Yaşlılara yönelik dolandırıcılık salgını: Yaşlılar mı sisteme direniyor, sistem mi yaşlılara?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Paolo Sorrentino’nun Youth (Gençlik) filminde çok sevdiğim bir sahne var. Harvey Keitel’in canlandırdığı yaşlı yönetmen, genç senaristlerle bir seyir terasındadır. Gençlerden birini çağırır ve orada sabitlenmiş dürbünden karşıdaki dağa bakmasını ister. “Evet çok yakın görünüyor,” der dürbünden bakan genç. “İşte gençken gördüğün şey budur; her şey çok yakın, gördüğün şey gelecektir” diye devam eder yönetmenimiz. Ancak orada kalmaz, dürbünü ters çevirir ve bu kez merceğe o tarafından bakmasını ister genç senaristten. Sonra da ekler:
“İşte yaşlıyken gördüğün şey de budur; her şey çok uzak görünüyor. Geçmişin gibi.”
Henüz yaşlı sayılmam belki ama bugün 47 yaşındayken bile geçmişteki kendime, örneğin 20 yaşındaki hâlime bakınca onu çok uzakta görüyorum. O kadar uzak görüyorum ki, sanki o 20 yaşındaki çocuk ben değilmişim de benim evladımmış gibi. Bazılarımız bunu aklından geçirmiştir: İlk gençlikteki kendimizi, karşımıza alıp konuşmak, omuzlarından tutup sarsmak isteriz.
Sılası olmayan bir gurbet gibi gelir gençlik o anda. Daha ileriye bakmaya çalıştığımda ise ister istemez yaşlılığı görüyorum ve hayatımdaki yaşlı insanların değişen koşullarla mücadelesi üzerine düşünüyorum sonra. Bu nedenle, giderek artan "yaşlılara yönelik dolandırıcılık salgını" beni daha çok etkiliyor. Bana kalırsa burada, yaşlıların yetersizliğinden öte sistemsel bir açık var.
Tasarım kime hizmet ediyor?
Her şeyden önce teknolojinin arayüzleri hızla değişiyor ve hepsi "kullanıcı dostu" olmak gibi bir iddiayla kullanıcısından kendisini öğrenmesini bekliyor. Ne zaman annemlere, kayınvalideme gitsem elime çözülememiş bir teknoloji problemi uzatılıyor.
Teknolojiyi üretenlere göre bu bir güncelleme. Yeni menü ve daha iyi bir deneyim. Tasarım, önünde açık bir gelecek olan, öğrenmeye yatırım yapması akıllıca sayılacak bir insan olduğunu varsayıyor. Oysa ters çevrilmiş bir dürbünle bakan biri için bu varsayım çok anlamsız ve uzak. Hayatının son evresinde, kim bilir kaçıncı kez yeni bir menü öğrenmesi dayatılıyor ve buna kapsayıcılık deniyor.
Tasarım sadece öğrenmeye yatkın olanlara hizmet ediyor. Yaşlılar için ayrı bir arayüz tasarımı, arayüz deneyimi yok teknolojinin. Bu durum onları açıkça “vekalet” diye özetlenecek bir rejime itiyor; çocuklara, torunlara, güvenilir komşulara doğru yani. Belki de sistem burada düğümleniyor.
Devlet 74 yaşının üzerini ölçmüyor
Devletlerin yaşlılarla ilgili veri toplama pratiği bile bu düğüm konusunda fikir veriyor. TÜİK verilerine göre 65 yaş üzeri nüfus 9,5 milyonu aşmış durumda. Devlet bu insanları tek tek sayabilir. Ancak aynı kurumun internet kullanım verileri 74 yaşında kesiliyor.
Bu Türkiye’ye özgü bir durum da değil. Eurostat’ın ICT anketi de standart olarak 16-74 yaş arası nüfusu kapsıyor. Zamanında çalışma çağındaki nüfusu ölçmek için tasarlanmış ve sonrasında güncellenmemiş bir ölçek bu. Nihayetinde Türkiye’de 75 yaşındaki bir insanın e-devlet veya bankacılık uygulamalarıyla ne yaptığına dair kamuya açık bir veri yok.
Buna rağmen 65-74 yaş grubunda internet kullanım oranının %53,2’ye çıktığını söyleyen istatistikler bir gelişmişlik göstergesi olarak yayımlanıyor. Anketler “İnternet kullanıyor musunuz?” diye soruyor belki ama işlemleri kim yapıyor diye sormuyor. Burada hepimizin bildiği o vekalet rejimi var.
Dijital vekalet rejimi ve riskleri
Yaşlı nüfusun dijital varoluşunu dışlanma tabiriyle değil dijital vekalet tabiriyle tanımlayabiliriz. Bu rejimin de üç riski var. Ölçülmediği için görünmüyor. Hukuken tanınmadığı için rızayı kurguya çeviriyor. Denetlenemediği için hem taklit edilebilir hem de otomatize edilir.
Bu görünmezliği hafife almayalım. Bu rejimin arızası değil, varlık koşuludur. Çünkü ölçülseydi tanımlanmak, tanımlansaydı düzenlenmek zorunda kalırdı. Oysa şimdi ortaya karışık bir durum var. Milyonlarca yaşlının gündelik hukuk dışılığı bir istatistiki problem olarak ortaya çıkmıyor. Çocuklar, torunlar uğraşıyor, nadiren onlar bile yan yollara sapıyor.
- Kuşaklararası bir dayanışma olarak da görülebilir. Ancak bu vekaletin getirdiği mali riskler pek konuşulmuyor.
Çoğumuz aynı döngünün içindeyiz. Annemizin-babamızın e-devlet şifresini alıyor, onların yerine işlem yapıyoruz. Yapmak zorundayız çünkü çoğumuzun ebeveyni bu teknolojileri tanımıyor. Öyle olunca da “Okudum, anladım, onaylıyorum” kutucuklarını işaretlemek bizim inisiyatifimize kalıyor.
Hukuki perspektiften bakılınca bu bir suç aslında. Çünkü “açık rıza” kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır ve başkası tarafından verilemez. Oysa literatürde “sıcak uzman” (warm expert) denilen biz çocukların ve torunların başka bir şansı yok. Algoritma, bedeni yorulan yaşlıyı değil, onun maskesini takmış biz orta yaşlıları ve gençleri görüyor.
Ses klonlamanın risklerini biliyor muyuz?
Klasik telefon dolandırıcılığını artık çoğumuz biliyoruz diye düşünüyorum. “Adınız terör soruşturmasına karıştı, polisim, savcıyım, hesabınız MASAK incelemesinde” gibi savlarla yapılan aramalar uzun süredir gündemde. Hem devlet kurumları hem de özel şirketler bu konuda sık sık uyarı yapıyor.
- Ancak şu anda yeni bir olgu daha var. McAfee’nin yedi ülkede 7 bin 54 kişiyle yaptığı araştırmaya göre üç saniyelik bir ses örneği %85 eşleşme üretmeye yetiyor; küçük bir ses dosyası setiyle bu eşleşme %95’e kadar çıkıyor. Böylece binlerce karakterlik metinler çok çok küçük bir maliyetle seslendirilebiliyor.
Yani o vekalet rejimindeki çocuk, torun veya komşunun sesi artık organize suç örgütleri için ölçeklenebilir, ucuz bir ürün. Şuna dikkat etmek lazım, ses klonlama burada yeni bir suç icat etmiyor. Meşru bir toplumsal yapının yani dijital vekaletin taklidini ölçeklenebilir hâle getiriyor.
Tanıdık failler ağırlıkta
Uluslararası ölçekte daha çarpıcı rakamlar var. AARP’nin (Amerika Emekliler Derneği) raporlanamayan kayıpları modelleyen metodolojisine göre, ABD’de yaşlılardan çalınan yılda tahmini 28,3 milyar doların 20,3 milyar doları, mağdurun tanıdığı kişiler tarafından alınmış.
Yabancı siber suçlara giden pay 8 milyar dolarmış. Üstelik yabancılar tek seferlik hızlı, anlık transferlerle çalışırken, tanıdık failler banka hesaplarına doğrudan ve uzun süreli biçimde, yani sistematik olarak erişmiş. Belki biz o kadar çürümemişizdir diye teselli bulabiliriz ama bu tip aile içi vakaların genelde kayıtdışı kaldığı da malum.
Müge Anlı’nın gündüz kuşağındaki programında pek çok örneğine de rastlanabilir. Bu durum bize vekalet rejiminin asıl riskinin dijital taklitten ziyade denetlenemez olması olduğunu hatırlatıyor.
Yaşlanmanın biyolojik anlamı
Peki neden yaşlılar? Çoğumuzun sandığı gibi sadece saf oldukları veya dijital dünyayı anlamadıkları için mi? Hayır. Nörobilim bize meselenin biyolojik boyutu olduğunu da söylüyor.
Yaşlanan beyinde ventromedial prefrontal korteks bölgesi köreliyor. Bu bölge şüphe duyma ve yalanı tespit etme merkezimiz. Üstüne bir de psikolojideki “pozitiflik etkisi” ekleniyor ki, yaşlı bireyler kalan kısıtlı zamanlarında olumlu uyaranlara odaklanmak istiyor. Bu da riski süzme kabiliyetini azaltıyor.
- Hani bazen diyoruz ya, “O kadar da eğitimli insan halbuki, nasıl inanmış bu yalana” diye, işte o kadar kolay söylememek lazım.
Üstelik yukarıda teknik başarı oranlarını verdiğimiz gibi dolandırıcılar artık teknoloji kullanıyor. Annenizi sizin sesinizle arıyorlar. Deepfake görüntüyle aramalarının önünde de engel yok. Dolayısıyla telefondaki yaşlı bireyin kalan analitik düşünme yetisi de bu duygusal uyarılmayla çökmüş oluyor.
Artık ailenin sadece kendi aralarında bilinen bir “Aile Parolası” olmalı. Bu parolanın söylenemediği durumlarda arama sonlandırılmalı. Bu sadece yaşlı bireylere sahip aileler için değil, tüm aileler için önemli.
Sisteme sürtünme eklemek
Sistem yaşlıları doğrudan dışarıda bırakıp vekillere muhtaç bırakıyor demiştik. Felaket anı geldiğinde ise yani bir dolandırıcı hesabı boşalttığındaysa bu sadece mağdurun suçu oluyor. Nihayetinde sözleşmeler "kimseyle şifreni paylaşma" diyor. Nihayetinde SMS’ler, duyurular havada uçuşuyor. Olay dönüp dolaşıp “Sen de bu kadar safdil olma teyzecim, amcacım, dedeciğim” noktasına geliyor.
Oysa kimse demiyor ki, bankanın ya da teknolojinin arayüzü yaşlı insanların anlayamayacağı kadar karmaşık diye. İngiltere bu konuda ilerici bir adım attı. 2024’te devreye soktuğu “Zorunlu Geri Ödeme” modeliyle bankaları 85 bin sterline kadar olan dolandırıcılık zararlarına karşılamaya mecbur bıraktı. Singapur, müşterinin tek tuşla tüm hesaplarını dondurabildiği Acil Kapatma Anahtarı ve 12 saatlik bekleme süreleri yani davranışsal sürtünme standartları belirledi.
Bizde Yargıtay’ın bankalara yüklediği “objektif özen yükümlülüğü” gibi hukuki kalkanlar olsa da BTK’nın sahte aramaları engellemesi dışında ödeme sistemleri düzeyinde yaşlıları koruyacak proaktif bir sürtünme duvarı hâlâ yok. Müşteriye “riskli işlem” diye bir form imzalatıp sorumluluğu üzerinden atmak ya da siber güvenlik sigortası gibi modeller icat edip işten sıyrılmak daha kolay geliyor.
İrlanda’nın ‘destekli karar verme rejimi’ ve eksiklerimiz
Bu konuda en yaratıcı adımlardan biri de İrlanda’dan gelmiş. İlham, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesinden geliyor: Kişinin yerine karar verme rejiminden destekli karar vermeye geçilmesi. İrlanda, 2015 yılında çıkan bir yasayla bu rejimi üç kademeli olarak uygulamış.
- Sadece bilgi toplayıp açıklayan karar asistanı, işlemi kişiyle birlikte onaylayan eş-karar alıcı, en ağır durumlarda temsilci.
Almanya’nın önleyici vekaletnamesi ve İngiltere’nin kalıcı vekaleti, insanların aklı yerindeyken ileriye dönük yetki tanımlamasını sağlıyor. Bizde de bu konular üzerine düşünülebilir. Örneğin, e-devlet ve bankacılıkta şifre paylaşmadan tanımlanabilen, kapsamı ve süresi sınırlı, iptal edilebilir, kayıt altına alınan ve denetlenebilen bir yetki devri.
Sağlık Bakanlığı’nın e-nabız’da hasta yakınına süreli erişim tanıyan modülü bunun küçük ama uygulanan bir prototipi aslında. Yani ortada teknik bir güçlük de yok. Asıl güçlük, 10 milyona yakın insanı ilgilendiren bir düzenin, kimsenin hukuken var olduğunu kabul etmediği bir alanda yürümesine alışmış olmamız.
Yanlış bir cümle: Yaşlılar teknolojiye ayak uyduramıyor
Dolandırıcılık istatistiklerine yaş kırılımı eklemek, ödeme tarafında zorunlu iade ve yüksek tutarlı ilk transferlere bekleme sürtünmesi, İrlanda örneğindeki gibi dijital destekli karar verme çerçevesi, kimsenin izlemediği kamu spotları yerine daha interaktif, yüz yüze anlatma pratikleri bulmak ve dahası…
Dahası derken hepsinden önce bir cümleyi değiştirmek gerekiyor. Hepimizin, hatta bizzat yaşlıların ağzındaki “Yaşlılar, teknolojiye ayak uyduramıyorlar” cümlesi. Bu cümlenin doğrusu ne peki?
- Doğrusu şöyle: Teknoloji yaşlanan bir bedenle ve kapanan bir ufukla uyumlu çalışmayı denedi mi ki? Acaba yaşlılar mı sisteme direniyor, yoksa sistem mi yaşlıya dirençli olarak inşa ediliyor? Üzerine düşünülmesi gereken bir soru.
Bu sorunun üzerine hiç düşünmemek, bence insanın yaşlılığı daima başkalarının başına gelen bir şey olarak düşünme yanılgısındadır. Simone de Beauvoir, La Vieillesse (Türkçede: Yaşlılık, Milliyet Yayınları, 1970, Çev: Osman Canberk-Eray Canberk) eserinde güzel anlatmıştı bu olguyu. İnsan kendi yaşlılığını hayal etmeyi reddediyor sürekli. Oysa erken ölmeyen herkesin başına geliyor.
Bu yüzden Beauvoir aynı eserde “Yaşlılık hayatın parodisidir” demişti. Bu parodi en çok, “yaşlılığı başkalarının başına gelen bir şey” olarak düşünmemizde. Yoksa sistemi yaşlıların bu kadar aleyhine inşa etmezdik diye düşünüyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari, gazeteci Tom Parker’a verdiği röportajda yapay zekayı karar verebilen ve yeni fikirler üretebilen bir “yabancı zeka” olarak tanımlıyor. İnsanlığın dil üzerindeki hakimiyetini bu yeni aktörle paylaşmasının güç dengelerini nasıl değiştireceğini sorgulayan Harari, zeka ile bilgelik arasındaki ayrıma odaklanıyor: Zeka ucuzlayıp bollaşırken insanlık, ne isteyeceğini bilecek kadar bilge olabilecek mi?

1990’larda ABD’de tütün şirketlerine açılan davalar, sigara endüstrisinin reklam ve pazarlama pratiklerini de kökünden değiştirmişti. Aradan 30 yıldan uzun bir süre geçti. Şimdi benzer bir tartışma 29 eyaletin Meta’yı Facebook ve Instagram’ı çocukları platformda tutacak biçimde tasarlamak ve riskleri kamuoyundan gizlemekle suçladığı davada yeniden gündeme geliyor. Davanın önemi ise sosyal medyanın temel tasarımını ve reklam modelini değiştirebilecek olmasında yatıyor.

Emojiler, ilk bakışta internet ekosisteminin evrensel bir dili gibi görünse de hangi emojiyi kullandığınız, sizinle ilgili sandığınızdan çok daha fazla şey söylüyor. Bazen bir emoji, doğum tarihinizi yazmanıza gerek kalmadan hangi kuşağa ait olduğunuzu rahatlıkla ele verebiliyor.

Haziran ayında İstanbul’daki Türkiye Yapay Zeka Zirvesi’nde açıklanan 2026-2030 Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı, Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla kamu kurumları için resmî bir yol haritasına dönüştü. Plan, yetkinliklerin yaygınlaştırılmasından işlem gücü yatırımlarına uzanan 16 adımlık bir çerçeve sunuyor ancak sınırlı eğitim hedefleri, özel sektöre yönelik teşvik ihtiyacı, yönetişim ve çevre alanındaki boşluklar, planın geliştirilebilecek yönlerine işaret ediyor.

Google, yapay zeka alanında bugüne dek her zaman sessiz, istikrarlı, kendini kanıtlamış ve olgun bir şirket imajı çizdi. Fakat Ağustos ayı başlarında şirket, yapay zeka yönetiminde bugüne kadar yaptığı en köklü değişikliklerden birine gitti. Eski şirket çalışanları tarafından yapılan açıklamalar, bu yönetim değişikliğinin ardında şirketin yapay zeka alanında hangi yöne ilerlemesi gerektiğine dair önemli bir fikir ayrılığı olabileceğine işaret etti.




