Yeniden kamulaştırmanın geleceğini düşünmek

Galata Kulesi ve Kuledibi’nde neler olacak sorusuna bir yanıt arayışı.
Yeniden kamulaştırmanın geleceğini düşünmek

İKÜ Yayınevi 4 Nisan
İKÜ Yayınevi ile birlikte

Kavramlara, isimlere kısa başlangıçlar: İKÜ Yayınevi Çok Kısa Bir Başlangıç Serisi Kitapların oldukça iyi derleme, kürasyon araçları olduğunu söylesek yanılmış olmayız. Zira kitaplar spesifik bir konuya dair ayrıntıların tabiri caizse "paketlenip" sunulmasını mümkün kılıyor. Durum böyleyken iyi "paketlenmiş"; çeşitli kavramlara, konulara, isimlere nitelikli bir başlangıç yapmayı mümkün kılacak yayınlar dikkat çekiyor. Oxford University Press’in A Very Short Introductions serisi de bu amaçla yayımlanıyor. Peki, bu yayınlara Türkçe ulaşmak mümkün mü? İstanbul Kültür Üniversitesi Yayınevi, Oxford University Press’in A Very Short Introductions serisini Türkçeye kazandırıyor ve Aposto! okurlarına %10 indirim avantajı sunuyor. Çok Kısa Bir Başlangıç serisi: Oxford University Press'in geniş bir yelpazedeki konulara özlü ve orijinal girişler sunan; sosyolojiden geleceğe, politikadan edebiyat teorisine birçok alanda dengeli tartışmalara zemin hazırlayacak altyapıyı vadeden serisi Çok Kısa Bir Başlangıç (A Very Short Introduction), İstanbul Kültür Üniversitesi Yayınevi tarafından Türkçeye kazandırılıyor. Bugüne dek yayımladığı Felsefe, Demokrasi, Kozmoloji, Sanat Tarihi, Psikoloji, Bilinç, Evrim, Rönesans Sanatı kitaplarına mart ayında Tarih, Gelecek, Schopenhauer ve Nietzsche kitaplarını ekleyen yayınevi; ilgi duyulan alanlarda Türkçe, kullanışlı ve uygun fiyatlı bir başlangıç sunuyor. Örneğin Tarih: Çok Kısa Bir Başlangıç kitabı tarihe ilgi duyan herkesin merak ettiği "Tarih, tarihçilik ve tarih yazımı nedir?" sorularının cevaplarını kolay ve anlaşılır biçimde hikâyeleştirerek anlatırken Gelecek: Çok Kısa Bir Başlangıç kitabı geçmişten bugüne insanlığın sorguladığı, korktuğu, araştırdığı temel çalışmaları inceleyerek geleceğe dair ufuk açıcı bir vizyon sunuyor; Schopenhauer ve Nietzsche kitapları ise düşünürlerin yaşamlarına, eserlerine ve düşüncelerine giriş niteliği taşıyor. İlgilendiğiniz alana iyi bir başlangıç yapmak isterseniz 15 Mayıs’a kadar İKÜ Yayınevi’nin Aposto! okurlarına sunduğu %10 indirim avantajından APOSTO koduyla bu adresten yararlanabilirsiniz. İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) Yayınevi: 1997 yılında Kültür Koleji Eğitim Vakfı (KEV) tarafından kurulmuş olan ve bugün dört ayrı yerleşkede hizmet veren İstanbul Kültür Üniversitesi; "geleceğe yön verecek yetenekleri besleyen nitelikli bir öğretim vermek ve bilimsel, sanatsal, kültürel faaliyetleri artırmak" misyonuyla, "öğretim, bilimsel araştırma ve topluma hizmet konularında ulusal ve uluslararası saygınlığı olan bir üniversite olmak" vizyonuyla çalışıyor. İstanbul Kültür Üniversitesi’nin 2009 yılında okurlara kişisel ve toplumsal sorunlara alışılmadık açılardan ışık tutan ürünler sunmak hedefiyle hayata geçirdiği İKÜ Yayınevi; Çok Kısa Bir Başlangıç serisinin yanı sıra Akademik, Anı-Biyografi, Araştırma, Düşünce ve Edebiyat-Sanat kategorisindeki yayınlarıyla öne çıkıyor.

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

2020, 18 Ocak. Günlerden cumartesi. Benim Kuledibi demeyi sevdiğim Galata Meydanı’nda bir kalabalık var. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, gazeteciler, meraklı bir kalabalık… Kültür, sanat, kamulaştırma, restorasyon gibi kelimeleri seçiyorum aradan. “Tarihi, kültürü ve sanatı bir araya getireceğiz.” Beyoğlu Kültür Yolu isimli bir projeden bahsediliyor. 

Sonraları gazetelerde okudum; Galata Kulesi ve etrafını çevreleyen meydanın kültür ve sanatla öne çıkacağı, kulenin bir müzeye dönüşeceği bir proje tasarlanmış. Kulağa güzel geliyor diye düşünmüştüm ilk. Daha sonra 2012’de yaşanan polis müdahalelerini, gürültü ve meydanda içki içenlerden kaynaklanan rahatsızlıklar sebebiyle meydanın kamusal alan özelliğini kısmen kaybettiği zamanları hatırladım. Galata Meydanı’nın geleceği üzerine o zamanlar da çeşitli planlar yapılmıştı. Peki bu “yeniden kamulaştırma”dan tam olarak ne anlamamız gerekiyor? Bu soruya mantıklı bir yanıt bulmak için hem Beyoğlu Kültür Yolu Projesi’ne hem de şimdiye kadar atılan adımlara bakmamız gerek.

Projenin kapsamı ne? Kültür yolunun ilk durağı Galataport, yolun sonunda yeni AKM. Amaçsa, Galata Kulesi’ni merkezine alan, İstanbul’un ilk meydanını “eski günlerine geri döndürmek”. Yol, Karaköy’den Galata’ya bir Pera yolculuğu yapacak ziyaretçileri oradan İstiklâl Caddesi’ne bağlıyor ve bu yolculukta kule bir yol gösterici olarak konumlanıyor. Mevcut çay bahçesi yıkılarak bir meydan düzenlemesi; hatta bakanlığa bağlı kurumların özellikle güzel sanatlar, opera, bale ve tiyatro bölümlerinin yıl boyu meydanda kültür ve sanat etkinlikleri düzenlenmesi planlanıyor. Meydanın sadeleştirilmesi ve büyütülmesiyle birlikte tarihî Doğan Apartmanı'nın bulunduğu sokakta da düzenlemeler yapılacak, Tünel'e doğru uzanan bir yokuştan, eskiden Beyoğlu Evlendirme Dairesi'nin bulunduğu alandan bir çıkış oluşturulacak ve yeni yapılacak kültür merkezine ulaşılabilecek

Şimdiye kadar ne yapıldı? Galata Kulesi ve Kuledibi için atılan ilk adımlardan biri büyük tepkiyle karşılaşan restoran çalışmasıydı. Kule duvarlarının hiltiyle parçalandığı bir videonun sosyal medyada yayılmasıyla konu şehrin gündemine oturmuştu. İBB'nin konuya dair şikayetleri işleme geç alınsa da videoda görüntülenen işlemin onaylanmış bir restorasyon projesine dâhil olmadığı, projenin olaylar sosyal medyada yayıldıktan sonra onaylandığı 16 gün sonra İBB tarafından kanıtlandı. İBB’nin elinden alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilen kulede yaşanan bu olay sonrası aklımda Narmanlı Han, Emek Sineması ve AKM'nin “restorasyon”u üzerine sorular dönmeye başlamıştı bile. Galata Kulesi’nin restore edilmiş hâli de Narmanlı Han gibi ruhunu kaybedecek miydi? Ya Galata Kulesi’nin geleceği? Zaman akmaya, çalışmalar tamamlanmaya devam etti, Galata Kulesi dijital dünyaya ayak uydurma vaadiyle yola çıkan bir müzeye dönüştü. Kulenin bir müzeye dönüşümü konusunda Gazeteci Hakkı Yırtıcı’nın yorumları, bizi varmak istediğim noktaya yakınlaştırıyor: “Galata Kulesi’nin içine giydirilen kılıf, lüks bir oteli andıran girişi, her yeri alçı sıva ve alçıpan tavanla kaplanmış iç yüzeyleri ile başka bir şeye dönüşmüş.” 

Galata Kulesi Müzesi’nin bu “başka” hâli, beni bu yeniden kamulaştırma projesine de şüpheyle bakmaya itiyor. Kuledibi’nde havada asılı kalmış bir his var sanki, bozulan tarihten, soylulaşan mahalleden yayılan bir his. Belki değişim hep var, var olmaya devam edecek. Başka türlü bir şehirden de söz etmek mümkün olmaz zaten. Şehir yaşar, koşar, dönüşür… Ama ben bu dönüşümün kendi saatine, kendi ritmine göre olması gerektiğini düşünenlerdenim. Galata’nın o kendine has kimliğini kaybetmediği, sadece bir kesimin yararlandığı bir alan olmaktan ziyade herkesin anılar biriktirebildiği, yeninin eskiye bir selam çaktığı, saygı duyduğu bir dönüşüm… Tüm bu düşünceler beni şunu sormaya itiyor: Galata ve Kuledibi yeniden şehrin, şehrin sakinlerinin olacak mı?

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

Galata-Pera hattında: Meydandan sofraya

Galata'dan sevgilerle: "Bozmuş" bir semtte yemek, bir Kuledibi bekçisi, kayıp zamanın izinde bir romantik.

04 Nis 2021

İKÜ Yayınevi ile birlikte
"Hayalî bir Kuledibi" - İllüstrasyon: Gülşah Pelin Arı

YAZARLAR

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor