Yenilenen parktan şehir hareketine

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Bir şehrin yeşil alanları yorgunluğa iyi gelir, spor yapmak ve dinlenmek isteyenlere kucak açar. Bu açıdan Anadolu yakasının en kalabalık parklarından Kalamış, "onarılmış" hâliyle gören herkesi mest edip ziyaretçilerini artıracak gibi. Görmeyenler için Kadıköy Belediyesi, Nike ve Onaranlar Kulübü’nün ortak çalışması olan park, ideal bir iş birliğinin sonucu. “Bunu ideal yapan nedir?” derseniz bir yerel yönetimin özel sektör ve kâr amacı gütmeyen kimi kuruluşların ekipleriyle ürettikleri veya onardıkları bir alanı duyurması elbette. Çünkü farklı kurumların çıkar çatışmalarının ortak bir paydada buluşabilmesi demokratik olduğu kadar katılımcı ve kapsayıcı çözümleri de vadediyor.

Kaynak: Kadıköy Belediyesi
Tam da sırası olduğunu düşündüğüm için henüz duymamış olanlar için iş birliğinin üretim kısmında kendi değerini ortaya koyan Onaranlar Kulübü’nden bahsetmek istiyorum.
Onaranlar Kulübü: “Gönüllü bir kent hareketi” sloganıyla tanıştığımız Onaranlar Kulübü, şehrin açık alanlarına “iyileştirici” dokunuşlar yapan bir inisiyatif. Kent kolektifi derken gönüllülerin de dâhil olduğu sistemleri, mahalle sakinleri için yapılan dokunuşları kapsıyor. Buna “Kent Hack’leme Atölyesi” adı verilirken bir izleyicinin başını kaldırınca karşısına çıkan modüler sistemlere kayıtsız kalması pek mümkün değil! Michelangelo’nun Davut heykeli özelindeki bir tasarımları ise ekibin son çalışmalarından biri olarak apartman duvarına ve sokaktaki bir babaya monte edildi. Yeldeğirmeni’nde yer alan maskeli heykel büstünün şu an yerinde yeller esiyor fakat Bomonti’de ve Moda’da ekibin işleriyle karşılaşmanız da mümkün.

Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Semtlerin bellekleri, kilisenin çalınan çanları, Kalamış'ın yeni parkı, Bomonti'nin güzelleri ve dahası.
20 Eyl 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?




