👓 Yeni albüm, yeni şarkı: Blur geri döndü!

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
90’ların başından 2010’lu yıllara kadar Britpop, indie rock, alternative rock, art pop ve art rock duraklarından geçerek geride sayısız hit bırakan Londra merkezli kült grup Blur’u en son nerede bırakmıştık? 12 yıl aradan sonra çıkardıkları The Magic Whip albümünde. Grubun diskografisinde vasat çizgisine oturan bu albümün ardından Blur, uzun bir turnenin ardından sessizliğe bürünmüştü. Ta ki 2019 yılında Damon Albarn’ın düzenlediği Africa Express etkinliğindeki sürpriz performanslarına kadar.
Geçtiğimiz yıl kasım ayında 2023’e umutla bakmamızı sağlayan Wembley konserlerini duyuran Blur, geri dönüşlerini yeni bir albümle taçlandıracaklarını müjdeledi. Tam sekiz yıllık aranın ardından The Ballad of Darren adını verdikleri dokuzuncu stüdyo albümlerinin Parlophone etiketiyle 21 Temmuz’da yayımlanacağını açıkladı. Grup, bu müjdeli haberin yanında albümün çıkış teklisi olan The Narcissist’i, albümün kapağını ve şarkı listesini paylaştı.

Blur, The Ballad of Darrenm | Fotoğraf: Martin Parr
10 şarkıdan oluşacak albümün kapağında fotoğrafçı Martin Parr’ın 2004 yılında İskoçya’nın en eski açık hava havuzu olan Gourock’ta yüzen bir çocuğu kadrajladığı kare var.
Grup üyelerinin albümle ilgili açıklamalarından satır başları şunlar oldu:
Damon Albarn:
“Bu bir artçı şok kaydı. Şimdiki zamanda kendimizi nerede bulduğumuza dair bir yansıma ve yorum.”
Graham Coxon:
“Yaşlandıkça ve çılgınlaştıkça, çaldığımız şeyin doğru duygu ve niyetle yüklü olması daha önemli hâle geliyor. Bazen sadece bir riff işi yapamaz.
Alex James:
“Herhangi bir uzun vadeli ilişkinin herhangi bir anlamla sürmesi için birbirinizi bir şekilde şaşırtabilmeniz gerekir. Bir şekilde hepimiz bunu yapmaya devam ediyoruz.”
Dave Rowntree:
“Birlikte müzik yapmak her zaman çok doğal hissettiriyor. Yaptığımız her kayıtta süreç yeni bir şeyi ortaya çıkarıyor ve grup olarak gelişiyoruz."
The Ballad of Darren:
01 - The Ballad
02 - St Charles Square
03 - Barbaric
04 - Russian Strings
05 - The Everglades (For Leonard)
06 - The Narcissist
07 - Goodbye Albert
08 - Far Away Island
09 - Avalon
10 - The Heights
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
14–20 Eylül tarihleri arasında düzenlenen ve medya sponsorları arasında yer aldığımız Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ne; değişen alışkanlıkları, süren samimiyeti ve bu yılın filmleri üzerinden baktık.

Bazen insanın ihtiyacı, acısına bir cevap bulmak değil, o acının içinde bütünüyle yalnız olmadığını bilmektir. Belki kitapların yapabileceği şey de tam burada başlıyor. Acıyı dindirmek değil, çünkü bazı acılar dindirilemeyebilir. Bir kaybı anlamlandırmak ya da ona teselli olacak birkaç güzel cümle bulmak da değil; yalnızca insanın acısının yanında sessizce bulunmak.

Arkas Sanat ve Centre Pompidou işbirliğinin ilk sergisi “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, 26 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açılıyor. Beş yıllık işbirliği kapsamında düzenlenecek 10 serginin ilkini ve bu uzun soluklu buluşmayı Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon’dan dinledik.

“Verilere dayalı gerçek, muhasebeciler içindir” diyen ve sadece nesnel gerçeği beyazperdeye yansıtmakla yetinen sinema anlayışını aşağılayan Werner Herzog'un çektiği tüm filmlerde, kurgu ve belgesel iç içe geçer. Her bir film projesi, lideri Herzog olan ekibin görevidir ve görev yerine getirilecektir. Görev süresince tüm ekip “dışarıdan gangsterler gibi görünüp, içlerinde papaz cübbesi giymiş azizler gibi” adanmış olacaktır.

Filozof Jonathan Barnes'ın kızı ve İngiliz yazar Julian Barnes'ın yeğeni Camilla Barnes, ilk romanı "Her Zamanki O Öldürme Arzusu"nda İngiltere'den Fransa'ya göç etmiş bir ailenin üç kuşaklık öyküsünü anlatırken zarif ve alabildiğine mizahi bir dil kullanıyor. Barnes’la, bu güçlü edebiyat ve felsefe geleneğinin içinde kendi sesini bulmayı, İngiltere’den Fransa’ya göçü, aile içindeki iktidar ilişkilerini, kuşak çatışmalarını ve yaş almayı konuştuk.



