GÜNEŞİN ÇOCUKLARI

Bir rüya gördüm. Sen, ben, o, biz, siz, onlar yoktu. Hepimiz vardık. Güneş tepede, içimizi ısıtmış. Akdeniz her dilde, "Akdeniz"miş.
GÜNEŞİN ÇOCUKLARI

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Günlerden ne, saat kaç bilmiyorum. Odaya belli belirsiz bir ışık giriyor pencereden. Gördüğüm rüyayı anımsıyorum bir anda. Kocaman bir park. Arkada, iki sokak sanatçısı: birinin elinde kamera, diğerinde labutlar. Labutları havada döndürerek köprüden geçiyor biri, diğeri kamerayla peşinde, ben de onun... Labutlar havada döndükçe sureti kapanıp açılan güneş yüzüme vuruyor. Yüzümde ikamet eden güneşle yataktan kalkıp zaman kaybetmeden dışarı çıkıyorum. Şehre en son dört yıl önce gelmişim, yeniden keşfe çıkmak için iyi bir süre. Dükkânlar kapalı. Paradas 7’nin önünde duruyorum, burası açık. İçeri giriyorum. Hasır, ahşap ve tuğla birlikteliği hâkim. Sevilla’nın Ortaçağ’dan bugüne, gökdelen dikilmeden gelmiş sokaklarının aksine oldukça modern bir yer burası. Gözlerim fayans duvarlar ararken bir papağan uçuyor, sabah kahvemi içeceğim masanın üzerine konmuş bana bakıyor. Peki madem deyip eşlik ediyor, masaya oturuyorum. “Buenos dias! Puedo ordenar?” (İyi günler, bir şeyler sipariş edebilir miyim?) Kimse görünmüyor. Biraz bekliyorum ama papağan ve ben yalnızız. Çok geçmeden papağan uçup gidiyor kapıdan, ben de arkasından.

Museo mahallesinde yürümeye başlıyorum, kahve içsem iyi olur. Bu sırada elinde eski bir kamera, 20’lerinin sonunda olduğunu tahmin ettiğim biri yanıma yaklaşıyor, zihnimi okumuş gibi “No conozco ninguna cafeteria buena por aquí.” (Buralarda iyi bir kahveci bilmiyorum.) Pekâlâ, buralarda iyi kahve içecek bir yer yoksa madem. Peşine takılmak isteyip istemediğimi soruyor. İsterim tabii. İlk köprüden karşıya geçiyoruz: Puente del Cachorro. Köprünün adını okurken aramıza birinin daha katıldığını görüyorum, gülümsüyoruz birbirimize. Onun ellerinde bir çeşit turunçgil var. Hangisi çıkaramıyorum. Havada dört tanesini döndürüp yakalıyor. Parque Fernando Magallanes’in yanından yanından yürüyoruz.


Centro Andaluz de Arte Contemporáneo’ya benzettiğim bir yapı görüyorum uzaklarda. Nehrin bu tarafında mıydı? Tonton bir çift yürüyor önümüzde. Kadının üzerinde dökümlü ve şık bir entari, üzerinde çiçekler var. Mini minnacık çantasını sıkı sıkı tutmuş. Adamın kafasında hasır şapkası, üzerinde çizgili gömlek, jilet gibi bir pantolon. Dönüp kadına bir şeyler anlattıkça piposunu görüyorum. Adımlarımızı onlara uyduruyoruz. Bu mevsimde hangi deniz ürünü yenir, onu tartışıyorlar. Parktan müzik sesleri geldiğini söylüyor bu sırada kadın, gel biraz dinleyelim diyor, yollarımız ayrılıyor. Elimizde churros’lar, sosa bana bana yürümeye devam ediyoruz. Nereden geldi bu churros’lar? Karşımda dev bir el uzanıyor churros’lara doğru. Nasıl yani? Ah, müzeye varmışız. Demek herkes buradaymış! Yüz boyası yapanlar, kaykayına binenler, çimenlerde yoga yapanlar, müzeden çıkan aileler... Bütün Sevilla karşımda; Alcázar ve civarından, Sevilla’nın geri kalan her yerinden daha renkli burası diye düşünüyorum. Bizim hokkabazın omuzunda papağan, bana sesleniyor. Adımı nereden biliyorlar? Söylemiş miydim acaba, tanıştık mı?

Bu sırada bir başkasının daha adımı seslendiğini duyuyorum. Bir kadının sesi. Maria, Maria Halios! Ne işi var acaba burada? Belki sergisi vardır. Ona doğru yürüyorum. Biraz hasret gideriyoruz. Bana burada ne işim olduğunu ve neden ona haber vermediğimi soruyor. Ben daha cevap vermeden kolumdan tutup birkaç saat showroom’u kapatacağını bildiriyor, Baron’da öğle yemeği yiyecekmişiz. Baron mu? Beyrut’a nasıl geldik? “Buralar nasıl oldu? Her şey yolunda mı?” diye sormak istiyor, ağzımda bir şeyler geveliyorum şaşkınlıkla. “Her zamanki gibi; her şey yolunda değil ama biz küllerimizden doğmayı iyi biliriz.” diyerek gülümsüyor. Daha fazla konuşmama fırsat vermiyor. "İki adım buradan, haydi!” diyor, “Hayallerim var Galata-Mar Mikhael arası” “Konuşuruz,”. Peşine düşüyorum.



Önce Papercup’a uğrayıp bir kitap almak istiyor. Ah evet, Papercup yakında, Baron da öyle olmalı. Pharoun Caddesi’nde birkaç adım atıp Papercup’a varıyoruz; Arapça sorulara verilen Fransızca cevaplar çalınıyor kulağıma. Diane Ferjane’nin sahibinin oğluyla karşılaşıyoruz; Beyrut’un meşhur antikacısı. Maria tanıştırıyor bizi. “Enchanté!” (Memnun oldum). Bundan iki yıl önce Yıldız Sarayı’nda II. Abdülhamit’e hediye olarak yaptırılan eşyaları ve iki ülke, binbir kültür arası hikâyeleri anlatmıştı babası. Ne hayat dolu bir insandı! O nasıl diye soracak oluyorum; bu sırada omzuma bir el dokunuyor. George! “Ti kanis?” deyip hemen sarılıveriyor eski günlerdeki gibi. *“Ben iyiyim, siz nasılsınız asıl?”* diye sormak istiyorum ama nafile. Maria ve George aralarında Yunanca konuşuyor, Maria bu sırada eliyle bana Carton’un A Proustian Memory sayısını gösteriyor. Damağımda feta, tahin ve narın karışık tadı, aklımda yıkılıp dökülmüş bir şehir; içinde mutlu insanlar. Gözüme karşı duvara yazılmış Arapça bir yazı takılıyor. George sorduğumu anlamış gibi: “There is hope, yet.” diyor. “Páme Páme!”

“Páme Páme!”, “Elif, haydi, neye bakıyorsun?”. Denize, denize bakıyorum. Ne ara geldik buraya? Saat kaç? Bütün gün yemek yemedim. Haydi yemek yiyelim demek istiyorum. Labutlu hokkabazın omzunda bizim papağan. Buralara kadar nasıl uçtu acaba? Denizi; saçlarımı ve aklımı karmakarışık eden rüzgârı arkamıza alıyoruz. İstikâmet neresi bilmiyorum. Tek umudum bir şeyler yiyebilmek! Ionos Dragaomi Caddesi boyunca denizden yukarı yürüyoruz. Ano Poli’nin dışındayız. Turisti değil lokali sokakta şehrin. Selanik’in çarşı kardeşleri Bezesteni ve Kapani sağ tarafta kalıyor olmalı. Tezgâhlarda ve masalarda şenlik; Akdeniz’in incisi Ege’nin zeytinleri, peynirleri… Kapanmış mıdır acaba? Saat 7-8 olacak, restoranlarda akşam yemeğine hazırlık telaşı hâkim. Mamalouka, Omikron, Zythos… Ee, birinde durup şöyle bir uzo içmez miyiz? Yanında mezeler, keyfe keder.


Labutları havada çevire çevire yürüyordu bizimki. Masaların yanından geçerken çantasına koyuyor. Burada akşam yemeği, pek tabii ciddi bir müessese. Albeta’nın önünde duruyoruz. İki frappe iki mafiş! Biraz oturuyoruz kaldırımda. Yorulmuşum. Damağımdaki feta ve zeytinyağı tadının, burnumdaki uzo ve deniz kokusunun peşindeyim. Bizimki kamerayı çıkarıyor çantasından. “Akşam güneşi vuruyor yüzüne, o yüzden gel, şu masada oturalım.”. Feta saganaki söylüyor hemen, yanında ev yapımı beyaz şarap. Uzoya ne oldu diyecektim ama vardır bir bildiği. Varsın olsun şarap gelsin. Yanında ne yesek? Biraz menüye bakayım diyorum. Türkçe. Aklıma o bahçedeki nar ağacı düşüyor. Bir de o rakı sofraları. Boşver diyorum, gel bugüne. Güneş güzel, son demleri. Bu ışık, bu koku, bu duygu; hepsi burada. Endişeyi de, açlığımı da rüzgâr alıp götürmüş denizden yukarı çıkarken. Yerine neşe ve iştah bırakmış.

Gözümü açıyorum. Işık, artık gözümün içine giriyor. Güneş tepede. Akdeniz’in tuzu ve rüzgârı şifalandırmış mıdır Beyrut’u? Güneş ısıtmış mıdır üzümleri? Papağan yolunu bulmuş mudur?

Güneşin çocukları Beyrut, Selanik ve Sevilla'ya selam olsun.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Bugün yüzünü güneşe dön!

Bugün takvimlerde 11 Haziran. Soli’de “Yüzünü Güneşe Dönenler Günü”. Bedenimizi ısıtan güneşin altında festival havası var şimdi. Beş dakika da olsa gidilecek yerlerden, yapılacak şeylerden, okunacak haberlerden izin istemişiz...

11 Haz 2021

İllüstrasyon: Ece Tugay

YAZARLAR

Elif Bayram

Editor-in-chief, Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli

HİKAYE

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat

Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

Elif Bayram

·

12 Tem 2026

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat
SoliSoli

HİKAYE

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

Deniz Aytekin

·

12 Tem 2026

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?
SoliSoli

HİKAYE

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Doruk Başkır

·

11 Tem 2026

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar
SoliSoli

HİKAYE

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.

Orhun Canca

·

10 Tem 2026

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi
SoliSoli

HİKAYE

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı

Belki Canelé’sini belki Earl Grey’li kekini tattınız ama muhtemelen henüz onunla tanışmadınız. Mitte Brot'un pasta şefi Gökçe Durukan, şehrin kahve laboratuvarı Petra’nın kahve eşlikçileriden sorumlu. Sabahın erken saatlerinde müşterilerine sıcak ve taze ürünler servis etmek üzere geceden çalışmaya başlayanlardan yalnızca biri. Gecenin son, sabahın ilk durağının temsilcisi. Gökçe’yle pâtisserie yaklaşımlarına, pasta şefi olarak rutinlerine ve şehirde gece çalışmaya dair laflıyoruz.

Elif Bayram

·

08 Tem 2026

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı