlı. Limanda derme çatma kurulmuş baterinin ritmine eşlik eden, elinde şarap bardaklarıyla dans edenlerle karşılıyor ilk gelenleri. Yaşsız, yargısız, hür. Bugünün Bristol’ü, Clifton kasabasında Victorian evin ikinci katındaki terasımda okuduğum Zadie Smith kitabı; Stokes Croft’ta tesadüfen girdiğim barda 1980’lere ışınlandığım ter içinde bir punk konseri; The Canteen’de buleador’a eşlik eden katarsis; Spikes Island’ın yetmiş stüdyosundan birinde kendime yer edindiğim, şehrin pek çok noktasında dağıtılan zine’ımı komşularımdan biriyle illüstre ettiğim saatler; martı seslerinin rabarbasında gezindiğim, Clevedon veya Ogmore sahilinde güneşin batışını izlediğim hafta sonları; Southville’de şans eseri sonlandığım partide tanıştığım insanların imgelemleriyle birlikte yaşıyor. 

Megapolleri, içinde hissizleştiğim, yalnızlaştığım grotesk şehirleri terk ettiğim bir ütopyada, Bristol’deyim şimdi. Geçirdiğim üç gün veya önümdeki üç yıl, burası evim. Seçilmiş memleketim.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🖌 Megapolleri terk ettiren bir ütopya: Bristol

Bristol misafirperver, yardım sever, umursamaz, canlı. Limanda baterinin ritmine eşlik eden, elinde şarap bardaklarıyla dans edenlerle karşılıyor geleni. Yaşsız, yargısız, hür.

08 May 2022

BeyEvi Hotel ile birlikte
Fotoğraf: Hazal Yılmaz

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli

HİKAYE

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat

Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

Elif Bayram

·

12 Tem 2026

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat
SoliSoli

HİKAYE

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

Deniz Aytekin

·

12 Tem 2026

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?
SoliSoli

HİKAYE

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Doruk Başkır

·

11 Tem 2026

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar
SoliSoli

HİKAYE

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.

Orhun Canca

·

10 Tem 2026

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi
SoliSoli

HİKAYE

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı

Belki Canelé’sini belki Earl Grey’li kekini tattınız ama muhtemelen henüz onunla tanışmadınız. Mitte Brot'un pasta şefi Gökçe Durukan, şehrin kahve laboratuvarı Petra’nın kahve eşlikçileriden sorumlu. Sabahın erken saatlerinde müşterilerine sıcak ve taze ürünler servis etmek üzere geceden çalışmaya başlayanlardan yalnızca biri. Gecenin son, sabahın ilk durağının temsilcisi. Gökçe’yle pâtisserie yaklaşımlarına, pasta şefi olarak rutinlerine ve şehirde gece çalışmaya dair laflıyoruz.

Elif Bayram

·

08 Tem 2026

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı