Megapolleri, yalnızlaştıran grotesk şehirleri terk ettiren bir ütopya: Bristol

Mahalle: Bristol. Yazı & Fotoğraflar: Hazal Yılmaz.
Megapolleri, yalnızlaştıran grotesk şehirleri terk ettiren bir ütopya: Bristol

8 Mayıs - BeyEvi Alaçatı - Soli
BeyEvi Hotel ile birlikte

BeyEvi Alaçatı ile dört mevsim Alaçatı deneyimi

Yıl boyu esen tatlı rüzgârıyla bir sörf merkezi olarak adını duyuran Alaçatı, bugünkü bültende Soli okurlarına göz kırpıyor. Nostaljik Arnavut kaldırımlı sokaklarında yer alan salaş ve samimi kafeleri, dükkânları ve doğal…

Daha fazlasını öğren →

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Doğduğun bina, kan bağı olan ailen, çocukluk fotoğraflarınla dolu albümlerin dizildiği raflar, elmaların turta olmak için beklediği tezgâh, birer sayfası okunmuş kitapların üst üste yığıldığı komidin, alfabetik sıraya göre kategorize edilmiş kütüphanen, hengâme içinde aradığını bulduğun çekmeceler mi ev? Yoksa diş fırçanı ceplerinden birine yerleştirip fermuarını kapadığın çanta, bir ülkeden diğerine birlikte hareket edilen insanlar kümesi, soluklanmak için durduğunda beyninde tezahür eden kaygılar mı? 

Anımsamalar mı acaba ev, çevrende kalabalıklar varken anımsadıkların, aradıkların, özlediklerin mi? Geri dönülen bir yer mi, mütemadiyen sana eşlik edenler mi? Seçtiğin mi, maruz kaldığın mı ev? Yazlık, kışlık, baharlık, ülkelik mi? Peki ya ilk kez gittiğin yer, evin olabilir mi? Bristol mesela, evim olabilir mi?

Bristol sakinleri


Yarı açık kadife perdeler ardında muhtelif hayatlar

Birleşik Krallık’a taşınmamın beşinci yılında bir megapolde, hâlâ Londra’dayım. Bunun yarısını çevremde "Hafta sonu atlayıp bir yere gitsek mi?" önerisinde bulunanlara "Bristol," diyerek; Bristol tren biletlerine bakıp çeşitli nedenlerle erteleyerek; "Acaba taşınsam mı?" düşüncelerine kapılıp ev, oda, devre mülk ilanlarına bakarak; her Portishead veya Massive Attack çaldığında doğum yerleri olan Bristol’ü anarak; Banksy’nin dünya markası olmasında katkısı olmuş bu kenti merak ederek; "Bir gün Bristol’e gittiğimde Waterfront’ta caz dinleyeceğim; Southville mural'larını keşfedeceğim; OOwe’da vegan burger yiyeceğim; Stokes Croft’ta punk konseri şart!" listeleri yaparak geçirdim. Ve sonunda, Bristol’deyim!

İlk duygum: tanıdık. Buraya daha önce gelmişim, yaşamışım, birbirimizin çocukluğunu, ergenliğini görmüş arkadaşlarız sanki. Birleşik Krallık'ın şehirlerine özgü içine, avluya kapalılık; loşluk; üzerine bol ünlemle "Reklam bırakmayın!" notlarının yazıldığı posta kutuları ve demir sürgülü kapılar arkasına gizlenmişlik yok. İki sokağı kesiştiren kaldırımların önü açık, sandalyeler atılmış, Paris’e aşina olanların bildiği terasta oturma kültürü baki. 

Trafiğe kapanmış hemen her sokağı abluka altına almış piknik masalarında sıkışarak pint’larını yudumluyor mahalleliler. Beton, tuğla, ferforje balkonlarda aroması burna dolan orkide desenli çay kupaları, bir ısırık alınmış sandviçler, devrilmiş içki şişeleri göze çarpıyor.

Şehrin kuzeyinde Clifton-Montpelier arasında sokakları zikzak çizerek yürüyorum. Yerden beş metre tavana uzanan, sokak ve içerdeki hayatı birleştiren pencereler bir sahne görevi görüyor âdeta. Yarı açılmış perdeler arkasında devam etmekte piyes. "Koi balığı yüzen sabahlık," "Şarabı içmiş masa," "Son kalan badem," ve "Eşini kaybetmiş çorap," yazdığımız hikâyelerden bazıları. Bahçedeki ahşap banklar 180 derece dönüp eve ve yaşama bakmalı; biz oturup izlemeliyiz hayatın tiyatrosunu diye düşünüyorum. “Güneşli limanın saksafon sesi,” “Giden şeylerin kısa tarihi,” “İki kadın ve bir tüylü kedi,” diyerek anlatmaya devam ediyor suflör olmuş ve olacak arasındaki mizansenleri.

Bristol'ün ışığı içeri alan evleri


Binalarda tarihin izini okumak

Bristol’ün zengin ama bir o kadar memleketlisinin içine dert bir geçmişi var. Bu tarihi dünyanın çok az şehrinde gördüğüm kadar çeşitli, hatta birbirinden alakasız mimarisinde okumak mümkün. On beşinci yüzyıl ortasında önce kanun kaçaklarını yerleştirmek için kullanılmış, ardından yıkılmış olan Bristol Kalesi, onuncu yüzyılda şehri korumak için inşa ediliyor; yıkılan kale önündeki alan uzun yıllar tacirlerin alım satım yaptığı bir merkez oluyor. Bristol’de hissettiğim "Kim olursan ol gel," kapsayıcılığının sebebi belki de bu. 

1485-1603 yılları arasında İngiltere Krallığını idare eden Galler kökenli Tudor Hanedanları’nın limanda ticaret yaparken uyumak ve yiyip içmek amacıyla inşa ettirdiği Ashton Court, Red Lodge gibi kâşaneler bugün hâlâ yerli yerinde. Ardından Bristol için karanlık olarak değerlendirilen çoğunlukla köle ticaretiyle zengin olanların şehrin çehresini değiştirdiği Stuart (İngiliz Barok) ve Georgian (Gürcü mimari) tarzında köşklerin yerleştirildiği bir süre yaşanıyor. Bizim bugün Clifton ve Gotham bölgelerinde sıklıkla gördüğümüz, on dokuzuncu yüzyıl bitişik nizam İngiliz mimarisi Regency ve on sekizinci yüzyılın üçgen kubbeli Victorian binaları. 

Beni en şaşırtan, bu kıtada karşıma çıkmayan ABD’nin Louisiana, Mississippi bölgesine özgü Fransız ve İspanyol kolonyal stilinden ilham alarak yapılmış creole mimarinin örnekleri. Üzerinde adım attığım kaldırımın üç beş asır öncesine açılan bir portal hayal ediyorum. Geminin yanaştığı limandan zincirlerle mi çıkarıldım, Hannah More'la birlikte köleliğe son vermek için savaş verenlerden biri miydim? Hiçbir paralel evrende köle taciri olduğum gerçeğini kabul edemiyorum.

Bristol evleri


Memleketim: Bristol

Bristol misafirperver, yardım sever, umursamaz ve canlı. Limanda derme çatma kurulmuş baterinin ritmine eşlik eden, elinde şarap bardaklarıyla dans edenlerle karşılıyor ilk gelenleri. Yaşsız, yargısız, hür. Bugünün Bristol’ü, Clifton kasabasında Victorian evin ikinci katındaki terasımda okuduğum Zadie Smith kitabı; Stokes Croft’ta tesadüfen girdiğim barda 1980’lere ışınlandığım ter içinde bir punk konseri; The Canteen’de buleador’a eşlik eden katarsis; Spikes Island’ın yetmiş stüdyosundan birinde kendime yer edindiğim, şehrin pek çok noktasında dağıtılan zine’ımı komşularımdan biriyle illüstre ettiğim saatler; martı seslerinin rabarbasında gezindiğim, Clevedon veya Ogmore sahilinde güneşin batışını izlediğim hafta sonları; Southville’de şans eseri sonlandığım partide tanıştığım insanların imgelemleriyle birlikte yaşıyor. 

Megapolleri, içinde hissizleştiğim, yalnızlaştığım grotesk şehirleri terk ettiğim bir ütopyada, Bristol’deyim şimdi. Geçirdiğim üç gün veya önümdeki üç yıl, burası evim. Seçilmiş memleketim.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🖌 Megapolleri terk ettiren bir ütopya: Bristol

Bristol misafirperver, yardım sever, umursamaz, canlı. Limanda baterinin ritmine eşlik eden, elinde şarap bardaklarıyla dans edenlerle karşılıyor geleni. Yaşsız, yargısız, hür.

08 May 2022

BeyEvi Hotel ile birlikte
Fotoğraf: Hazal Yılmaz

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli
∙

HİKAYE

Klişelerden uzak Reykjavík turu: Bir günde 10 yerel durak

Dünyanın en kuzeydeki başkentlerinden biri olan Reykjavík, adaya adım atan gezginler için genelde yalnızca bir konaklama noktası ya da doğa turlarına geçiş güzergahı olarak görülüyor. Oysa şehir; insan ölçeği, özgün mimari yapısı ve kamusal alan kullanımıyla adadaki yaşam kültürünün en somut özetini sunuyor. Üstelik “buralı olmanın” ve adadaki gündelik hayatın izlerini sürmek isteyenlere karşı da son derece cömert. Kentin 10 yerel durağını bir güne sığdırmak isteyenler için bir rehber.

Uraz Kaspar

·

20 Eki 2026

Klişelerden uzak Reykjavík turu: Bir günde 10 yerel durak
SoliSoli
∙

HİKAYE

'Coğrafi Rezonans Hattı'nda dijital göçebelik: Kaçtığımız şey gerçekten yaşadığımız yer mi?

Bali’den Koh Phangan’a, Goa’dan Tulum’a uzanan görünmez hatta “Coğrafi Rezonans Hattı” demek gerek belki. Burası insanların kaybettikleri ritmi yeniden bulmaya çalıştıkları bir dolaşım ağı. Fakat bir süre sonra başka bir şey fark ediliyor: İnsanlar rezonansı bulamıyor, onu bir ülkeden diğerine taşıyor sadece. Bu yüzden Coğrafi Rezonans Hattı bir çözüm haritasından çok, bir semptom haritası.

'Coğrafi Rezonans Hattı'nda dijital göçebelik: Kaçtığımız şey gerçekten yaşadığımız yer mi?
SoliSoli
∙

HİKAYE

Devir deneyim devri: Etkinlik ekonomisi kent hayatını nasıl etkiliyor?

Etkinlikler, şehrin farklı aktörlerini buluşturan, boş alanları görünür kılan, mahallelerin hikayesini değiştiren ve ekonomik hareket yaratan; üstelik bütün bunları ölçülebilir ve programlanabilir bir yapıya dönüştüren kullanışlı formatlar. Ancak bir şehrin “etkinlik sahnesi” olarak tasarlanması, her zaman doğru cevabı vermiyor. Etkinlik bittiğinde geriye ne kalıyor? Yaratılan değer, kültürel ekosistemin yanı sıra kamusal alanlara erişime, yerel işletmelere ve mahallelerin gündelik yaşamına da katkıda bulunuyor mu?

Elif Bayram

·

13 Eki 2026

Devir deneyim devri: Etkinlik ekonomisi kent hayatını nasıl etkiliyor?
SoliSoli
∙

HİKAYE

Hayalî etkinlikler, sahte manzaralar, on yıllık antik tiyatrolar: Turizmde sahtecilik nasıl yükseliyor?

İtalya'da sıfırdan inşa ettiği sözde 2.000 yıllık amfitiyatroya giriş için ziyaretçilerden 40 avroya kadar ücret alan 69 yaşındaki Franco Malosso 28 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu akıl almaz olaydan hareketle yapay zeka halüsinasyonları sonucu yaygınlaşan, var olmayan turizm atraksiyonlarını inceledik.

Deniz Aytekin

·

11 Eki 2026

Hayalî etkinlikler, sahte manzaralar, on yıllık antik tiyatrolar: Turizmde sahtecilik nasıl yükseliyor?
SoliSoli
∙

HİKAYE

Kendi sınırları içinde sınırsız bir vizyon: Miuccia Prada

Miuccia Prada ve Raf Simons’ın 2027 İlkbahar/Yaz koleksiyonu, yeniden eteğe dönüyor. Moda sürekli yeniyi talep ederken Miuccia Prada’nın gücü, geçmişini reddetmeden değişebilmesinde yatıyor. Yıllar önce kurduğu bir fikri bugün yeniden yorumlayabilmesi, yaratıcılıkla tutarlılığın birbirine engel olmadığını; aksine aynı çizgiyi koruyarak da sürekli yenilenmenin mümkün olduğunu gösteriyor.

Asena Sarıbatur

·

04 Eki 2026

Kendi sınırları içinde sınırsız bir vizyon: Miuccia Prada