Y kuşağı için yılbaşı ne demek?


Akıllı şehirlerde ulaşımın geleceği
Land Rover x Disruptive Tech Yapılan araştırmalar; 2030 yılında dünya nüfusunun %60'ının, 2050 yılında ise %70'inin şehirlerde yaşayacağını öngörüyor. Şehirlerdeki bu hızlı nüfus artışının, kaynakların tükenmesine, altyapı…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
2021’e geldik, beklenen olmadı ve 2020 kendini ikileyen sayılarıyla hayatımıza sihirli bir dokunuş yapmadı. Yılı kapatırken de ne idüğü belirsiz bir sevinç ve hissizlik arasında kaldık. Çocukken kutlanan yılbaşıların heyecanı nereden geliyordu? Çünkü insan sormadan edemiyor, insan eti ağır mı geliyor artık? Ben, kendimden bildiğimi, Y kuşağının yılbaşı denince neleri hatırladığına değinmek istiyorum bu hafta.
Bu haftanın konusu olan hikâye nereden başlıyor? Eski hayalleri hatırlamaktan. Alttan alta bir şehrin temayla daha da kendisini sevdirmesinden. Albert Camus, Yabancı’nın son cümlesinde “Dünyayı, kendime bu kadar eş, bu kadar kardeş bulunca, anladım ki, eskiden mutluluğa ermişim. Hatta hâlâ da mutluydum.” der. Bu eşsiz sadelikteki cümle, bana 2020’nin son günlerini hatırlatıyor. Günlüğün orta sayfalarında, henüz bir yılın sonu olduğu anlaşılmayan sıradan bir tonda -aynı Camus’nun son cümlesinin bir kitabın son cümlesinin olduğu anlaşılmadığı gibi- kendimi mutlu olup olmadığımı düşünmeye zorlarken tek bir şeyi istediğimi fark ettim: kar. Biraz kar yağsa iyi olurdu. O zaman kesin mutlu olurdum. Üzerini karaladığım sayfa büyük bir şevkle kısa sürede dolar, masada işim biter, başka bir şeye geçebilirdim. Sonra fark ettim ki aslında o da değil istediğim: biraz sükût. Kar hikâyesi, sessizlikle beraber sağlanan estetik görüntüden olmalı. Ama sükûtun nasıl geldiği de önemli değil. Dijital bir yoldan bile olabilir. Örneğin; Y kuşağı, çocukken televizyon üzerinden topluma iletilen renkli yaşam stilleri, bir amaç veya hayal verirdi. O hayalde ileride “güzel yaşamak” yatardı.
Hatırladıklarımızın ne kadarı İstanbul? Çoğu kısmı. Nasıl olmasın? Televizyondaki neredeyse herkes İstanbul’dan bağlanır, yılbaşı çekilişi için Nimet Abla’dan bilet alınır, televizyonun özel programları yine şehrin stüdyolarında çekilirdi. Cep telefonlarına atılan mesajlara ek olarak evlere yollanan tebrik kartlarının veya çekilen faksların çoğu İstanbul'dan imzalanmış olurdu. Yılbaşı parti demekse İstiklâl Caddesi bunun ışıklarla süslenmiş pistiydi. Tabii, eğlence denilince dansözlerin ve büyük isimlerin toplaşarak düet yapmak için sık sık ekranlarda gözüktüğü bir dönemden bahsediyoruz.

Peki, 2020'lerin yılbaşı nasıl hatırlanacak? “Şimdiden bunu mu düşüneceğiz?” demeyin. Y kuşağının hatırladıkları yazdıklarımla sınırlı değil. Fakat hatırlananlar; “kendini sev”, "başkalarında bıraktığın intiba her şeydir"e odaklanarak 1980'lerden sonra patlayan iyi yaşam vurgusunun birer sonucu olabilir mi, mühim olan okuma bu. Eğer öyleyse zaman kavramını da düşünelim. Sosyolog Émile Durkheim, zaman kavramının bireysel deneyimlerle kalıplaştırılmaya yeterli olmadığını belirtmişti. Yani, kolektif duygularımızın meyvelerini sonraki yıllarda toplayabiliriz. Hatta, şehirde aldığımız aksiyonlarla 2020'lerle ilgili bırakacağımız anıları şekillendirmeye başlamış olabiliriz bile.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Yılın ilk pazarı: Şehirde iz bırakanlar, zihnimizde kalanlar ve kalbimizden geçenler.
03 Oca 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




