Yeniden kamulaştırmanın geleceğini düşünmek


Kavramlara, isimlere kısa başlangıçlar: İKÜ Yayınevi Çok Kısa Bir Başlangıç Serisi
Kitapların oldukça iyi derleme, kürasyon araçları olduğunu söylesek yanılmış olmayız. Zira kitaplar spesifik bir konuya dair ayrıntıların tabiri caizse "paketlenip" sunulmasını mümkün kılıyor.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
2020, 18 Ocak. Günlerden cumartesi. Benim Kuledibi demeyi sevdiğim Galata Meydanı’nda bir kalabalık var. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, gazeteciler, meraklı bir kalabalık… Kültür, sanat, kamulaştırma, restorasyon gibi kelimeleri seçiyorum aradan. “Tarihi, kültürü ve sanatı bir araya getireceğiz.” Beyoğlu Kültür Yolu isimli bir projeden bahsediliyor.
Sonraları gazetelerde okudum; Galata Kulesi ve etrafını çevreleyen meydanın kültür ve sanatla öne çıkacağı, kulenin bir müzeye dönüşeceği bir proje tasarlanmış. Kulağa güzel geliyor diye düşünmüştüm ilk. Daha sonra 2012’de yaşanan polis müdahalelerini, gürültü ve meydanda içki içenlerden kaynaklanan rahatsızlıklar sebebiyle meydanın kamusal alan özelliğini kısmen kaybettiği zamanları hatırladım. Galata Meydanı’nın geleceği üzerine o zamanlar da çeşitli planlar yapılmıştı. Peki bu “yeniden kamulaştırma”dan tam olarak ne anlamamız gerekiyor? Bu soruya mantıklı bir yanıt bulmak için hem Beyoğlu Kültür Yolu Projesi’ne hem de şimdiye kadar atılan adımlara bakmamız gerek.
Projenin kapsamı ne? Kültür yolunun ilk durağı Galataport, yolun sonunda yeni AKM. Amaçsa, Galata Kulesi’ni merkezine alan, İstanbul’un ilk meydanını “eski günlerine geri döndürmek”. Yol, Karaköy’den Galata’ya bir Pera yolculuğu yapacak ziyaretçileri oradan İstiklâl Caddesi’ne bağlıyor ve bu yolculukta kule bir yol gösterici olarak konumlanıyor. Mevcut çay bahçesi yıkılarak bir meydan düzenlemesi; hatta bakanlığa bağlı kurumların özellikle güzel sanatlar, opera, bale ve tiyatro bölümlerinin yıl boyu meydanda kültür ve sanat etkinlikleri düzenlenmesi planlanıyor. Meydanın sadeleştirilmesi ve büyütülmesiyle birlikte tarihî Doğan Apartmanı'nın bulunduğu sokakta da düzenlemeler yapılacak, Tünel'e doğru uzanan bir yokuştan, eskiden Beyoğlu Evlendirme Dairesi'nin bulunduğu alandan bir çıkış oluşturulacak ve yeni yapılacak kültür merkezine ulaşılabilecek.
Şimdiye kadar ne yapıldı? Galata Kulesi ve Kuledibi için atılan ilk adımlardan biri büyük tepkiyle karşılaşan restoran çalışmasıydı. Kule duvarlarının hiltiyle parçalandığı bir videonun sosyal medyada yayılmasıyla konu şehrin gündemine oturmuştu. İBB'nin konuya dair şikayetleri işleme geç alınsa da videoda görüntülenen işlemin onaylanmış bir restorasyon projesine dâhil olmadığı, projenin olaylar sosyal medyada yayıldıktan sonra onaylandığı 16 gün sonra İBB tarafından kanıtlandı. İBB’nin elinden alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilen kulede yaşanan bu olay sonrası aklımda Narmanlı Han, Emek Sineması ve AKM'nin “restorasyon”u üzerine sorular dönmeye başlamıştı bile. Galata Kulesi’nin restore edilmiş hâli de Narmanlı Han gibi ruhunu kaybedecek miydi? Ya Galata Kulesi’nin geleceği? Zaman akmaya, çalışmalar tamamlanmaya devam etti, Galata Kulesi dijital dünyaya ayak uydurma vaadiyle yola çıkan bir müzeye dönüştü. Kulenin bir müzeye dönüşümü konusunda Gazeteci Hakkı Yırtıcı’nın yorumları, bizi varmak istediğim noktaya yakınlaştırıyor: “Galata Kulesi’nin içine giydirilen kılıf, lüks bir oteli andıran girişi, her yeri alçı sıva ve alçıpan tavanla kaplanmış iç yüzeyleri ile başka bir şeye dönüşmüş.”
Galata Kulesi Müzesi’nin bu “başka” hâli, beni bu yeniden kamulaştırma projesine de şüpheyle bakmaya itiyor. Kuledibi’nde havada asılı kalmış bir his var sanki, bozulan tarihten, soylulaşan mahalleden yayılan bir his. Belki değişim hep var, var olmaya devam edecek. Başka türlü bir şehirden de söz etmek mümkün olmaz zaten. Şehir yaşar, koşar, dönüşür… Ama ben bu dönüşümün kendi saatine, kendi ritmine göre olması gerektiğini düşünenlerdenim. Galata’nın o kendine has kimliğini kaybetmediği, sadece bir kesimin yararlandığı bir alan olmaktan ziyade herkesin anılar biriktirebildiği, yeninin eskiye bir selam çaktığı, saygı duyduğu bir dönüşüm… Tüm bu düşünceler beni şunu sormaya itiyor: Galata ve Kuledibi yeniden şehrin, şehrin sakinlerinin olacak mı?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Galata'dan sevgilerle: "Bozmuş" bir semtte yemek, bir Kuledibi bekçisi, kayıp zamanın izinde bir romantik.
04 Nis 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.



